Tefekkür 3 şey içindir

Tefekkür üç şey içindir: Marifet, hal ve ilim. Fakat amel hâle tâbi, hal de marifete tâbi, marifet de tefekküre tâbidir. Demek ki tefekkür bütün iyiliklerin aslı ve anahtarıdır. Üstünlüğü bununla ortaya çıkar.

Cüneyd Bağdâdî kuddise sirruh buyurur:

– Meclislerin en şereflisi ve en yücesi, tevhid meydanında düşünerek (tefekkür ederek) oturulan, mârifet rüzgârı ile serinlenen, muhabbet kâsesi ile dostluk deryâsından içilen, Allah’a hüsn-ü zan ile nazar eylenen meclislerdir.

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahü anhdan: Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:

– Gözlerinizin ibadetten nasibini veriniz. Sordular:

– Ey Allah’ın Rasûlü, gözlerin ibadetten nasîbi nedir? Buyurdular:

– Kur’ân’a bakmak (okumak) onun üzerinde düşünmek ve acâiplerinden öğüt, ibret almaktır.

İshak İbni Halef anlatır:

– Dâvûd Tâi mehtaplı bir gecede, bir dam üzerinde bulunuyor, göklerin ve yerin esrârı hakkında düşünüyordu. Bu sırada semâya bakıyor ve ağlıyordu. Bir ara bir komşusunun evine düştü. Ev sahibi onu hırsız sandı. Yatağından kalktı, eline kılıcını alarak onun üzerine yürüdü. Fakat onun Dâvûd Tâî olduğunu görünce geri döndü kılıcını bıraktı ve geri geldi. Dâvûd Tâî’ye sordu:

– Seni damdan kim attı? O şu cevabı verdi:

– Bunun farkında değilim.

Bişri Hafî kuddise sirruh buyurur:

– Eğer insanlar, Allah’ın azameti hakkında düşünmüş olsalardı, O’na isyan etmezlerdi.

MARİFET NURU TEFEKKÜRDEN MEYDANA GELİR

Bazı mukaddes kitaplarda şöyle yazılıdır:

– (Allah buyurur:) Ben her hikmet sahibinin sözünü kabul etmem. O kimsenin içindeki düşüncesine ve gayretine bakarım. Eğer kastı ve gayreti benim için ise sukûtunu tefekkür, konuşmasa bile sözünü şükür kabul ederim. İnsan zulmet ve cehâlet içinde yaratılmıştır. Bu bilgisizlik içinde, kendini bu zulmetten ve karanlıktan çıkaracak ve ne yapması gerektiğini ve bunlara hangi yoldan gideceğini bilmesi için bir nûra, ışığa muhtaçtır. Maksada kavuşmak için dünya tarafından mı ahret tarafından mı gidileceği, yahud kendi kendisiyle mi yoksa Allah Teâlâ ile mi meşgul olunması gerektiği ancak marifet nûrû ile anlaşılır. Marifet nûru ise tefekkürden meydana gelir. Karanlıkta yolda yürüyemeyen bir kimse, çakmak taşı ile elindeki mumu yaksa, bu mum sebebiyle hali değişir, görmeye başlar. Yolu yol olmayandan ayırır ve yürümeye başlar. Bunun gibi asıl olan o iki ilim ve onların birleşip meydana getirdiği üçüncü ilim iki çakmak taşı gibidir.

TEFEKKÜR ÜÇ ŞEY İÇİNDİR

Tefekkür çakmak taşlarını birbirine vurmak gibidir. Marifet ise, onlardan gelen ışık gibi olup onunla kalbin hali değişir. Kalbin hali değişince iş ve ameller de değişir. Meselâ âhiretin daha iyi olduğunu görüp, sırtını, arkasını dünyaya, yüzünü ahirete döndürür. O halde tefekkür üç şey içindir: Marifet, hal ve ilim. Fakat amel hâle tâbi, hal de marifete tâbi, marifet de tefekküre tâbidir. Demek ki tefekkür bütün iyiliklerin aslı ve anahtarıdır. Üstünlüğü bununla ortaya çıkar.

HER ŞEYİ ALLAH YARATMIŞTIR

İmam Gazâli kuddise sirruh: “Kimyâ-ı Saâdet” kitabında buyurur ki:

Var olan her şeyi Allah Teâlâ yaratmıştır. Hepsinde şaşılacak haller, bilinmeyen özellikler ve intizam vardır. Göklerin ve yerlerin zerrelerinden hiç bir zerre yoktur ki, kendini yaratanı tesbih etmesin, takdis etmesin:

“İşte sonsuz kudret, işte sonsuz ilim” demesin. Bunlar anlatılabilenlerden daha sonsuzdur. Belki bütün denizler mürekkep, ağaçlar kalem ve bütün mahlûklar kâtip olsa ve uzun seneler oturup yazsalar, yazacakları söylenmesi icap edenin yanında pek az kalır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:

“– Ey Habîbim de ki: Rabbimin sözleri için denizler mürekkep olsa, Rabbimin sözleri bitmeden deniz biter. İkinci bir deniz getirsek yine biter.” (Kehf sûresi: 109)

Kaynak: Altınoluk Sohbetleri, 6, s.14, Sâdık Dânâ, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

TEFEKKÜR NASIL YAPILIR?

Tefekkür Nasıl Yapılır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.