Tevâzû; alçak gönüllü olmak, daha geniş mânâsıyla hakkı kabul edip ona boyun eğmektir.
Osmanlılar, kendilerini yeni bir devlet addetmeyip Hazret-i Peygamber'in (sallâllâhu aleyhi ve sellem) Medîne-i Münevvere’de kurmuş olduğu devletin bir devamı sûretinde telâkkî eylemek basîretini göstermişlerdir.
Unutulmamalıdır ki peygamberler dahî zelle işlemiş, onun ıztırâbı ile tevbe ve istiğfâr içinde yaşamış, böylece kendilerine beşerî acziyet tattırılmıştır. Çünkü mutlak üstünlük ancak Allâh’a âittir. Acziyetten müstesnâ ve münezzeh olan yalnızca O’dur.
Bir müʼminin, muhtaca infâk edecek hiçbir imkânı yoksa, en azından onu tesellî etmelidir. Zira Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede "قَوْلاً مَيْسُوراً" buyuruyor. Yani hiçbir şey veremiyorsan, hiç olmazsa tatlı bir dille, gönül alacak, tesellî edecek birkaç söz söylemeyi emrediyor. (Bkz. el-İsrâ, 28)
Peygamber Efendimiz, hayırda acele etmenin ehemmiyetini, kendi örnek hayâtında sergilediği sayısız fazîletlerle tebliğ buyurmuşlardır.
Hazan mevsiminde yapraklarını tek tek döken bir ağaç gibi, şu fânî dünya hayatında günlerini çarçabuk tüketmekte olan bir kula yakışan en güzel haslet, tevâzûdur, haddini bilmektir.
Âdem -aleyhisselâm-’ın kıssasından alınacak ibretler...
Altınoluk Dergisi, Şubat 2016 sayısıyla birlikte 30’uncu yılını doldurdu. 360 aydır okuyucularıyla birlikteliği devam eden derginin bu ayki kapak konusu "Marifetullah Neden Gerekli?" başlığını taşıyor.
Şeyh Edebali Hazretleri’nin en büyük eseri, birçok zevât-ı kirâmın yaptığı gibi kitaplar değil, birbirini takip eden îman ve İslâm yolunda seferber mücâhid nesiller olmuştur. Bu anlamda 623 senelik Osmanlı cihan devleti de Edebali silsilesinin böyle bir gönül eseridir.
Gururla geldiği dergahtan tevazuyla ayrılan Sultan...