Uykuyu Ne ile Mayalıyoruz?
Uyku sadece bedeni mi dinlendirir, yoksa gönlü de şekillendiren bir maya mıdır? İnsan uykusuna ne katarsa, uyanıklığını da onunla mı yaşar?
Hayattaki en ilginç dönüm noktasıdır, yaşın ayakkabı numarasını geçmesi. İkinci büyük dönüm noktası ise, yaşın vücut ağırlığını geçmesidir. Eğer bu da geçilmişse, “hoş bulduk ahiret” başlar.
Hayat ne garip değil mi? "Çocuklar uyuya uyuya büyüyor, yaşlılar uyuya uyuya ölüyor." Yemek kırıntılarına karıncalar ve böcekler geliyor, karınca ve böcek olunca, yemek gelmiyor. Karıncalar bile boşa gelmiyor. Biz, neden boş yapıyoruz, boş yaşıyoruz?
“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?” (Kıyamet, 36)
Bir zamanlar “bekle bizi İstanbul” şarkısı vardı. “Bekle bizi İstanbul” denir mi? Büyüklere ve güzellere “bekle” denilmez, sessizce yanlarına gidilir. Beklemek, dışarda ve uzakta olan içindir. İçerde, nokta-i süveyda’da olan nasıl beklenir? Şarkı sözünü “Sana bele (böyle) ne oldu yar” yerine “bana bele ne oldu yar” olarak duyuyorum. Bize bele ne oldu yar!
UYKU DA MAYALANIR MI? HAYAT, İMAN VE GÖNÜL ÜZERİNE BİR TEFEKKÜR
Bir girdabın içine doğru burularak küçülmesini, derinleşmesini ve bitmesini yaşıyoruz. İçimdeki şehirde, öyle yere götürün ki beni, zaman yerinde saysın, boğazın suları dursun, martıların çığlığı yarım kalsın, kadir gecesinden çıkmış ve ba’sü ba’del mevti yaşamış olayım.
Yine karanlık çöktü. Mayalı uykular istiyorum. Mayalı ekmeği biliyorum da, mayalı uyku nasıl olur?
Neyin çoğalmasını istiyorsan, neyi çok seviyorsan onu uykuna katar, onunla uykunu mayalarsın. “Ya tutarsa” diye gölü mayalayan dedemiz var bizim. Ben de uykumu mayalamak istiyorum. Uykuyu mayalamak mı yoksa gölü mayalamak mı daha gerçekçidir?
Sütün yoğurda dönüşmesi (ev yoğurdu) ne muhteşem manzaradır. Derviş gibi bir köşeye çekilen sütün üzeri kat kat örtülmüş, hareketten, sesten, ışıktan ve konuşmadan uzak şekilde kıvama ermeyi bekler durur. Bu sessizlik, “hayra alamet değil” diyeceğim diyemiyorum. Örtülerin altında cep telefonu yoktur değil mi? Cep telefonu ve internet, nefesin tutulması, sessizlik ve nabız atışının yavaşlaması demektir. Değişim ve dönüşüm yaşamak isteyene, ev yoğurdu, çok şey fısıldar.
Çocukluğumdan biliyorum, dolabın sağ gözünde, bazen bir fincan içinde bazen de bir çay bardağının yarısı kadar yoğurt olurdu. Annem “ ona dokunmayın o damızlık (maya) derdi. Birkaç kaşık yoğurt, koca bir tencereyi mayalardı. Yasin suresi 13 ve 14. ayetlerde “Onlara şehir halkını misal ver. Şehire elçiler gelmişti. Biz, iki kişi göndermiştik ama ikisini de yalancılıkla itham ettiler. Bunun üzerine bir üçüncüyle destekledik.” diye buyurulur. Koca bir şehirin mayalanması için iki tane elçi yeterli olmakta, onlar yalanlanınca, yüzler, binler değil sadece bir kişi artarak imanla mayalayacak insan sayısı üçe çıkarılmaktadır. Bir şehire üç kişi yeter mi? Maya sağlam ise yeter. Şehir bir tarafta dursun, onlarca ülkeye, onlarca şehire yeten mübarek bir insanı bulmalıyız. Yüzü “bu yüzün sahibi yalancı olamaz” dedirten güzellikte olmalı. Onu görünce “Değil bir şehiri, bütün dünyayı imanla, islamla, muhabbetle mayalama gayretinde” demeli, ona hayran hayran bakmalıyız.
Hayır ve şer kanallarındaki herkes mayalama ve çoğaltma derdinde. Cebrail hayatla, Azrail ölümle mayalar. Firavunun ölümle mayalanması su; Nemrut’un ise sinekle oldu. Şeytanlar, küfürle; nebiler ve veliler de imanla mayalar. Besmele, hamdele ve salavatla sözümüzü, işimizi mayalarız. Gönülden çıkan bir “Elhamdülillah” ise mayalamanın başarısını gösterir. Ezan, göklerden gelen mayalama çağırısıdır. Antlar, marşlar, şarkılar da, yediden yetmişe herkesi mayalamak içindir. Selam vermek, tebessüm etmek, hayır dua etmek de mayalamaktır. “Önce söz vardı” değil mi? Allah dilediği zaman kün (ol) der ve oluverir. Bir bakarsın, mayalama dönemi bile olmamış.
“Et-tayru bi’t-tayri Yusad-kuşu, kuşla avlarlar” der. Yine aynı anlamda bizler de “para, parayı çeker”, “çivi, çiviyi söker” ve “uyku, uykunun mayasıdır” demişiz. Uyku ile mayalanan diğer uyku ne olur? Sahibini uyuttukça uyutur. Tıpkı, konuştukça konuşmak, yedikçe yemek, sevdikçe sevmek, oynadıkça oynamak gibi. Çalışmak başarının, içki bütün kötülüklerin, hüzün diğer hüznün mayasıdır. Çok yiyen insan, güçlü kuvvetli olmaz. Çok konuşan kimse, çok anlaşılan insan değildir. Çok uyumak, çok dinlenmek anlamına gelmez.
“Uyku mayası diye bir şey var mı?” diye yapay zekaya sordum. Bebeklere bir ninni ve uyku ilacı önerdi. Yapay zeka da, ne aradığımı bilmedi. Uyumadan önce papatya çayı, "uyku yorgansız, kahve dumansız olmaz" gibi fiziki şeyler değil, mayadan kastım. Uyku mayasından anladığım Allah Rasûlü’nün (s.a.v.) sünnetidir. Uykudan önce abdest alınır, dişler temizlenir, Felak, Nas, Ayete’l Kürsi okunur ve sağ tarafa yatılır. Uykudan kalkış da, dua, hamd ve besmele ile olur. Gönül, ne ile ve kim ile uykuya dalmışsa uykuda yine onunla olunur. Uykusunu israf eden, uyanıklığının kıymetini hiç bilemez. Uykusunu muhabbetle mayalamayan uyanıklığında soğuk taş gibidir. Uykudan ve uyku mayasından nasibimiz ne kadar? “Nasipsiz it, kurban bayramında gavur mahallesinde gezermiş” atasözü destursuz giriş yapıyor. Ona “burada şimdilik yerin yok, seni başka zaman ağırlayayım” diyorum.
İnsanın duygu ve düşünceleri her zaman kendisini gösterir. Rüyalarını ve uyku düzenini bile etkiler. Aç tavuk rüyasında kendisini mısır ambarında, fare de peynir tulumunda görsün. İnsan ne görür? İnsan ne görmeli? Uyku mayamız nedir bizim? Dede Korkut’un çağları aşan uyarısı hep canlıdır: “Oğuz’un başına ne gelirse uykuda gelir.” Bizim de gönlümüze de ne gelirse, ya uykuda, ya da iki uyku arasında gelir.
Kaynak: Adem Şahin, Altınoluk Dergisi, Sayı: 478









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!