Ticaret Ortaklığı Nedir?

Ticaret ortaklığının delili nedir, kaç çeşit ortaklık vardır?

Kur’an ve sünnette, “ortaklık” konusunu düzenleyen çok sınırlı bilgi vardır. Aşağıda bunların başlıcalarını vereceğiz. Bir âyette ortaklıkların en zayıf yönüne şöyle dikkat çekilir: “Doğrusu ortakların çoğu, birbirlerinin haklarına tecâvüz ederler. Ancak iman eden ve salih amel işleyenler bunun dışındadır, bunların sayısı ise ne kadar da azdır!” [1]

Bir kudsî hadiste şöyle buyurulur: “Allah buyurur ki, iki ortaktan birisi, diğerine hainlik etmedikçe, ben onların üçüncüsüyüm. Onlardan biri diğerine hıyanet ederse, ben aralarından çekilirim.” [2]

İnsanlar İslâm’dan önce de birbirleriyle ortak işler yapıyordu. Nitekim Hz. Peygamber de, gençlik yıllarında Hz. Hatice ile böyle bir ticaret ortaklığı yapmış, bu işteki dürüstlük ve başarısı evliliklerinde etkili olmuştur. Hadiste şöyle buyurulur: “Hz. Muhammed, Peygamber olarak gönderildiğinde, insanlar ortaklık muamelesi yapıyorlardı. O, onları onayladı.” [3] “Şirkette, kârın paylaşılması ortakların belirlediği şartlara göre olur. Zarara katlanma ise sermaye oranlarına göredir.” [4]

Şirket ortaklarının belirleyip onayladıkları, İslâmî hükümlerle çelişmeyen “ana sözleşme maddeleri”, yöneticiler ve ortaklar için bağlayıcıdır. Çünkü mü’minin, verdiği sözlere ve yaptığı antlaşmalara, karşı taraf bozmadığı sürece uyma zorunluluğu vardır. “Ey iman edenler ! Akitlerinizi yerine getiriniz.” [5] ”Verdiğiniz sözü yerine getirin, çünkü verilen sözde sorumluluk vardır.” [6] âyetleri bunu gerektirir. Hz. Peygamber’in şu hadisi, bu konuda genel bir ilkeyi belirler: “Müslümanlar kendi aralarında belirledikleri şartlara uyarlar. Ancak haramı helâl, helâli haram kılan şart bunun dışındadır.” [7]

İslâm’da şirketler genel olarak mülk ve akit şirketi olmak üzere ikiye ayrılır. Mülk şirketi; miras, bağış ve vasiyet gibi bir yolla, birden çok kişinin bir mala ortak olmasıdır. Burada her bir ortak diğerinin izni olmadıkça, ortak malda tasarruf edemez.

Akit şirketi ise, sözleşme ile meydana gelen ortaklıklar olup, sekiz çeşittir.

ORTAKLIK ÇEŞİTLERİ

1) Müfâvada ortaklığı:

İki ve daha çok kimse, aralarında tam eşitlik üzere, şirket sözleşmesi yaparak, şirket sermayesi olabilecek bütün mallarını ortaklığa tahsis ettikleri halde, sermaye miktarları, kâr ve zarara katılma oranları eşit olarak belirlenmişse, böyle bir şirket türüne “müfâvada şirketi” denir. Bu şirket; kardeşler ve birbirine çok güvenen sermaye sahipleri arasında kurulabilen, hadislerde bereketinden söz edilen bir ortaklıktır.[8] Burada ortaklar birbirinin hem vekili ve hem de kefilidir.[9] Bu, günümüzde uygulanan Kollektif şirketlerden daha güçlü bir şirket türüdür. Çünkü ortakların sorumluluğu, şirket sermayesi olabilen bütün mal varlıklarını kapsar.

2) İnan ortaklığı:

İki ve daha çok kimsenin eşit veya farklı miktarlarda sermaye koyarak, ticaret yapmak ve elde edilecek kârı aralarında paylaşmak üzere ortaklık kurmasıdır. Burada ortaklar kârı, aralarında belirledikleri şartlara göre paylaşırlar, zarara ise ilke olarak sermaye oranlarına göre katlanırlar. Şirketin işlerini yürüten veya şirkette çalışan ortak, maaş yerine kârdan pay alabileceği gibi, yıl sonu kârına mahsûben avans niteliğinde maaş da alabilir. Şâfiîlere göre ise, şirkette çalışan kişi maaş karşılığında çalışır.

Ortakların payları şirketin tüm mal varlığı üzerinde olduğu için, dönem sonlarında yapılacak “yeniden değerlemelerle”, şirketin anapara ve kâr miktarını hesaplamak gerekir. Bu reel değerlerin “hisse senetleri” ne yansıtılması durumunda da gerçek bir piyasa, ya da borsa değeri ortaya çıkar. Başlangıçta anapara altın veya istikrarlı bir döviz olarak belirlenmişse, gerçek kârı hesaplamak güçlük doğurmaz.

3) Kredi ortaklığı (Vücuh şirketi):

Sermayesi olmayan, fakat toplumda itibarı bulunan iki ve daha çok kişinin veresiye mal alıp peşin satmak veya mal pazarlamak yoluyla elde edecekleri kârı paylaşma esasına dayanır. Burada her ortak, zarar riskine katıldığı oranda kârdan pay sahibi olur.

4) İş gücü ortaklığı (Sanâyî’ veya ebdân şirketi):

İki ve daha çok kimsenin mal ve sermaye yerine iş ve mesleklerini ya da teşebbüs güçlerini birleştirerek kuracakları ortaklık türüdür. İki müteahhidin ya da iki terzinin birleşerek, birlikte taahhüt işleri almaları durumunda, birinin aldığı iş diğerini de bağlar ve dönem sonu kârını paylaşırlar, zarar olursa ona da birlikte katlanırlar.

5) Emek-sermaye ortaklığı (Mudârabe):

Bir tarafın iş gücünü, diğer tarafın sermayeyi koyarak oluşturdukları şirket türü olup, kârın paylaşılma oranları sözleşmeyle belirlenirken, zarara yalnız sermaye tarafı katlanır. Ancak zarar olursa, emek tarafı bir şey alamayacağı için onun da emeği boşa gitmiş olur. Zararın meydana gelmesinde işletmecinin (emek tarafı) kasıt, kusur veya ihmali (teaddî) olursa, onun da zarara katlanması gerekir. Mudarabe’de, sermaye sahibi; yapılacak ticaret çeşidi, yerle ilgili sınırlama ve süre koyma gibi bir takım şartlar koymuşsa, işletmeci­nin bunlara uyması gerekir. Ayrıca sermaye sahibi, işletmecinin anlaşma esaslarına uyup uymadığını her zaman denetleme hakkına sahiptir.

Günümüz finans kurumları emek-sermaye (mudarabe) ortaklığı esasına göre çalışmaktadır. Kurum, işletmeci (mudarib) sıfatıyla, yatırılan tasarrufları fâizsiz yollarla vade sürelerine göre işletip, dönem sonlarında elde edilen kârın yaklaşık %20 kadarını almaktadır. Geri kalan %80 lik bölüm de, para yatıranlara sermayeleri oranında dağıtılmaktadır.

6) Ziraat ortaklığı (Müzâraa):

Bir taraftan arazi, diğer taraftan çalışma olmak üzere, çıkacak ürünün tarafların serbestçe belirleyeceği oranlarda paylaşılması esasına dayanır. Toprak sahibi ve işletmeci yanında, işletme masraflarını üstlenen üçüncü bir kişi veya finans kurumu ile birlikte de böyle bir ortaklık tesis edebilir. Bu takdirde tarım kredisini veren kişi veya kurum, faiz yerine, çıkacak üründen pay alacağı için bereketli ve helâl bir kazanç almış olur.

7) Bağ-bahçe ortaklığı (Müsâkât):

Meyve bahçesi sahibi ile, bu bahçenin sulama ve bakım işlerini üstlenecek kişi arasında, elde edilecek ürünü paylaşmak üzere yapılan bir ortaklık çeşididir. Burada da üçüncü bir ortak olarak sermaye sahibi veya finans kurumu fonu devreye sokulabilir. Çıkan ürün paylaşılacağı, ürün olmazsa, ortaklar ürünü paylaşma oranlarına göre zarara katlanacağı için burada da fâiz söz konusu olmaz.

8) Ağaç dikimi ortaklığı (Mugârase):

Meyvesi olmayıp, yalnız kerestesinden yararlanılan meşe, kavak, çam vb. ağaç türleri üzerinde de ortaklık sözleşmesi yapılabilir.[10]

Sonuç olarak, yukarıda belirttiğimiz şirket çeşitleri ve nitelikleri dikkate alınarak, müslümanlar arasında kurulacak bir ortaklıkta, şirket ana sözleşmesi hazırlanırken helâlı haram, haramı helâl kılacak maddelerin konulmamasına özen gösterilmelidir. Bununla birlikte günümüz ticaret şirketlerinde kâr dağıtımı, hisse senetlerinin değeri, alım-satımı, sermaye artırımı, şirketin yönetimi, faizli kredi kullanımı, holdingleşme, holdinge bağlı şirketlerin kendi aralarındaki ticaret ilişkileri, şirketin devri, fesih veya tasfiyesi gibi ortakların birbirinin hakkına tecavüz etmesine imkân veren muâmelelerin İslâmî hükmünü uzmanından sorup araştırmak, işadamının hedefi olmalıdır.

Dipnotlar:

[1] Sâd, 38/ 24. [2] Ebû Dâvud, Büyû’, 26. [3] Ebû Dâvud, Büyû’, 35; A. İbn Hanbel, III, 367. [4] Zeylâî, Nasbu’r-Râye, III, 475. [5] Mâide, 5/ 1. [6] İsrâ, 17/ 34. [7] Buhârî, İcâre, 14; Tirmizî, Ahkâm, 17. Son cümle yalnız Tirmizî rivâyetinde vardır. [8] bk. İbn Mâce, Ticârât, 83. [9] bk. Kâsânî, Bedâyi’, VI, 60 vd. ; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, III, 369 vd. [10] Geniş bilgi için bk. Hamdi Döndüren, İslâmî Ölçülerle Ticaret Rehberi, İstanbul 1998.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

İSLAM’DA TİCARET

İslam’da Ticaret

İSLAM’DA TİCARET MALINDA BULUNMASI GEREKEN ÖZELLİKLER

İslam’da Ticaret Malında Bulunması Gereken Özellikler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.