Dünya, iki kapılı bir handır. Bir kapısından bu dünyaya adım atan herkes için mecbûrî istikâmet, ölüm geçididir. Fakat bu hakikat karşısında yine de insan, aslâ fânîliği istemez, dâimâ ölümden kaçıp sonsuzluğu arar.
İyilik yapanlara iyilik, fenâlık yapanlara da fenâlık yapmak meziyet değildir. Asıl meziyet, kötülük yapanlara da iyilik yapabilmektir. Zira iyilik yapılan kimse düşmansa dost olur; ortadaysa yakınlaşır; yakındaysa muhabbet ve samimiyeti ziyâdeleşir. Kötülüğüne iyilikle mukâbele edilen kimse için bu iyilik, bir daha o kötülüğe dönmemesi için bir perde olur. İşte Efendimiz'in hayaından misalller...
Câfer-i Sâdık Hazretleri buyurur: “Bir kişiyi affettiğim için hiçbir zaman pişman olmam! Bu affım sebebiyle pek çok zarara uğrasam da affetmek bana, verdiğim bir cezâ sebebiyle bin defa pişman olmaktan çok daha güzel gelir.”[1]
Efendimiz (s.a.v.), kendisinden, ezâ ve cefâlarından iyice bîzâr oldukları "müşriklere" lânet etmesini isteyen sahabilerine : “Ben lânetçi olarak değil, âlemlere rahmet olarak gönderildim.” buyurdular.
İnsanları Hakk’a ve hayra yöneltmek için dâimâ onların kalbine giden bir damar bulmak îcâb eder. Bunun da en kestirme yolu; cömertlik, şefkat ve affedebilmektir.