Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, gönlünü, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in kalp âlemini yansıtan berrak bir ayna hâline getirmişti. Bu itibarla o, Peygamber Efendimiz’de fânî olmanın en müşahhas numûnesi oldu. Bu fânî oluş sâyesinde de, Fahr-i Kâinât Efendimiz’e âit her şey, onun kalbinde çok derin bir mânâ kazandı.
İyi bir âlim çok ibadet eden bilgisiz kişiden daha değerli ve faydalıdır. Kıssamızdaki câhil âbidin hem kendisini hem de kendisine akıl danışan kimseyi mahvetmesi, şuurlu âlimin ise hem kendisini hem de kendisine akıl danışanı kurtuluşa götürmesi bunu göstermektedir.
Her şeye taşıdığı değer kadar itibar edilmelidir. Geçici olanın sevgisi de geçicidir. Allah ise Hayy (diri), Kayyûm (her şeyi görüp gözeten) ve lâ yemût (ölümsüz)dür. Gözü ve gönlü Bâki olana çevirmek, hep O’nun rızasını gözetmek en akıllı iştir. Kalıcı olanın peşinde koşmak yorgunluk ve pişmanlık getirmez.
Allahüteala “İyilik edene, yaptığı iyiliğin on misli mükâfât verilir. Kötülük yapan da yaptığının dengiyle cezalandırılır” [En`âm sûresi (6), 160]buyuruyor. Peygamber Efendimiz ise “Kim bir hayır işlemek ister de onu yapamazsa, kendisine bir sevap yazılır. Yaparsa on sevap yazılır. Kim de bir kötülük yapmak ister de yapmazsa, ona hiçbir şey yazılmaz. Yaparsa bir tek günah yazılır” (Müslim, Îmân 259). Bir iyiliğe kat kat sevap verildiği halde, bir kötülüğe sadece bir günah yazılması İslâm’dan başka hiçbir din ve sistemde olmayacak bir imkândır.
Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de mü’minlerin kardeş olduğunu beyan buyurur.[1] Efendimiz de din kardeşleri arasında sağlam bir muhabbet bağı tesis edilmeden kâmil bir îmâna ulaşılamayacağını bildirir.[2]
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretlerine Allah'ın ikram ettiği 8 şey...
Nisa sûresindeki âyet-i kerîme ile insanın kâinattaki temel misyonu ya da İslâm ahlâkının özeti veriliyor diyebiliriz. Çünkü Allah’a kul olmanın gereği budur; burada sayılan sorumlulukları öncelikle yerine getirmektir
Fucûr, nefsânî arzulara esir olma; takvâ ise, kalbi mâsivâdan koruyarak Rabb’e yaklaşabilme gayretidir. Bu iki zıt vasfın malzemeleri ekseriyetle aynıdır: Akıl, zekâ, idrâk; mal, makâm, evlâd… vesâire.
İzmir'de, eşinden kalan 600 lira emekli maaşıyla geçinen 70 yaşındaki Nebiha Acar, zor şartlarda yaşamaya çalışan Suriyeli aileyle eşyalarını ve ekmeğini paylaşıyor.
Erzincan'da bir evin bodrum katında yalnız yaşayan felçli Seyhat Cankut, bir grup gönüllü gencin destekleriyle evine yapılan engelli asansörü sayesinde evden çıkma imkanına kavuştu.