Tasavvufu, Cenab-ı Hakk'ı kalben tanıyabilme sanatı olarak açıklayan Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, 9 maddede tasavvufu anlatıyor.
Ubeydullah Ahrâr Hazretleri, bütün gelirlerini, medreselerdeki ulemâya, talebelere; tekke, zâviye ve câmilerdeki sûfîlere; yolculara, ihtiyaç sahibi müslümanların istifâdesi için tesis edilen vakıflara akıtırdı.
Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri buyurur: “Şeytanın, akıllarıyla oynadığı kişiler gibi, Allah Teâlâ’nın fazlına güvenerek ibadetleri terk etme!”[1]
Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hayâtı üzerine yemin etmiştir. Yüce ismini, O’nun ismiyle birlikte zikretmiş ve mü’min bir kul olmayı, O’nun nübüvvetine îman şartına bağlamıştır. Huzûrunda seslerin yükseltilmesine râzı olmamış, mübârek isminin sıradan bir isim gibi zikredilmesini istememiştir. Bütün bunlara ilâveten kendisinin ve meleklerinin, O’na çokça salâtü selâm ettiklerini bildirerek ümmet-i Muhammed’in de aynı şekilde O’na bol bol salât ü selâm getirmelerini fermân eylemiştir.
Ubeydullah Ahrâr Hazretleri varlıkta ve yoklukta mütevâzı ve müstağnî yaşamayı tercih etmiş, dünya nîmetlerinden el çekerek kendini bütünüyle mârifetullâh’a teksîf etmişti. O, insanlara her fırsatta hizmet eder, aralarında hiçbir ayrım yapmazdı. Hizmetine karşılık bir şey vermesinler diye de gizlice oradan ayrılırdı.
Osmanlı'yı dünyanın efendisi yapan sır nedir?
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, bu dünyaya niçin geldiğimizi ve tefekkür etmemiz gerektiğini anlatıyor...
İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe Hazretleri, sükûtunun uzunluğu ve derinliğiyle meşhurdu. Bu bakımdan yaptığı tavsiyeler, onun bu hâlinin yani uzun sükût ve derin tefekkürün bir yansımasıydı.
Allah Resûlü nâzil olan âyet-i kerîmeleri hemen, önce erkek sonra da kadın sahâbîlere okurdu. Müslümanlar da gelen vahyi ezberler, bir kısmı da yazarak yanlarında muhafaza ederlerdi. Bu ashab-ı kiram arasında öyle bir hava yaratmıştı ki sahâbeden biri evine girdiğinde hanımı ona derhâl şu iki suâli soruyordu...
Fatihler daima aranıyor. Çanakkaleʼnin, İstiklâl Harbiʼnin o yiğit, îmanlı erleri ve îmanlı kumandanları dâimâ aranıyor. Bu güzel bir arayış. Fakat bu arayışlar, insan yetiştirme ve ruhları ihyâ etme şeklinde tecellî ederse meyvesini verir. Bu da dînî ve millî duyguları yaşayıp yaşatmakla mümkündür.