Hanımını Kaybeden Alim Emanetle Nasıl Teselli Oldu?

Hanımını kaybeden bir âlimin, Allah’ın verdiği emanetleri geri alması karşısında sabır ve teselli bulmasını anlatan ibretli kıssa.

Hazret-i Ebû Bekir radıyallahu anhʼın torunu Kâsım bin Muhammed Hazretleri şöyle anlatır:

HANIMINI KAYBEDEN ÂLİME EMANETLE GELEN TESELLİ

Hanımım vefât etmişti. Muhammed bin Kâʻb el-Kurazî tâziyeye geldi. Bana şu kıssayı anlattı:

“Bir zamanlar İsrâiloğulları’ndan âlim ve âbid bir adamın çok sevdiği hanımı vefât etmişti. O âlim buna çok üzüldü ve evine kapanıp insanlarla alâkasını kesti. İsrâiloğulları’ndan sâliha bir kadın bunu duyunca yanına gitti ve:

«–Sana soracak bir meselem var, fetvâ istiyorum.» dedi. Âlim;

«–Mesele nedir?» deyince, kadın şöyle bir suâl sordu:

«–Ben, komşum olan bir hanımdan ödünç olarak bir bilezik aldım. Onu bir müddet takındım. Şimdi bana haber gönderdiler, onu istiyorlar. Ne dersin, onlara bileziklerini iâde etmem gerekir mi?»

Âlim:

«–Evet, vallâhi vermen lâzım.» dedi.

Kadın:

«–Ama o bilezik bende bir müddet kaldı, (onu çok sevdim).» deyince âlim:

«–Olsun, sen onu emânet olarak aldığın için onların bunu geri istemeye hakları vardır.» cevâbını verdi. Bunun üzerine kadın:

«–Allah sana merhamet eylesin ey âlim! Allah, sana emanet olarak verdiği şeyi geri istediğinde, sen neden üzülüyorsun!? Üzülmeye hakkın var mı? Sana hanımını emâneten vermişti, sonra da geri aldı. Allâh’ın, onu yanında bulundurmaya senden daha çok hakkı vardır.» diyerek onu tesellî etti.

Âlim bu sözlerden ibret aldı, hakîkati gördü ve kendine geldi…” (Bkz. Muvatta, Cenâiz, 43)

Hisse:

Bu fânî imtihan âleminde sahip olduğumuzu zannettiğimiz ana-baba, evlât, mal-mülk, hattâ kendi canımız bile, vakti geldiğinde gerçek sahibinin geri alacağı birer emanettir. O hâlde hakîkatte sahibi olmadığımız bir varlık bizden geri alındığında, kendimizi helâk edercesine üzülmenin ve âdeta hayata küsmenin hiçbir faydası da lüzumu da yoktur. Zira onları bize gönderen kudret geri çağırmıştır. Veren de Oʼdur, alan da; Oʼndan geldik, yine Oʼna döneceğiz.

Bir mü’min de bir yakınının vefâtı, hastalık veya maddî imkânlarıyla ilgili herhangi bir musîbetle karşılaştığında;

“Yâ Rabbi, bu imtihan Sen’dendir, ben Sen’in takdîrinden râzıyım!” hâlet-i rûhiyesi içinde, sabır, şükür, rızâ ve tevekküle sarılırsa, sonbaharda yapraklarını döken ağaçlar misâli, birçok günahlarından temizlenir; baharda çiçek ve meyvelerle bezenen ağaçlar misâli, nice sevaplara nâil olur.

Fakat bunun aksine -hâşâ-; “Bu iptilâlar bula bula beni mi buldu? Benim ne günahım vardı ki bunlar bana revâ görüldü?..” gibi, ilâhî takdîre isyan mâhiyetinde tavırlar sergilemek, -Allah korusun- çekilen sıkıntıya ilâveten, bir de kulu bu isyânın mânevî zararına dûçâr eder.

Şunu da düşünmek îcâb eder ki küllî irâdeye teslim olmamak, zâten hiçbir şeyi değiştirmez, gideni geri getirmez. Fakat Cenâb-ı Hak, kulunun kalbini her hâlükârda rızâ makâmında gördükçe, o kulundan daha çok râzı olur ve;

“Ey itmiʼnâna ermiş (huzura kavuşmuş) insan! Sen Oʼndan râzı, O da senden râzı olarak Rabbine dön! (Seçkin) kullarım arasına katıl ve Cennetʼime gir!” (el-Fecr, 27-30) buyurur.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

HZ. MEVLANA’YA GÖRE ÖLÜM

Hz. Mevlana’ya Göre Ölüm

ÖLÜMÜ UNUTAN İNSANA İLÂHÎ İKAZ: SON NEFESE HAZIR MIYIZ?

Ölümü Unutan İnsana İlâhî İkaz: Son Nefese Hazır mıyız?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle