Osmanlı tarihini yazmış olan yerli ve yabancı bütün müellifler, daha ziyâde zâhirî sebepler ve hâdiseler üzerinde dururlar. Ancak bu sebepler ve hâdiselerin bir de derûnî iklîmi, yani iç dün yası vardır ki bunun asıl özü ve mayası, ilk kuruluş yıllarında çok daha net olarak görülür. Bu ilk kuruluş yılları ise, ekseriyetle menkıbelere ve halk rivâyetlerine dayanan bir millî mîrastır.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, tasavvufta mânevi hâli kaybetmenin 3 sebebini anlatıyor…
Dînin gâyesi, Hakk’a lâyıkıyla kulluk edecek, güzel, zarîf, hassas ve derin insan yetiştirmektir. Bu kemâl, ancak tefekkür ve tehassüs itibâriyle ulvî mertebelere ulaşabilenlerde gerçekleşir.
İslâm ahlâkının temelini teşkil eden hizmet, nefsin hodgâmlığından kurtularak diğergâm bir rûhla mahlûkâta yönelmek sûretiyle Allâh’ın rızâsını aramaktır.
Çanakkale destanının yıllar sonra ortaya çıkan hikmet ve ibret dolu, bereketli bir neticesi olan hâdise.
Allâh Teâlâ’nın kullarını imtihân etmesi, O’nun Hazret-i Âdem’i yaratmasıyla birlikte tatbîk mevkîine koyduğu bir murâd-ı ilâhîsidir.
Lider Eğitim Derneği tarafından bu yıl pilot uygulama olarak hayata geçen "Lise Başkanları Kampı" Anadolu’nun muhtelif 12 ilinden 64 lise başkanının katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirildi.
Yüzakı Dergisi Şubat [2016] sayısında "ruhun baharını" arıyor.
Cenâb-ı Hak, insan neslinin atası olan Âdem -aleyhisselâm-’ı mahlûkâtın en mükerremi kılarak cennette yaratmıştır.
Allâh Teâlâ, Hazret-i Âdem ve Havvâ -aleyhimesselâm-’ı yarattıktan sonra onların her türlü nîmetlerle dolu cennette yaşamalarına, yasak ağaç dışında cennetin nîmetlerinden istedikleri şekilde istifâde etmelerine müsâade etti.