Câfer-i Sâdık Hazretleri buyurur: “Öncesi korku, sonu özür olan günah, kulu Hakk’a yaklaştırır. Öncesi güven, sonu kibir olan ibadet de, kulu Hak Teâlâ’dan uzaklaştırır. Kendini beğenmiş olan itaatkâr, aslında âsîdir. Özür dileyen âsî de hakîkatte itaatkârdır.” (Attâr, Tezkire, s. 55.)
Ashâbın gözünde dünya küçüldü, âhiret tek endişe oldu. Dünya hayatının sadece bir konak olduğu kanaati yerleşti. Dünya hayatı, âhiretin tarlası olarak telâkkî edildi. Bu tarlanın tohumu da sâlih amellerdi.
Bu yolda huzura kavuşmak, ancak teslîmiyetle elde edilir. Kimi evlâdından, kimi malından, kimi de daha farklı hususlardan iptilâlara düşer. Mü’minin (imtihan îcâbı) dünyada tam rahatlığı olmaz.
Ne yapmalı ki, ilâhî muhabbete basamak olacak bir âile hayatı kurabilmeli? Nelere dikkat etmeli ki, evlerimiz birer huzur ve saâdet cenneti olabilsin? Nasıl yaşamalı ki, tüm âilece hayat yolculuğumuz sonsuz vuslatta noktalansın? Nasıl temin edilmeli ki, dünyada gerçekleştirilecek bir saâdet, âhiret hayatında da devam etsin?!.
“Vesvese” sözlükte; “fısıltı, gizli ses” demektir. Gönülden geçen, sürekli tekrar eden sestir. Genel olarak vesvese, şeytanın ve şeytanın yolunda olanların zayıf kalplere attığı huzursuzluk verici düşünceler, kuşkular, faydasız ve hayırsız hayaller, kuruntu veren seslerdir...
Muhammed Mâsûm Sirhindi Hazretlerinin hikmetli sözlerinden bazılarını sizler için derledik.
Dünya, âhiretin satın alındığı bir pazar yeri hükmündedir. Fakat bu pazar, aynı zamanda bir imtihan sahasıdır. İnsana bu dünyaya gönderilme gayesini unutturacak binbir câzibeyle donatılmıştır. Cazibeye kapılmayanlar yani bu pazardan kârlı çıkanlar yaşadı...
Zaman, iki uçlu bir bıçak gibidir. Kitap ve Sünnet’in rûhâniyeti içinde değerlendirilirse cennete vuslat vesîlesidir. Bunun aksine nefsine râm olanlar için, sanki akıp giden bir sel gibidir ki, bu selin içinde sürüklenen âvâre bir kütük olmamak îcâb eder.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi inasanın yaratılış gayesini anlatıyor...
Dünya ve ahiret hayatında saâdetin ilk şartı, Allâhʼa kul olmaktır. Hakʼtan uzak kalanların; keyfince yaşayıp dünyanın tadını çıkarmak diye anladıkları saâdet, îmanlı gönüller için acı bir aldanış ve sefâlettir.