Ömürlerini ilâhî huzurda geçirmeye çalışan kulların edebi bir başkadır. Onlar farklı bir hissiyat içinde, sıradan insanların anlayamayacağı bir hayat sürerler.
Hakk’ın huzuruna yüz akı ile çıkabilmek, şu dünya hayatında kazandıklarımıza bağlıdır. İlâhî rızayı kazandıran en önemli amellerin başında ise, mal ve canla i’lâ-yı kelimetullah (Allah’ın adını ve dinini en yüce kılma gayreti) uğrunda cihad etmek gelir.
Büyük Doğu Mimarı Üstad Necip Fazıl Kısakürek, 1930'da yazdığı "Tabut" şiiri ile dünya hayatındaki "son yolculuğu" anlatıyor bizlere.
İnsanoğlu dünyada her şeyin fâni olduğunu, kendisinin de fâni bir varlık olduğunu hiçbir zaman unutmamalı. Asıl hayatın, ebedi yurdun, ahiret yurdu olduğunu aklından hiç çıkarmamalıdır.
Her geçen gün biraz daha yaşlanıyor ve farkında olmadan kesintisiz bir şekilde ölüme doğru yol alıyoruz. Bütün dünyevî varlıklar gibi fânîliğe mahkûm... Gerçek ve sonsuz hayat ise, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar ulvî ve ebedî bir hakikat!.. Böylesine sonsuz bir hayat karşısında dünya hayatı, deryadan bir katre kabîlinden değil midir?
Şükür; şımarıklığa, aşırılığa, dolayısıyla nimetin zevâline engel olma irâdesidir. Sabır, belâyı daha başka belâlara sebep kılmama, günahı günahlara gerekçe yapmama disiplinidir. Hadisimiz, bu irade ve disiplinin sadece olgun mü’mine has olduğunu haber vermekte, imanın, tepkilerimize olan etkisini gözler önüne sermektedir.
Fırsat elden kaçmadan, bütün fânî nîmetleri ebedî saâdet sermayesi kılabilmeye gayret etmeliyiz. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bu hususta biz ümmetini şöyle îkaz buyurmuştur: Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganimet bil.
Âhiretin sonsuzluğu karşısında deryadan bir damla hükmünde bile olmayan hayat, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar ulvî bir hakîkattir. O hâlde “Hayat nedir?” suâline, sadece toprağın rutubeti ve mezar taşlarının katı sessizliği cevap olarak yükselecekse, böyle bir gafletle ziyân edilmiş fânî bir hayattan daha acı ne olabilir?..
Müʼmin, dünyaya bakış tarzını, Kurʼân ve Sünnet ölçüleriyle tanzim ettiği takdirde, ona karşı zâhid davranması, yani ondan kalben uzaklaşması, gayet tabiîdir. Dünyaya karşı zâhid olmak; onun sevgisini kalbe sokmamaktır. Kalbi, dünya nîmetlerinin kasası yapmamaktır. Yoksa dünyadan el etek çekerek, kendisinin ve mesʼûl olduğu kimselerin maîşetini temin gayretinden vazgeçmek değildir.
Kulun Rabbinden gâfil kalmasının en mühim sebeplerinden biri, gönlünü dünya muhabbetlerine ve fânî lezzetlere esir etmesidir.