İslam’da Ticaret Malında Bulunması Gereken Özellikler

Satılan bir malda hangi nitelikler bulunmalıdır? İslam hukukuna göre ticaret mallarında bulunması gereken özellikler.

Üzerinde akit yapılacak bir malda şu beş şartın bulunması gerekir:

a) Değerli (mütekavvim) bir mal olması. İslâm’da mallar mütekavvim ve gayri mütekavvim diye ikiye ayrılır. Yenilmesi, içilmesi veya kullanılması caiz olan mallar birinci gruba girer. Bunların üretilmesi ve ticaretinin yapılması caizdir. Domuz eti, şarap, ölmüş hayvan eti gibi yenilmesi veya içilmesi yasaklanan şeylerin ise üretimi ve ticaretinin yapılması caiz bulunmaz. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Allah içki, leş, domuz ve putların satışını yasaklamıştır.” [1]

b) Yeme içme dışında kendisinden yararlanılabilir bir mal olması. Bu yüzden yararlanılamayan haşerelerin ve yırtıcı hayvanların satışı caiz değildir. Ancak bunlar ilaç yapımı gibi insan veya hayvanlar ya da bitkiler için yararlı hâle gelirse, nitelik değiştirir, üretimi ve ticaretinin yapılması caiz olur. Zehri veya derisi için yılan beslemek bu niteliktedir.

c) Malın miktarının ve niteliklerinin bilinmesi gerekir. Ancak ölçüp tartmadan tahmine göre satımlarda miktarın bilinmesi gerekmez.

d) Malın, satıcının mülkiyetinde olması veya veli, vekil gibi satışa hukuken yetkili kimsenin satışı yapması gerekir. Bu yüzden vakfedilmiş olan veya başkasına ait bulunan bir malı izinsiz olarak satmak caiz değildir.

e) Müşteriye teslimin mümkün olması gerekir. Bu yüzden henüz tutmadan denizdeki balığı veya havadaki kuşu satmak caiz değildir.

Dipnot:

[1] Buhârî, Büyü, 24, 103, 105, 112, Salât, 73, Tefsîru Sûre, 2/49-52; Müslim, Müsâkât, 69, 70-72, Eşribe, 83.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

İSLAM’DA TİCARET

İslam’da Ticaret

İSLAM'DA TİCARET NASIL OLMALIDIR?

İslam'da Ticaret Nasıl Olmalıdır?

İSLAM'A GÖRE TİCARETTE KAR ORANI NEDİR?

İslam'a Göre Ticarette Kar Oranı Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.