Allah dostlarının tevâzu ve ihlasla dolu dünyasını anlatan ibretlik misaller...
Halime Demireşik’in hidayet öyküleri, Genç Dergisi’ne bu yıl abone olacaklara verdiği bir hediye kitap oldu. Zarif kapağı, dolu dolu içeriği ve güzel bir mizanpajla hazırlanmış kitap, geniş bir önsözün ardından “Hidayet Nasip midir, Gayret mi?” başlıklı bir giriş yazısıyla devam ediyor. Daha sonra Türkiye’den ve Dünya’nın dört bir tarafından İslâm’ı arayan, bulan ve İslâm’da kendini bulan insanların duyguları, düşünceleri ve hatıraları paylaşılmış.
Bazen inandırmak için çok emek verirsin; fakat anlatamazsın. Bazen de hiç ummadıklarını Allah, bir rüyâ ile mutmain edip sana sevk eder, şaşarsın. Niceleri kayıptır, sende sanırsın. Nicelerini de hiç bilmezken, sende bulursun. İşte bunları fark edince, bıraktım gereksiz uğraşmaları. Artık sadece işime bakıyorum… Ve şüphesiz büyük hızla, kabre doğru akıyorum.
Kur’ân’ın ve sünnetin anlaşılıp yaşanmasında, âlimlerin ve emîrlerin (idarecilerin) rolü vardır. Onların emirleri yalnızca Allah'ın kurallarına bağlılıkları çerçevesinde bizim itaatimizle karşılık bulabilir.
Ben çocuğum, bana Allâh’ı sevdir, bir de Kur’ân’ı öğret!.. Başka bir şey söylemene gerek yok. Çünkü vakti zamanı gelince, sevdiğimi üzmemek için elimde geleni yaparım. Çok sevdiğim için ihmal de etmem.
Asr-ı saadet, yani “mutluluk çağı” diyoruz, Peygamber Efendimizin ve ashâb-ı kirâmın yaşadığı döneme… Acaba neden mutluluk çağıydı, hiç düşündük mü?
Mevlânâ'nın Mesnevi eserinde geçen hâl dili ile yapılan dua...
Duânın kabul olunması umulan yerler ve zamanlar vardır. Bunlar, üç mescidde (Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksâ’da) ve bilhassa Kâbe’yi görünce, tavafta Mültezem’in yanında, Kâbe’nin içinde, Zemzem kuyusunun yanında ve zemzem içerken, Safâ ve Merve Tepeleri’nde sa’y ânında, makâm-ı İbrahim’in arkasında, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da şeytan taşlama ânında ve peygamberlerin kabirleri yanında yapılan duâlardır.
Yaratılış mâceramızı baştan sona tefekkürle okuduğumuzda bunun her bir kısmının “Esmâ-i Hüsnâ” ile sarılıp-sarmalandığını görürüz. İnsan; hikmetle seyredeni hayretler içinde bırakan, Cenâb-ı Hakk’ın bir sanat harikasıdır. Zerre kabîlinden bile olmayan bildiklerimizle bunu anlayıp aktarmaya çalışırken, Rabbimiz, her satırda farklı pencereler açtı önümüze...
Sosyal medyada sözün çoğaltılması, görüntü ve sesli materyallerin çoğaltılmasının insanî ve İslâmî bir sorumluluğu var mıdır? Bu soruya fıkhî bir cevap verilebilir. Ancak konuyu Efendimiz'in (s.a.v.) “Kişinin her duyduğunu söylemesi, kendisine günah olarak yeter.” hadîs-i şerîf çerçevesinde düşündüğümüz zaman biraz dikkatli olmamız gerekiyor.