Dünya Hayatı Neden İnsana Süslü Gösterilir?

Dünya hayatının neden süslü gösterildiğini ve dünyaya aldanmamanın, âhireti unutmamanın önemini anlatan kıssalar ve öğütler.

“Sor, İsrail oğullarına, onlara nice açık âyetler verdik. Allah’ın nimetini, geldikden sonra kim onu tebdil ederse (yani küfrederek nimetin tebdiline sebeb olursa) bilsin ki Allah muhakkak azabı pek çetin olandır.

Küfredenlere dünya hayatı pek süslü gösterildi. İmân edenleri maskara etmek istiyorlar. Hâlbuki Allah’a itaat edip O’nun vikayesine girenler kıyamet gününde onların üstündedirler. Allah kimi dilerse ona hesabsız rızık verir.” (Bakara Suresi, 211-212)

DÜNYA HAYATININ SÜSÜNE ALDANANLAR

Gözlerine dünyâ hayâtı süslü gösterilenler Abdullah bin Mes’ud, Ammar bin Yâsir, Suheyb bin Sinan, Hubeyb bin Adiyy, Bilâl bin Rebâh el-Habeşî gibi mü’minleri alaya almaya başladılar. Bunları beyinsiz addederek istihkar ederler ve: “Şu zavallılar dünyâ lezzetlerini terk ettiler, türlü ibâdetlerle de kendilerine eziyet veriyorlar, rahatlarından oluyorlar” derlerdi.

Dünyâ hayatının insanların gözüne nasıl müzeyyen gösterildiğine misâl olarak şu kıssa anlatılır:

İsâ -aleyhisselâm- beraberinde bir yahûdi ile sefere çıkmışdı. Yanında üç aded çörek vardı. Bir müddet sonra İsâ -aleyhisselâm- üç aded çöreği yahudiye emaneten vererek: “Bunlar biraz sende dursun” dedi. Yahudi bir tarafa çekilip bunlardan, birini yalnız başına yedi. Birkaç zaman sonra İsâ -aleyhisselâm- “O üç çöreği ver” dedikde iki çöreği uzatdı. “Üçüncüsü nerede?” diye sordukda: “Zâten iki tane idi” dedi. İsâ -aleyhisselâm- yahudiye yalanını ikrar ettirmeye azmetdi. Yola devam ettiler. Biraz gitdikden sonra üç parça külçe altın buldular. Yahudi bunları görünce hemen İsâ -aleyhisselâm-’a:

– Haydi bunları taksîm et, dedi. İsâ -aleyhisselâm- da:

– Şu biri senin, diğeri benim, üçüncüsü de üçüncü çöreği yiyen arkadaşımızın diye taksîm etti. Yahudi sabredemeyip:

– Üçüncü çöreği yiyen benim dedi. İsâ -aleyhisselâm-:

– Öyle ise benden uzak ol artık. İnsaniyet derecen bu kadarmış. Bu üçü de senin olsun, deyip ondan ayrıldı.

Çok geçmedi üç tane hayırsız geldi. Beraberce anlaşıp Yahudi’yi oracıkta öldürdüler. Sonra o sırada acıkmış bulundukları için, içlerinden birini yiyecek bir şeyler alıp gelmesi için şehrin çarşısına gönderdiler, O gidince geriye kalan ikisi onu öldürüp üç altını üçe değil ikiye taksim etmek üzere anlaştılar. Ve dediler ki: “O çarşıdan dönüp geldiği zaman onu öldürürüz, altını ikiye taksim ederiz, onun nasibini de biz almış oluruz.” Çarşıya giden arkadaşları da onları öldürüp altının hepsini almayı düşünerek aldığı yiyecekleri içine zehir koyarak getirdi. Zehiri de bol koydu ki çabuk ölsünler.

O çarşıdan dönüp geldiği sırada diğer ikisi el birlik hücum ile onu öldürdüler. Sonra oturup ölüsü yanında onun getirdiği yiyeceği yediler. Daha yiyecekler bitmeden onlar da oracıkta öldüler.

Bir müddet sonra İsâ -aleyhisselâm-’ın yolu bunlara uğradı: Üç parça altın, yanında yatmakta olan dört ölü. İsâ -aleyhisselâm- hayretler içinde onlara bakarken Cibril indi ve olanları anlattı.

– İşte dünyâ budur. Şu insanlar niye bunun zînetine aldanıp kendilerini böyle perişan ediyorlar, dedi.

Akıllı olana gerekli olan dünyânın çokluğuna aldanmamak, mal toplamaya ehemmiyet vermemek, âhirette biçmek için dünyâda amel tohumları ekmektir. Zirâ dünyâ, âhiretin tarlasıdır. Zenginliklerinin gururu ile zenginlerin, fakirleri hakîr görmemesi ve onlarla alay etmemesi gerekir. Çünkü bu vasıf kâfirlerin vasıflarındandır. (M. Sâmi Ramazanoğlu, Bakara Suresi Tefsiri, s. 254)

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sayı: 486

İslam ve İhsan

DÜNYAYA DAİR PEYGAMBERÎ BAKIŞ

Dünyaya Dair Peygamberî Bakış

MÜMİN NEFSİNE VE DÜNYAYA KARŞI NASIL MÜCAHEDE EDER?

Mümin Nefsine ve Dünyaya Karşı Nasıl Mücahede Eder?

ZAHİD OLMAK VE ZÜHD İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Zahid Olmak  ve Zühd ile İlgili Örnekler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.