Cansız Varlıklar da Allah’ın “Ol!” Emrini Duyar mı?

Kâinattaki ilâhî nizam, cansız varlıkların hâl lisânı ve gönül gözüyle hakikati idrak etmek üzerine tefekkür.

Kâinattaki ilâhî nizam ve program, “Ol!” emir ve tâlimâtının neticesidir. Eğer cansızlar, Allâh’ın “Ol!” emrini duymamış, bunu idrâk etmemiş olsalardı, o zaman bu ilâhî ihtarların mânâsı anlaşılmazdı. Fakat mâdemki canlı-cansız bütün varlıklara “Ol!” emri verildi; bu demektir ki, ilâhî emirleri yalnız insanlar değil, cansızlar da duyarlar.

GÖNÜL GÖZÜYLE KÂİNATIN HAKİKATİNİ İDRAK ETMEK

Bir et parçasından ibâret olan dilimiz, ifâdelerimizi kelâm hâline getirmiyor mu? Yediklerimiz ve içtiklerimizin lezzetini bize haber vermiyor mu? Bütün kâinatta ne varsa, duyar, hisseder, hâl lisânı ile konuşur. Duymayıp hissetmeyenler, ancak gönül mahrumu gâfillerdir.

İblis, gâfillerin gönlüne zan dolu, buzdan bir şüphe koyar. Bu şüphe de, onların bütün vicdanlarını ve iz’anlarını dondurur. Gözleri, şekilleri zâhiren görürse de, mânâlara ve derinliklere karşı perdeli olur. Böylelikle içlerindeki iblis ve nefs-i emmâre, bunları mukadder bir uçurumda âdeta intihar ettirir.

Gâfillerin, mânevî âlemlere karşı duyarsız ve kopuk olmaları; onların ruhları ile Allah arasındaki bağları keser ve o bedbahtları vahim bir idrâksizliğe sürükler.

Dolayısıyla yalnız kuru bir akılla yola çıkanların idrâkleri kıtlaşır. Lâkin kâinattaki hâdiselerin sırf dış görünüşlerini değil, iç âlemlerini de görebilme sırrına ermiş olan irfân ehli, hiçbir şekilde aklın çıkmazlarına takılmaz. Bu Hak dostlarının, görüş, biliş, seziş ve duyuşları, dağları ve taşları bile kendilerine hayran bırakır.

CANSIZ VARLIKLARIN HÂL LİSÂNINI GÖNÜL GÖZÜYLE ANLAMAK

Gönül gözleri görmeyenler, yalnız akıl yolunu körün değneği gibi kullanmak zorunda kalırlar. Bu değnek, onların taşlara çarpıp yuvarlanmalarını önlerse de, bu gidiş, elbette önünü gören insanın yürüyüşündeki emniyet gibi olamaz.

Gerçek körler, cesede âit gözleri âmâ olanlar değil, gönül gözleri kapalı olanlardır. Yoksa ceset gözü kapalı, fakat kalp gözü açık öyle has kullar vardır ki, onlara öteler ötesi ayândır.

Zâten Rabbimizʼin en yüce hikmeti şudur ki; kendisini ve hikmetlerini, gönül gözüyle görenlere gösterir.

Cansızların neler söylediğini, ağaç dallarından yükselen tesbîh seslerini, gönülsüz, kuru bir akılla anlamaya çalışmak, beyhûde bir yorgunluktur.

Hazret-i Mevlânâ’nın ifâdesiyle cemâdat, hâl lisânı ile der ki:

“Ey gâfil insan! Biz cansız varlıklar olduğumuz hâlde, ilâhî kudret bize hareket ve mârifet vermiştir. Bize diğer bütün canlıların yapamayacağı hünerleri yaptırmıştır. Senin ağzın ve dilin de cansız bir cisimken Allah ona kelâmların her türlüsünü söyletmiyor mu? Öyleyse insan idrâk etmez mi ki, Hüdâ istediği zaman neden hurma ağacına bir hasret, bir hicran ve bir sevdâ kasîdesi söyletmesin?..”

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Muhabbetteki Sır, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

KÂİNATI HAKİKATEN TEFEKKÜR EDİYOR MUYUZ?

Kâinatı Hakikaten Tefekkür Ediyor muyuz?

TEFEKKÜR 3 ŞEY İÇİNDİR

Tefekkür 3 Şey İçindir

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle