Allâhʼa ve âhirete îmân eden merhametli bir anne-baba, evlâtlarının dünya ile âhiret saâdeti karşı karşıya geldiğinde, hiç tereddüt etmeden dünyayı elinin tersiyle iter ve âhireti tercih eder. Deryayı bırakıp damlayı almak ahmaklığına düşmez. “Evlâtlarım bu dünyada tıka basa doysun da, isterse âhirette zehir-zıkkım yesin!” diyemez. “Bugün dünya istikbâli parlak olsun da varsın âhirette yüzü karalardan olsun!” diyemez...
Çocuklarımızın kusursuz olmasını istiyorsak, kusursuz anne-baba olmaya gayret etmeliyiz. Peki aileler çocuk terbiyesinde ne gibi hususlara dikkat etmelidirler ki kusursuz olmalılar...
Osmanlı İmparatorluğu'nda taşralarda iffet ve istikâmet aynı derecededir.
Tefekkür, sadece insana değil, bütün mahlûkata verilmiş, hayâtî bir kâbiliyettir. Bu kâbiliyeti, her varlık, kendi dünyası içinde ve kendi yaratılışına uygun bir şekilde kullanır. Ağırlık merkezi de daha ziyade ten ve nefsâniyet plânına âittir. Yiyip içmek, daha iyi, daha rahat yaşayabilmek ve nesli devâm ettirebilmek gibi hususlar ön plândadır.
Bugün "Asrın Projesi" olarak nitelendirilen Marmaray, İstanbul boğazında "Hüdayi Yolu" olarak bilinen deniz yolunun altına inşa edildi. Peki, hem denizcilerin yıllardır kullandığı hem de Marmaray'ın altından geçtiği bu deniz yolunun hikmeti nereden geliyor?
Allah Resûlü’nde fânî olan Hazret-i Ebûbekir (r.a.) kötülüğe af ve iyilikle muâmelenin kâ’bına varılmaz numûnelerini sergilemiştir:
I. Ahmed Han zamanı, devletin toprak genişliği bakımından doruk noktasında olduğu bir devirdir. Dünya kralları, bu devletin ihtişâmı karşısında eğiliyor ve sadrâzamların eliyle tâc giyiyorlardı. Osmanlı'daki hürriyet Batılı yazarların kitaplarına konu oluyordu...
Allah’a ve âhiret gününe îmânın en mühim semeresi, merhamettir. Merhametten de infak, hizmet, cömertlik, affedicilik gibi güzel hasletler zuhûr eder.
Her türlü kusur karşısında affa meyletmek, fazîlet zannedilmemelidir.
Kelime-i tevhîd, Allah’tan başka ibâdete lâyık hiçbir varlığın olmadığını ilan etmektir. Bir anlamda fâniliğin içine girmek ve hakikatte “Bâkî” olanın ancak Allah olduğunun şuur ve idrâkine ermektir.