Ubeydullah Ahrâr Hazretleri bütün ömrünü, halkın irşâdı ve hayır hizmetleriyle geçirdi. Fıkarât, Risâle-i Havrâiyye, Risâle-i Vâlidiyye, Ruka‘ât (Mürâselât) gibi kıymetli eserler kaleme aldı.
Rasûlullah Efendimiz, âdeta kıyâmetin ayak sesleri olan alâmetler arasında, “zinâ” ve “binâ”nın çoğalmasını ifâde buyurmuşlardır. Günümüzün umûmî manzarasını seyrettiğimiz zaman; maalesef ahlâksızlığın arttığını, yüksek binâların çoğaldığını görüyoruz. Zinâ ve ahlâksızlık, toplumun huzur ve mâneviyâtına âdeta zehir serpiyor. Yükselen binâlar ise, mâneviyâtı zaafa uğrayan şehirlerimizin âdeta mezar taşlarını andırıyor.
Hadis-i şeriflerde yer aldığı itibariyle; kimlere şehit denilebilir?
Ubeydullah Ahrâr Hazretleri’nin, Orta Asya’dan tayy-i mekân ederek İstanbul’un fethine iştirâk ettiğini, torununun oğlu Hâce Muhammed Kâsım şöyle naklediyor...
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi inasanın yaratılış gayesini anlatıyor...
Ubeydullah Hazretleri, ibadetlerin temelinin yediğimiz şeylerle çok yakından alakalı olduğunu; gördüğünüz bütün zevksizliklerin ve perişanlıkların, çoğu zaman şüpheli gıdâlar yemekten kaynaklanduğını söylüyor.
Ubeydullah Ahrâr Hazretleri’nin şu sözü, sahip olduğu merhamet ufkunun yüceliğini ifâdeye kâfîdir: “İnsanın akrabalarına üzüldüğü gibi, Allâh’ın yarattığı herhangi bir şeye zarar geldiğinde ona da üzülmesi lâzımdır.”[1]
Doğruluk, müʼminlerin en mühim vasıflarındandır. Yalan söylemek ve vaatten caymak ise münâfığın vasfıdır. Peki büyük günahlar nelerdir?
Hayatta binbir imtihan hadiseleriyle karşı karşıya olan insanoğlu, kendi iç âleminde ciddî bir şuur ve tefekkür iklîmine girmek zorundadır. İnsanın idrâk gücünü aşan ebediyet yolculuğunun muammasını sırf âciz bir akıl ile çözmenin imkânsızlığı ise meydandadır. Bu yüzden hayatın bu girift imtihan yolculuğunda beşer idrâkinin, ilâhî beyânların İrşadına şiddetle ihtiyâcı vardır.
Cenâb-ı Hak, hayâtiyet sahibi her şeyi su ile yarattığını bildirir. Peki suyu bu denli önemli kılan sır nedir?