Namazda Sûreleri Okurken Neleri Tefekkür Etmeliyiz?
Namazda okunan Fâtiha ve sûrelerin anlamlarını tefekkür ederek kulluk şuurumuzu nasıl güçlendirebiliriz?
Kıyamda, Fâtiha Sûresi’ni okur ve ardından Kur’ân-ı Kerim’den bir sûre yahut en az üç âyet veya üç kısa âyet uzunluğunda bir âyet tilâvet ederiz.
Böylece, namazda dâimâ Kur’ân ile Allâh’ın yüce kelâmı ile irtibatımızı muhafaza ederiz.
Kur’ân okumak, başlı başına Cenâb-ı Hak ile mükâleme imkânıdır. Hadîs-i şerifte buyurulur:
“Sizden birisi Rabbi ile münâcât ve mükâlemeyi (O’na yalvarıp O’nunla konuşmayı) severse huzûr-i kalp ile Kur’ân okusun.” (Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, I, 13/360)
FÂTİHA SÛRESİ’NDE TEFEKKÜR EDİLMESİ GEREKEN HAKİKATLER
İstiâze ile Hazret-i Âdem’den beri insanlığın düşmanı olan şeytanın şerrinden Allâh’a sığınırız. Şeytanı sadece sözle değil, onu uzaklaştıran her türlü taşlama fiiliyle defetmeye azmederiz. Besmele ile her hayırlı işe Cenâb-ı Hakk’ın inâyeti ile başlamak azim ve kararlılığını gösteririz.
Elhamdülillâh deyince; nâil olduğumuz, saymaktan âciz olduğumuz, sonsuz maddî ve mânevî nimetleri hatırlar, onlara hakkıyla şükretmenin imkânsızlığı karşısında, Rabbimiz’e âciz hamd ve şükürlerimizi takdim ederiz.
Allah Teâlâ’nın Âlemlerin Rabbi olduğunun ifadesi; Cenâb-ı Hakk’ın zâtî sıfatlarının sonsuz olduğunu bize telkin eder. Ne kadar âlem var? Meçhul!.. Rabbimiz’i bu şekilde hamdetmek bize melekût âlemini, muhteşem kâinâtı, melekler, cinler ve sâir mahlûkat içinde, biz insanoğluna verdiği kıymeti ve bizim bu kıymet karşısındaki mes’ûliyetimizi tefekkür ettirir.
er-Rahmân ve er-Rahîm isimlerini tefekkür edip, Cenâb-ı Hakk’ın engin rahmetine ilticâ ederiz, biz de merhamet ve şefkatli bir rahmet insanı olmak husûsuna niyet ederiz.
Din gününün, hesap gününün mâliki olduğunun itirafı ise, hiç hatırımızdan çıkarmamamız gereken âhireti bize hatırlatır. Kıyâmet ve âhiret, çok zorlu, çok sıkıntılı bir gündür. En ufak bir hesap bile önümüze gelecektir.
FÂTİHA’DA KULLUK, İSTİKAMET VE SIRÂT-I MÜSTAKÎM
Yalnız Allâh’a kulluk / ibâdet ederiz. Kulluk etmek; sadece ibâdet değildir, muâmelât, muâşeret, ukubât gibi hayatın bütün safhalarında Cenâb-ı Hakk’ın tâlimatlarına titizlik içinde riâyet etmektir.
Yalnız Allah’tan yardım isteriz. Bu iki cümlenin ard arda gelişi bize şu hakikati anlatır:
Cenâb-ı Hakk’a ne kadar kulluk edersek, Rabbimiz’in yardım ve inâyetine o kadar nâil oluruz.
Tarihe baktığımızda hulefâ-i râşidîn devri, Ömer bin Abdülaziz dönemi, Osmanlı’nın ilk üç asrı ve Endülüs’ün ilk üç asrı gibi devirlerde toplum olarak Allâh’a kulluk yaşandığı ve yaşatıldığı için, Cenâb-ı Hakk’ın da yardım ve inâyeti tecellî etmiştir.
Bu cümlelerdeki ifadelerin cemî / çoğul gelmesi de, bize cemaat ve ümmet olma şuurunu aşılar.
Bizi Rabbimiz’in rızâsına ve cennetine götürecek Sırât-ı Müstakîm’e hidâyet / doğru yola eriştirilmek, her dâim niyâzımızdır.
Sırât-ı Müstakîm’in ölçüsü, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in 23 senelik nebevî hayatıdır, O’nun sünnetidir. Hayatımızı dâimâ, O’nun üsve-i hasene olan hayat ölçüleriyle mîzân etmek durumundayız.
Bu kutlu ve nurlu yol, Rabbimiz’in nimet verdiği;
- Peygamberler,
- Sıddîklar,
- Şehidler ve
- Sâlihlerin yoludur. Onların yoluna uymalıyız;
Gazaba uğrayan Yahudilere ve dalâlete düşen Hristiyanlara asla benzememeliyiz, İslâm karakter ve şahsiyetini korumalıyız.
Zira onlara benzemek, onların menfî hâllerinin ve fecî âkıbetlerinin -Allah korusun- bize sirâyet etmesine sebep olur.
ZAMM-I SÛRELERDE TEFEKKÜR EDİLMESİ GEREKEN HAKİKATLER
Zamm-ı sûrelerde de Rabbimiz’in tâlimatlarını tefekkür ederiz:
Asr Sûresi, zamanın kıymetini, Hümeze Sûresi, gıybetin ve infâk etmeden mal yığmanın fecî âkıbetini, Fil Sûresi, Ebrehe gibi kibirlenen fesat ehline Cenâb-ı Hakk’ın verdiği cezayı, Kureyş Sûresi, nâil olduğumuz nimetlerin şükrü için kulluk borcumuzu bize hatırlatmalıdır.
Mâûn Sûresi; kıldığımız namazların seviyesini yükseltmezsek, riyâ ve cimriliğe dûçâr olursak uğrayacağımız âkıbeti ifade eder.
Kevser Sûresi, Rabbimiz’in Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e verdiği kıymetin bir ifadesidir. Havz-ı Kevser’de Efendimiz ile buluşabilmek için, O’nun sünnetine sarılmamız îcâb eder.
Kâfirûn Sûresi, dinden asla taviz vermemek şuurunu perçinler.
Nasr Sûresi; nâil olduğumuz hayır ve muvaffakiyetleri Cenâb-ı Hakk’a izâfe edip, kusurlarımız için istiğfâr etmemiz gerektiğini, başarılardan nefsimize asla pay çıkarmamamız lâzım geldiğini anlatır.
Tebbet Sûresi; İslâm’ın, «lâyıkına muhabbet ve müstehakkına nefret» esasını ne güzel tâlim eder. Efendimiz’in amcası dahî olsa; İslâm düşmanına lânet, bir sûre olmuştur.
İhlâs Sûresi, tevhîdin özüdür. Ehadiyyet sırrıdır.
Felâk ve Nâs Sûreleri, her türlü şerîrin şerrinden bilhassa sinsi şeytanın vesvesesinden Rabbimiz’e sığındığımız sûrelerdir.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mü'minin Hayatında Namaz ve Zekât, Yüzakı Yayıncılık









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!