Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin Gerçek Adı ve Nesebi Neydi?
Azîz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nin gerçek adı neydi, soy bağı Hz. Peygamber’e (s.a.v.) dayanıyor muydu? Kaynaklara dayanan bu yazı, Hz. Hüdâyî'nin (r.a.) ismi ve nesebi etrafındaki hakikatleri açıklıyor.
Tasavvuf tarihinin önemli isimlerinden biri olan Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin adı, unvanı ve mahlası kaynaklarda dikkat çekici anlamlar taşır.
HZ. HÜDÂYÎ’NİN GERÇEK ADI VE NESEBİ NEYDİ?
Tasavvuf târihîmizde Azîz Mahmûd Hüdâyî olarak bilinen Hazreti Hüdâyînin kendi eserlerinden1 ve devrinde yazılan kaynaklardan2 asıl adının “Mahmûd” olduğu anlaşılmaktadır.
“Azîz” ismi kendi eserlerinde kaydedilmediğine göre hayâtını yazan biyografi müelliflerinin ta’zîmen kullandıkları bir sıfat olmalıdır.3
Hüdâyî Ne Demek?
“Hüdâyî” ismi ise şiirlerinde kullandığı mahlasıdır ve şeyhi Üftâde (988/1580) tarafından verilmiştir.4 “Hüdâyî” kelimesi hidâyet ve doğru yol mânâsına gelen5 “hüdâ” kelimesinin sonuna “yâ-i nisbet” ilâvesiyle “doğru yola mensup” mânâsı kazanmış bir isimdir. Arapça telaffuzu Hüdâî iken bil-âhere hemzesi yâ’ya kalbedilerek “Hüdâyî” şeklinde kullanılır olmuştur. Bursalı Hakkı (1137/1727):
Bilen bulan Hudâ’yı
eş-Şeyh Mahmûd Hüdâyî
diyerek bu kullanışı tercih etmiştir. Hemen bütün eserlerde benimsenen bu tarzı biz de benimseyerek Hüdâî yerine Hüdâyî dedik.6 Hüdâyî’nin babasının Fadlullah b. Mahmûd isminde bir zât olduğu bilinmekte ise de mesleğinin ne olduğu ne zaman vefât ettiğine dâir bir bilgiye sahip değiliz. Ancak gerek Hüdâyî’nin eserlerinde, gerekse diğer kaynaklarda kendisinden bahsedilmediğine göre “ilmiyye” veya “sûfîyye” sınıfından olmadığına hükmedilebilir.7
Azîz Mahmûd Hüdâyî Hz. Peygamber Soyundan mı?
Bursalı İsmail Hakkı:
“Şeyh Hüdâyî, Cüneyd-i Bağdadî soyundan olmak üzere kendi lisanlarından meşhûr ve mütevâtirdir. Ve siyâdetleri dahi vardır. Ve lâkin yedlerinde senedleri olmadığı ecilden destar-bend-i sefîd olurlar imiş. Sonra zaman-ı mükâşefelerinde Cenâb-ı nübüvvet cânibinden işâret olunmağla yeşil destar sarınmışlar. Ve hâlâ Üsküdar’da türbe-i şerîfleri sandukası serinde imâmeleri ahdardır.”8 diyerek onun “seyyid” olduğuna işaret etmektedir.9
Bizzat Hüdâyî:
“Ceddim u pîrim sultân
Sensin ya Rasûlallah”10
diyerek peygamberin kendisinin ceddi bulunduğunu, ayrıca Tecelliyât adlı eserinde kaydedilen:
“1012 Receb’in 18. gecesi ulemâyı sultânu’l-vakt meclisinde gördüm. Andan sonra kendimi meclis-i Rasûl (s.a.)’de gördüm. Sen vârisimizsin deyu buyurdular.”
“1013 Cemâziye’l-âhır’ın dördüncü günü (Pazartesi) ulemâyı sultân meclisinde gördüm. Andan Hazret-i Peygamber (s.a.) meclis-i şerîflerinde oturdum. Sultân-ı Kevneyn saâdetle buyurdular ki: Sen bizim vârisimizsin.”11
Şeklindeki ifâdelerle Peygamber (s.a.)’in vârisi olduğunu belirtmektedir. Bu ve benzeri ifâdelerdeki Hz. Peygamber (s.a.)’de müntehî nesebin sulbî olabileceği gibi ma’nevî olması ihtimâli de uzak değildir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.), “Ben size babanız menzilesindeyim”12 buyurmakla ma’nevî nesebin varlığına ve peygamberlerin ümmetlerinin ma’nevî babaları olduğuna işaret buyurmuşlardır.13 Ayrıca bu ilginin Cüneyd-i Bağdadi vâsıtasıyla olduğunun ifâde edilmiş olması bu ihtimâli daha da te’yîd etmektedir. Çünkü Cüneyd-i Bağdâdî, Hz. Ali vâsıtasıyla gelen tarîkatların “serhalkası” kabûl edilmektedir. Ancak Hüdâyî’nin sâdık mürîdlerinden bulunan Halil Paşa (1039/1629)’nın vakfiyesinde Hüdâyî’den bahsedilirken “...mazhar-ı envar-ı sübhaniyye, zü’l-hasebi’z-zâhir sülâle seyyidu’l- mürselîn, mürşidü’s-sâlikîn ...” denilmesi ise bu mevzuya aydınlık getirmekte ve Hüdâyî’nin seyyid olma ihtimâlini kuvvetlendirmektedir.14
Dipnotlar:
- Tezâkir-i Hüdâyî, Süleymaniye Ktp. Fâtih Blm. 2572’deki mektuplarının sonlarındaki imzâ; Vâkıât, Selim Ağa Ktp. Hüdâyî Blm. 250’deki nüshanın üzerindeki kayıt.
- Helvacızâde Mahmûd Efendi, Lemezât-ı Hulviyye ez-Lemcât-ı Ulviyye, Süleymâniye Ktp., Hacı Mahmûd Ef. Blm., 4536, vr. 187a; Bosnevî Sarı Abdullah Efendi, Semerâtü’l-Fuâd fi’l-Mebde ve’l-Meâd, İstanbul 1288, s. 145; Atâyî Atâullah Efendi (Nev‘izâde), Hadâiku’l-Hakâik fî Tekmileti’ş-Şakâik, İstanbul 1287, II/760; Kâtib Çelebî, Fezleke, İstanbul 1287, II/113; Evliyâ Çelebî, Seyahatnâme, İstanbul 1314, I/479.
- Dipnot 2’deki kaynaklar.
- Vassaf Hüseyin (Osmanzâde), Sefîne-i Evliyâ-i Ebrâr ve Şerh-i Esmâr-ı Esrâr, Süleymaniye Ktp. Yazma Bağışlar Blm., 2304–2309, II/375.
- Âsım Efendi (Mütercim), Kâmûs Tercemesi, İstanbul 1305, III/954.
- Silsile-i Celvetî, İstanbul 1291, s. 82. Ayrıca bkz. Fuad Köprülü, İlk Mutasavvıflar, s. 269, 279, 347, 349; H. Halid Bayrı, Halk Şairleri Hakkında Küçük Notlar, İstanbul 1937, s. 55–75; Fevziye A. Tansel, “Seyyid Azîz Mahmûd Hüdâyî”, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, XV (1967), s. 1–42.
- A History of Ottoman Poetry, London 1958, I/218. Osmanlı edebiyat tarihi yazarı İngiliz Gibb (1857–1904), Hüdâyî’den “Helvacızâde” diye bahsetmektedir. Ancak Hüdâyî’nin hayatını yazan çağdaşlarının hemen hiçbirinde bu ifadeye rastlanmadığına göre, Gibb, Hüdâyî’nin babası sarayda helvacıbaşılık yapan Lemezât sahibi Helvacızâde Mahmûd Efendi (1064/1654) ile karıştırmış olmalıdır.
- Silsile, s. 82 vd.
- Hüseyin Vassaf Bey de şöyle der: “Hz. Hüdâyî, sâdât-ı kirâmdandır, şecereleri zâyi olmak hasebiyle yeşil sarınmaktan çekinir, beyaz sarık sararlar iken zaman-ı mükâşefelerinde Seyyidü’s-sâdât olan Fahr-i Âlem (s.a.) Efendimiz Hazretleri tarafından sâdâttan olduklarına ve alâmet-i sâdât olan yeşil sarık sarınmalarına emir şerefsâdır olmakla bundan sonra yeşil sarınmışlardır.” (Sefîne, III/2).
- Gülşen Mehmed, Külliyât-ı Hazret-i Hüdâyî, İstanbul 1338, s. 121.
- Selim Ağa Ktp., Hüdâyî Blm. 593, vr. 130b, 136b–137a.
- Ebû Dâvûd, Tahâret, 4; Nesâî, Tahâret, 35; İbn Mâce, Tahâret, 16.
- Ramazanoğlu Mahmûd Sâmî, Hz. İbrâhim Halîlullah, İstanbul (Fâtih Gençlik Vakfı Mat.), s. 100 vd.
- İstanbul Arkeoloji Müzesi Ktp., Yazmalar 1132, vr. 37b.
Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!