Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) diyarına bir yolculuk...
Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur: “Bilin ki, dünya hayatı bir oyundur, eğlencedir, bir süstür, aranızda bir öğünüştür.” (Hadîd Sûresi / 20) “Dünya hayatı sizi aldatmasın!” sözünü kim söylüyor? Dünyayı yaratan söylüyor. Dünya hayatını, onu yaratandan daha iyi bilen birisi olabilir mi? Sakının ey insanlar, dünya hayatının aldatıcılığından sakının!
İnsanın asıl korkması gereken haller nelerdir? İnsanın asıl gayesi dünya hayatının lezzet ve yaşantısı mı? Ahiret istikbali mi? Behlül Dânâ Hz. ve Halife Harun Reşid'ten bizlere nasihat dolu bir menkibe...
Dünyâ bir imtihan ve ibtilâlar mekânıdır. İlk nazarda râyihası, hoş ve tatlı gelir. Nefse tazelik ve canlılık verir. Lâkin bir tuzaktır ki, nefs engelini aşamayanların girdabıdır.
Cenâb-ı Hak, dünyâ hayâtını bir imtihan âlemi olarak yaratmış, bu yüzden insanoğlunu hayra da şerre de temâyül edebilecek bir kâbiliyet ile techîz etmiştir. Dolayısıyla her bir kulun iç dünyâsı, hak ile bâtıl ve hayır ile şer temâyülleri arasında bir mücâdele sahasıdır.
Allâh’ı unutanı, dünya avutmaz. Zikrin şifasından mahrum kalan kalp, neyle teselli bulabilir?..
"Hiçbir şeyin fayda vermeyeceği o gün"de senden altın ve gümüş isteneceğini sanma!.. O gün, tek geçer akçe, Allâh’ın huzuruna takdim edilen, selîm (arınmış) bir kalptir.
Düşünmek gerekir ki sayılı günlerden ibaret olan dünya hayatı ne kadar uzun görünse de yine sayılı günlerden ibaret olan Ramazân-ı Şerîf gibi, gâyet kısa bir zamandır. Bu sebeple nasıl ki Ramazan’ı mânevî kazanç için bir fırsat mevsimi olarak görüp gayretimizi artırıyorsak, ömrü de bir Ramazan rûhâniyetiyle ihyâ edebilmek zarurîdir.
Dînin gâyesi; zarif, güzel ve hassas insanlar yetiştirmektir.
Allah Teâlâ dünyayı boşu boşuna, boş bir gaye uğruna yaratmamıştır. İslâm bir hayat stilidir. Sabah uyanıp gece yatana kadar yaptığımız her amelde bir ruh vardır. Yani yaptığımız her amelin Allah ile olan bir ilişkisi vardır.