Üç Şehîdin Îsârı

Yermük Harbi’nde üç şehidin örneksiz isarı ve çıkarmamız gereken dersler.

Yermük Harbi’nde bir bakraç su, üç şehîdin ortasında kaldı. Hepsi de sıcak kumlar üzerinde bir yudum suya hasret iken, o suyu önce kardeşine ikrâm etmenin hazzıyla şehâdet şerbetini içti.

Bu hususta Dâvûd-i Tâî -rahmetullâhi aleyh-’in kıssası da çok mânidardır:

Kendisi de uzun zamandır et yemeği yemediği hâlde, kendisine talebesinin getirdiği yemeği, yetimlere göndermiş, talebesinin ısrarı üzerine şu muhteşem cevabı vermiştir:

“–Bu eti biz yersek, bir müddet sonra dışarı çıkar. Lâkin yetimlere ikrâm edersek, Arş-ı âlâya çıkar!..”

Kardeşini, nefsine tercih etmekten bir an dahî gafil olmak, bir rahmet insanı için çok büyük bir günah olarak görülmüştür. Öyle ki;

Seriyy-i Sakatî Hazretleri’ne;

“–Üstâdım! Yangın çıktı, mahalle yandı, yalnız sizin ev kurtuldu!” diye bir haber geldi.

Hazret, Cenâb-ı Hakk’ın kendisine olan bu lutfu karşısında;

“–Elhamdülillâh!” dedi.

Lâkin, evi yanan kardeşlerine bir an olsun bîgâne kaldığı için çok üzüldü. Otuz sene sonra dahî hâlâ, bir gönül dostuna;

“–Bir lâhza din kardeşlerimin ızdırâbından gafil kaldığım o ân için otuz senedir tevbe etmekteyim.” diyerek gönlündeki derin pişmanlığı dile getirmekteydi.

Kendisi aç iken, başkasını doyurmanın fazîleti âyet-i kerîmelerde de şöyle medh ü senâ edilmiştir:

“Onlar; kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

«–Biz sizi Allah rızâsı için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimiz’den (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız!» (derler).

İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Bir rivâyete göre, bu âyette bahsedilen kişiler, Hazret-i Ali ve Hazret-i Fâtıma idiler. Üst üste üç gün, kapıya gelen ve; «Allah için!» diyerek isteyen yoksul, yetim ve esire ellerindeki tek yiyeceği verip su ile iktifâ ettiler.

Âyette; ikramda bulunanların, muhataplarından teşekkür istemedikleri tebârüz ettirilmiştir. Çünkü ikrâmın zirvesi; ikrâm edenin, ikrâmı kabul edene teşekkür içinde olmasıdır.

Ebu’l-Leys Semerkandî Hazretleri; bu hâlin, sadece bir nezâket değil, aslında uhrevî bir hakikat olduğunu şöyle ifade eder:

“(Bir infâk esnasında) veren, alana teşekkür edâsı içinde olmalıdır. Çünkü alanın nasîbi, dünyevî ihtiyacın giderilmesidir. Verenin nasîbi ise uhrevî ve sonsuz lütuflar ile Cenâb-ı Hakk’ın rızâsıdır. Böyle olunca; veren, alandan daha kârlı durumdadır. Onun için de muhatabına teşekkür etmelidir.”

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Eylül, Sayı: 259

İslam ve İhsan

BAŞKASINI KENDİNE TERCİH ETMEK (İSAR) İLE İLGİLİ AYETLER

Başkasını Kendine Tercih Etmek (İsar) İle İlgili Ayetler

ÎSÂR NEDİR?

Îsâr Nedir?

PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDAN İSAR ÖRNEKLERİ

Peygamberimizin Hayatından İsar Örnekleri

RABÎ HAZRETLERİ'NİN MÜTHİŞ ÎSÂR FAZÎLETİ

Rabî Hazretleri'nin Müthiş Îsâr Fazîleti

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle