Herhangi Bir Kusur Görebilir Misin?

Mülk suresi 3-4. ayetleri nasıl anlamalı ve amel etmeliyiz? Ayetlerde verilen misallerden kasıt nedir? Mümince bakış nasıl olmalıdır? Tefekkürün önemi nedir?

“Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner.” (el-Mülk, 3-4)

TEFEKKÜR VE İBRETLE BAK!

Ne müthiş bir azamet tecellîsi!..

Rabbimiz, çevremizdeki her şeyden misaller veriyor. Yiyeceklerimizden misal veriyor. İstifade edilen hayvanâtın, meyvelerin, tahılların, sütün ve balın yaratılışını tefekkürle ve ibret nazarıyla temâşâ etmeye çağırıyor.

Ancak bütün bu tefekkür ve ibretten istifade; ne beynin, ne gözün ne de kulağın işidir. Bunun için, mânevî ufukları, îmân ile, takvâ ile açılmış bir kalp lâzımdır. Bir mü’min; bütün bu hakikatleri, ancak kalp ufku açıksa telâkki edebilir. Nasıl bir odanın dört duvarı tuğlalarla kapatıldığında, orası kapkaranlık bir zindana dönerse; kalp de gaflet perdeleri tamah, hırs, kibir, benlik, şehvet, gazap sis ve dumanlarıyla dolar, günah ve isyan kirleriyle kararırsa; bu hakikatlere, abus ve alık bir şekilde bakan, hantal ve duygusuz bir varlık hâline gelir.

Kanadı kırık yaralı kuş; rakik bir kalp için, merhamet ve şefkati galeyâna getirecek bir manzaradır. Fakat aynı manzara, aç bir kedi için kolay bir avın sevincini ifade eder.

Zâhirî ilimde mesafe kat ettiği hâlde, mânevî bir fayda elde edemeyen ilim adamlarının hâli de böyledir. Onlar her şeyde, maddî bir menfaat, pazarlanacak, sömürülecek, yok edilecek bir kâr gördüler.

Kedilerin önüne kebaplar konsa iştahla yemeye başlarlar. Lâkin önlerinden bir fare geçtiği zaman o kebapları bırakır, fareye koşarlar. İşte terbiye olmamış nefsin hâli de böyledir. Saâdeti bırakıp sefâlete koşar.

İşte dünyaya zebûn olmuş sözde âlimler de bunca ilâhî hakikati idrâk etmez de ancak necâset hükmündeki menfaati görürler.

Nitekim, böylelerinin hırsları yüzünden dünyada birçok mahlûkātın soyu tükenme tehdidiyle karşı karşıya kaldı. İsraf ve zulümlerle, karada ve denizde fesat, bozulma ve kirlenme meydana geldi. İlmin kazandırdığı terakkî ve ilerleme; sadece bir katilin, artık bıçak yerine tabanca kullanmaya terfî etmesinden ibaret oldu.

Onların «bilim»deki ilerlemesine hayran olan müslümanlardan da; tıpkı onlar gibi, faydasız zâhirî bir ilim ve fenni tek gaye zannedenler çıktı.

İnsana, îmânını ve ihlâsını takviye için verilen ilim; îmansızlığa vasıta edilmeye çalışıldı. Din ve ibâdet, Hakk’ın emrini tutmak; cahillerin işiymiş gibi sunuldu.

Bu menfaatperest ilim anlayışı, iktisâdî hayata da intikal etti. Globalleşen dünyada prensip; “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler!” oldu. Bunun gerçek mânâsı:

“Altta kalan ne olursa olsun!..”

Sistem, insanı öyle bir hâle getirdi ki... Merhameti yok, şefkati yok, gözyaşı yok ve vicdan ufku karanlık ve kapalı...

Bugün makine adlı demir parçasının terakkîsine medeniyet diyorlar. Hâlbuki bu medeniyet, Âkif’in ifadesiyle; tek dişi kalmış canavar...

Günümüzde meselâ tahrip gücü çok yüksek bir bomba îcâd ediliyor. Bu bombayla, hiçbir suçu olmayan anne ölüyor, evlât ölüyor, hayvanat ölüyor, hattâ nebâtat ölüyor. Bu dünya; insanı, hodgâmlaştırdı, vahşîleştirdi. Suriye ve Gazze bunun en bâriz misali. Tek dişi kalmış vahşî bir medeniyet. On dört asır öncesinin câhiliyyesindeki zalimler ile şimdikiler arasında sadece gardırop farkı var, sadece eşya farkı var.

ESAS FETİH KALPLERİN FETHİDİR

Hâlbuki esas fetih, kalplerin fethidir. İslâm’ın fütuhâtı yalnız gönüllerin fethidir. Buna tarih şahittir.

Diğer yandan insanlık, ilim ve teknikte ne kadar ilerlerse ilerlesin; insanî ihtiyaçları aynı kaldı. İnancın, huzurun ve mâneviyâtın boşluğunu hiçbir şey doldurmadı.

Allâh’ı tanımayan, O’nu inkâr eden, O’na kulluk etmeyen bir insan; hangi ilim dalında neyin profesörü olursa olsun; Allah nazarında, mü’minler nazarında, câhildir, abustur, alıktır, nâdandır ve ahmaktır. Onun ilmi de faydasız bir ilimdir.

İnsanın vazifesi, önce Allâh’ı tanımak ve O’na kulluk etmektir. Bütün ilimler bu gayeye hizmet etmek için vardır. Cenâb-ı Hak, kulun uyanmasını istiyor. Hastalanmış, gaflete düşmüş kalplerimizin şifâ bulmasını istiyor.

Rabbimiz, bizleri; hayatını helâl üzerine binâ eden, ibâdetlerini zâhir ve bâtın ölçülerinde edâ eden ve şahsiyetini bu mükemmel hasletlerle tezyîn edebilen, bu vesile ile rahmet-i ilâhiyyeye mazhar olarak, cennete kabul edilen hakikî mü’minlerden eylesin...

Rabbimiz; cemâlî sıfatlarıyla muttasıf olarak, Zâtıyla ve Rasûl-i Zîşânı’yla kalbî beraberliğe erişebilen bahtiyar kulları zümresine bizleri de ilhâk eylesin. Âmîn!..

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mekteb-i Âlem, Kâinat, İnsan ve Kur’ân, Yüzakı Yayınları

İslam ve İhsan

İNSAN KENDİ YARATILIŞINI NEDEN TEFEKKÜR ETMELİ?

İnsan Kendi Yaratılışını Neden Tefekkür Etmeli?

GÖKYÜZÜNÜ TEFEKKÜR ETMENİN FAZİLETİ

Gökyüzünü Tefekkür Etmenin Fazileti

GÖKLERİN YARATILIŞI İLE İLGİLİ AYETLER

Göklerin Yaratılışı ile İlgili Ayetler

GÖKLER NASIL YARATILDI?

Gökler Nasıl Yaratıldı?

ALLAH KÂİNATI NEDEN 6 GÜNDE YARATMIŞTIR?

Allah Kâinatı Neden 6 Günde Yaratmıştır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle