Mekke fethedildiğinde Ebû Cehil’in oğlu İkrime kaçmıştı. Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- önceden yaptığı bütün kötülükleri bir kenara bırakarak ona eman verdi ve yanına çağırdı.
Hiçbir hayırlı gelişme hakkında ümitsiz olmayın. Olmaz demeyin. En beklenmedik ve en umulmadık mevzularda bile, eğer Cenâb-ı Hak dilerse neler olmaz ki! O dilediğinde, kaskatı taşların içinden bile, nice billûr şelâleler akıtmıyor mu? O dilerse ateşi gülistana çeviriyor. O dilerse, en olmazlar dahî, olur hâle geliyor. Velhâsıl müslüman; bedbin/kötümser olmayacak, nikbin/iyimser olacak.
Râbıtanın lügatteki mânâsı, bağ, alâka ve vuslat demektir. Aslında kâinâtta râbıtasız hiçbir mahlûk yoktur.
Kalpler, hayatın akışı içinde yaşama sevinci ile ölümden ürperiş gibi iki müthiş zıtlığın içinde çalkalanır durur. Dâimî bir akış hâlinde olan hayat ve ölümün hakîkî mânâları idrâk edilmeden, yaratılış sır ve hikmeti ile insanın gerçek mâhiyeti de kavranamaz.
Cihan nizâmının kıvamı ve ahlâk yapısının devamı, her zaman ve ancak kalbî hayatta derinleşmekle mümkündür. Seviyesi yükselen milletler, mânevî rehberler olan gönül sultanlarına izzet ve hürmet etmişler, onların izlerini takip etmeyi nîmet bilerek saâdet ve huzura ermişlerdir.
Her hususta sabır zarûrîdir. İbadette devamlılık için sabır… İsyâna karşı, nefse ve nefsânî arzulara karşı sabır… Musîbetlere, çilelere, belâlara karşı; rızâyı zedelememek, gönül hoşnutluğunu muhafaza için sabır…
1. Ahmed Hân’ın cenâzesinin yıkanması için mürşidi Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri dâvet edildi. Bu davete Hüdâyi Hazretleri şu şekilde cevap verdi...
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’nin yeni kitabı Câfer-i Sâdık -rahmetullahi aleyh- okuyucuyla buluştu.
Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri buyurur: “Kim beni seviyorsa, Sünnet-i Seniyye’ye ittibâ ve hüsn-i hâtime hususunda muvaffak olmam için duâ etsin! Ben de aynı şekilde ona duâ ediyorum.”[1]
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi Kur'ân-ı Kerim ve Rasulullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in rehberliklerinden bahsediyor...