Ahıska Türklerinin Sürgün Edilişinin 77. Yılı

Sovyetler Birliğinin lideri Stalin, 14 Kasım 1944’te, Gürcistan’ın Türkiye sınırına yakın bölgesi Ahıska’da yaşayan Türkleri birkaç saat içinde trenlere doldurarak sürgüne gönderdi.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) lideri Josef Stalin tarafından 77 yıl önce ana vatanlarından koparılan Ahıska Türklerinin kalbinde sürgünün acısı ve vatan hasreti ilk günkü gibi tazeliğini koruyor.

Gürcistan’ın Türkiye sınırında yer alan Ahıska, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan antlaşmayla Rusya’ya bırakıldı. Bölge, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği sınırları içinde kalan Gürcistan’a bağlandı. Bu dönem, SSCB içindeki tüm Türk ve Müslüman topluluklar gibi Ahıska Türkleri için de acıların başlangıcı oldu.

Dönemin SSCB Lideri Stalin, İkinci Dünya Savaşı’nda Rus ordusunda savaşmalarına rağmen Ahıska Türkleri için sürgün kararını imzaladı. Stalin’in emriyle bir gece ansızın gelen haber üzerine doğup büyüdükleri vatanlarından zorla terk ettirilen Ahıska Türkleri, “ölüm katarı” olarak adlandırılan hayvan vagonlarına istiflenerek bilinmez bir yolculuğa çıktı.

Yine Sovyetlerin iç bölgelerine gönderilen 90 bin ile 117 bin civarında Ahıska Türkü’nün birçoğu yolda hastalıktan, açlıktan yaşamını yitirdi. Ayrı ayrı bölgelere dağıtılan Ahıska Türkleri yıllarca birbirinden haber alamadan yaşadı. Ana vatanlarından koparılan ve gittikleri yerde hayatta kalan Ahıskalıların torunları bugün Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Ukrayna, ABD ve Türkiye’de yaşamlarını sürdürüyor.

1944’te sürgün edilen Kafkas halklarından hiçbir şekilde yurtlarına dönüş yapamayanlar ise Ahıskalılar oldu. Gürcistan, Avrupa Konseyine kabul edilirken Ahıskalıların yeniden kendi vatanlarına yerleştirilmesi konusunda taahhüt altına girdi ancak bugüne kadar verilen sözleri muhalefetin tepkisi üzerine yerine getiremedi.

STALİN, KARADENİZ ÇEVRESİNİ TÜRKLERDEN TEMİZLEMEYİ AMAÇLADI

Gürcistan’ın Türkiye sınırında yer alan Ahıska, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan 1829 tarihli Edirne Antlaşması’yla Rusya’ya bırakıldı.

Rus Çarlığının yıkılmasıyla 1917 yılında yeniden Osmanlı Devleti’ne katılan Ahıska, Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşını yenilgiyle bitirmesinin ardından kısa bir bağımsızlık dönemi yaşadı. Ahıska, Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyetler Birliği arasında 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması sonucu yeniden Rusya’ya bırakıldı.

SSCB lideri Stalin, 2. Dünya Savaşı’nda Ahıskalıların Rus ordusunda savaşmalarına rağmen bu topluluk için sürgün kararı imzaladı. Stalin yönetimi, sürgünün gerekçesini “Tüm erkekleri Ruslarla cephede olan Ahıska Türklerinin, 2. Dünya Savaşı’nda Nazilerle iş birliği yapması” olarak gösterdi. Ancak Sovyetlerin dağılmasıyla, bu iddianın doğru olmadığı ve gerçek amacın başka olduğu ortaya çıktı.

SSCB kayıtlarına göre, Kırım ve Ahıska Türklerinin sürgünü, Karadeniz çevresini Türklerden temizlemek amacıyla yapıldığı anlaşıldı.

14 KASIM 1944’TE YAŞANANLAR

Ahıska Türkleri, İkinci Dünya Savaşı’nın (9 Mayıs 1945) sonuna 6 ay kala, Stalin’in emriyle Gürcistan’ın Ahıska Bölgesi’nden Orta Asya’ya sürgün etme aşamasına geçildi. Kasım başlarında Ahıska’daki 220 köyün yer aldığı Adıgön, Ahıska, Aspinza, Ahılkelek ve Bagdonovka ilçeleri askeri birlikler tarafından kuşatıldı.

Dönemin Moskova yönetimi tarafından Sovyetler Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti sınırındaki Ahıska bölgesindeki Müslümanları boşaltmak için 4 bin ila 6 bin asker görevlendirildi. Bu arada, askere alınan Ahıskalılar İkinci Dünya Savaşı’nda cephede savaşırken geride kalan kadınlar ve yaşlılar Ahıska-Borjomi demir yolu hattının yapımında çalıştırıldı.

Askerler, Ahıska bölgesinde yaşayan Türkler, Kürtler ve Hemşinlilerin yanı sıra Batum’da yaşayan Lazların evlerinin kapısını çaldı. Kamyonların eşliğindeki askerler, daha yatağında olan çoluk çocuk, sabah namazını kılan ihtiyarlara yolculuk için iki saat içinde toplanma emrini verdi.

Ahıska Türkleri, tren vagonlarının bekletildiği noktalara askeri kamyonlarla taşındı ve üç gün istasyonlarda bekletildikten sonra vagonlara bindirildi. İki saat içinde yük taşınan vagonlara bindirilen ailelerin, bir bohça eşya dışında yanına hiçbir şey almalarına izin verilmedi. Bazı aileler evlerine geri dönecek umuduyla yanına hiç eşya almazken, bazıları da un ve mısır aldı.

Dedeler ve nineler, eşyaların arasında sakladıkları Kur’an Kerim ve Osmanlıca kitaplarını yanında götürdü. Vagonlara üst üste bindirilen Ahıskalıların zorunlu yolculuğu 30 gün sürdü. Böylece, Ahıska’da, sürgüne giden halkların evleri, kıymetli ve ziynet eşyaları, kış için hazırlanan yiyecekleri, küçük ve büyük baş hayvanları kaldı.

Derme çatma vagonlarda mevsimin en soğuk ve karlı döneminde yaşanan sürgünde yaklaşık 17 bin Ahıskalı, açlık, soğuk ve hastalık nedenleriyle hayatını kaybetti. Hayatta kalan Ahıskalılar, bugünkü Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan toprakları içinde bırakıldı.

AHISKA TÜRKLERİNE SIKI YÖNETİM UYGULANDI

Sürgünün, açlığın, zorluğun ve hasretin acısını çeken Ahıskalılara getirildikleri Orta Asya’da da zulüm sürdü. Başta Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’a getirilen Ahıska Türkleri, 1956 yılına kadar sıkı yönetim rejimi altında yaşadı. Bu süre zarfında devletin imkanlardan yararlanmalarına ve oturduğu köy evinden komşu köye gitmelerine izin verilmedi.

Sovyet yönetimi, oluşturduğu çalışma kamplarında kadın, yaşlı, çocuk ayrımı yapmadan Ahıskalıları en ağır işlerde çalıştırdı, eziyete maruz bıraktı. Ahıska Türklerinin şehirlere yerleşmelerine yasak getirildi. Bulundukları yerlerden izin almadan ayrılmamaları için kural konuldu. Bu kuralı ihlal eden Ahıskalılar cezalandırıldı. Bazı bölgelere bırakılan aileler ise yerel halkların yardımlarıyla yaşama tutundu.

Gürcü asıllı Stalin’in 5 Mart 1953’te ölümünden sonra Ahıskalıların sürgününü bizzat organize eden Stalin rejiminin en acımasız güvenlik görevlisi Sovyetler Birliği Mareşali Lavrentiy Beria yeni rejim tarafından 23 Aralık 1953’te idam edildi.

AHISKA TÜRKLERİNİN ÇİLELİ HAYATI

Ahıska Türkleri için sıkı yönetim uygulaması 1956’da kaldırıldı ve Gürcistan dışında Kafkaslara dönmelerine izin verildi.

Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan topraklarında yaşayan Ahıskalıların bir kısmı Ahıska’ya yakın olan Azerbaycan topraklarına göç etti, halkın büyük bölümü ise Orta Asya’da kalmayı tercih etti.

Özbekistan’ın Fergana vadisinde yaşayan yaklaşık 20 bin Ahıska Türkü ise 5-10 Haziran 1989’da yaşanan trajik olayların ardından Rusya’nın Krasnodar bölgesine Sovyet ordusu tarafından götürüldü. Türklerin bir bölümü de Ukrayna’nın doğusuna göç etti.

Rusya’nın Krasnodar bölgesine yerleştirilen Ahıskalılara tüm vaatlere rağmen ikamet ve oturma izni verilmedi, eğitim ve sağlık hizmetlerden yararlanmaları sağlanmadı. Durumun giderek ağırlaşması sonucu Ahıskalılar çeşitli yollara başvurarak çareler aramaya başladı.

Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Göç Örgütünün yardımı ile 13 bin Ahıskalı, 2004 ve 2005 yılları içerisinde kısmen ve gönüllü olmak üzere ABD’nin çeşitli eyaletlerinde götürülerek yerleştirildi.

Ukrayna’nın doğusunda 2014’te kitlesel gösterilerin sıcak çatışmaya dönüşmesinin ardından ise Donbas bölgesinde yaşayan Ahıskalılar ateş altında kaldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ve dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın koordinasyonu doğrultusunda Türkiye’de iskan ettirilmek üzere Ahıska Türkleri, Erzincan’ın Üzümlü ilçesine ve Bitlis’in Ahlat ilçesine getirildi.

AHISKALILAR, 162 YIL SONRA ANADOLU’YA AYAK BASTI

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından 1991 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Orta Asya’daki cumhuriyetleri ilk tanıyan Türkiye Cumhuriyeti devleti oldu.

Orta Asya’da yaşayan Ahıskalılar da ülkelerinin bağımsızlıkları sayesinde 162 yıl sonra ana vatan olarak bildiği Anadolu topraklarını ziyaret etmeye başladı.

Dönemin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Ahıska Türkleriyle yakından ilgilenmesi sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından çıkarılan Ahıska Türklerinin Kabul ve İskanına Dair Kanun gereğince bir grup Ahıska Türkü 1991’de Türkiye’nin Iğdır şehrine yerleştirildi.

Bu ilk yerleştirilenler dışında Türkiye’ye kendi imkanlarıyla gitmeyi sürdüren Ahıskalılar, İstanbul, Bursa, Ankara, İzmir, Denizli, Kocaeli, Eskişehir ve Antalya gibi şehirleri tercih etti.

Ahıskalılara desteğini esirgemeyen Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurumlarından Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), Ahıskalıların sürgün anılarını canlı tutmak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla birçok projeye imza attı.

YTB ve merkezi İstanbul’da olan Dünya Ahıska Türkleri Birliğinin (DATÜB) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde 2019’da düzenlediği “Ahıska Sürgününün 75. Yıl Anma Programı” ile bir ilke imza atıldı.

Ahıska Türkleri, son 8 yılda birçok kez Türkiye Dışişleri Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının (TİKA) desteğiyle Gürcistan’ın Ahıska bölgesini ziyaret etti.

14 KASIM’I DUALARLA ANIYORLAR

Dünyanın 9 ülkesinde yaşayan Ahıskalıların sürgün acısı hiç dinmedi. Ahıskalılar, her yıl 14 Kasım sürgün günü dolayısıyla sürgün sırasında ve sonrasında yaşamını yitirenlerin ruhları için Kur’an-ı Kerim okuyor ve dua ediyor.

Ahıskalı sivil toplum örgütleri de bu tarihte anma programları düzenleyerek, 1944 ve 1945 ile daha sonraki yıllarda, Ahıskalılara evlerini açan ve ekmeğini paylaşan Kırgız, Kazak, Özbek ve Azerbaycan Türklerine teşekkür ediyor.

Kaynak: AA

İslam ve İhsan

AHISKA TÜRKLERİNİN SÜRGÜNÜ

Ahıska Türklerinin Sürgünü

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.