Aziz Mahmud Hüdâyî’den Bugüne Uzanan Vakıf Ahlâkı
Abdullah Sert Hocaefendi, Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nden hanım sultanlara uzanan vakıf mirasının İstanbul’u asırlardır ayakta tutan şefkat ve merhamet medeniyetini nasıl inşa ettiğini anlatıyor.
Bizim tarihimiz, işte bu şefkati ve merhameti müesseseleştirmiş; o müessesenin adına da vakıflar denmiştir.
Evet, Allah’ın mahlûkatına karşı şefkat ve merhametin en muazzam tezahürlerinden biri vakıflardır. Hele İstanbul, baştan sona adeta vakıflarla doludur. Yani biz vakıf toprağında yaşıyoruz, kıymetli kardeşlerim. Burası da bir vakıf… Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nin bizlere 400 sene sonrasına bıraktığı bir toprağın üzerindeyiz.
Hazret, “Ben Üsküdar’ın şu güzel tepesinde yiyeyim, içeyim, sonra gideyim.” dememiş. “Benden sonraki insanlara bir cami yapalım, buraya bir dergâh açalım; insanlar gelsin, burada Allah desinler, namaz kılsınlar, sohbet etsinler.” demiş. Çoluğuna çocuğuna bırakmamış; gelecek nesillere bırakmış bu koca araziyi. İşte bakın, burada çok güzel ve farklı hizmetler var: Talebeler kalıyor, hizmetler yapılıyor… 400 sene sonra bile Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nin defteri yazılmaya devam ediyor.
İslâm tarihindeki vakıflar, Allah Teâlâ’nın kullarında görmek istediği şefkat ve merhamet hislerinin müesseseleşerek ebediyet kazandığı içtimaî ibadet ve hizmet mekânlarıdır. Osmanlı Devleti’nde kurulan vakıfların gerçek adedini tespit etmek pek mümkün değildir. Ancak bunlardan 26.000’i tespit edilebilmiştir. Bu vakıfların yaklaşık 1.400’ü hanımlar tarafından kurulmuştur.
Hele Üsküdar’ımız, adeta hanım vakıflarının kurduğu bir coğrafyadır. Aşağı inin bakın: Mihrimah Sultan Camii, Yeni Valide Camii, Atik Valide Camii… Hepsi hanımların kurduğu vakıflardır. Yani Üsküdar, Allah’ın hanımlara sevdirdiği bir beldedir adeta.
Bu hanımefendiler sadece vakıf kurmakla kalmamış, o vakıflarda çok ince hizmetler de öngörmüşlerdir. Meselâ karşıdaki Yeni Cami’nin vakfiyesinde şöyle bir madde vardır: Kandil ve Ramazan gecelerinde bazı çeşmelerden bal şerbeti akıtılması istenir. Teravih kılanlara, caminin üç kapısından bal şerbeti ikram edilsin denir. Ramazan yaza denk gelirse, kar getirilip içeceklerin soğuk verilmesi şart koşulmuştur. Bir hanımefendinin gönlüne düşmüş: “Teravih kılanlara soğuk bal şerbeti ikram edilsin.” diye…
Bugün de burada, Hüdâyî’de pazar sabahları çorba ikramı yapılıyor. Sofrası her zaman açık. Hatta bazı kardeşlerimiz, buranın 24 saat açık kalmasını arzu ediyor. Aşağıda ihtiyaç sahipleri için berber hizmeti bile veriliyor. Bunlar, geçmişimizden kalan miraslardır.
Bu medeniyet; yetimlere mektepler, fakirlere imarethaneler, genç kızlara çeyizler, yolculara aş, hastalara şifa temin eden bir medeniyettir. Bugün bile Üsküdar’da Ahmediye İmarethanesi çalışmaktadır.
Valide sultanlar arasında hayrat bakımından en meşhurlarından biri de Bezmialem Valide Sultan’dır. Karşıdaki Vakıf Gurebâ Hastanesi’ni o yaptırmıştır. Ayrıca vakfiyesinde, hac yolundaki insanlara Şam’dan Mekke’ye kadar su ikram edilmesini şart koşmuştur. İstanbul’dan çöle su gönderen bir merhamet…
Şefkat ve merhamet, kuru bir acıma değildir; bedeli ödenen bir ahlâktır. Bu medeniyet, işte bu ahlâk üzerine kurulmuştur.
Bütün bunların mayası nedir? Allah ve Rasûlü’ne bağlılık…
İslâm hayat dinidir. Namaz hayattır, oruç hayattır, infak hayattır, merhamet hayattır. Gerçek hayat budur.
Cenâb-ı Hak bizleri bu ihsan kıvamında yaşamaya muvaffak eylesin.










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!