Hak ve adâletin sesi olmak, esasen sağlam bir yerde durmanın verdiği özgüvenle güçlü olmak demektir. Bu gücü iyi temsil eden ve etkili bir üslupla kullanmasını bilen kimseler, toplumun bir anlamda kanatlarının altına sığındığı kahramanlardır.
Evlilik ve aile hayatı karşılıklı haklar ve sorumluluklar doğurur. Hayatın her anında ve durumunda yüklenilecek sorumluluklara “evet” der taraflar. Ancak çoğu zaman yüklenilen bu sorumluluklara değil haklara odaklanır eşler. “Ben görevimi yerine getirdim mi?”, “Bana düşen burada nedir?” demek yerine karşısındakinin görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirip getirmediğine odaklanır.
Allah Teâlâ’nın râzı olduğu yolda yürümek isteyen devlet adamına Emîr Külâl Hazretleri, takvâdan ve adâletten aslâ ayrılmamasını söylüyor.
Âdil olabilmek, kişilik zemininde çok büyük değerlerin oturmasını gerekli kılar. Menfaatler karşısında eğilip bükülmeyen, nefsânî hesapları işin içine katmayan bir karakter ister. Vicdanıyla müşterek hareket edebilen akıl ve duygu bütünlüğü gerektirir. Hülâsa adam gibi adam olmaktır, âdil olmak.
Vakıf, Allah’a adanmış maldır. Son derece hassas davranmak icab eder. Mütevelli ve yöneticiler, vakıf mallarında tasarrufta bulunurken, basiretli bir tüccar gibi davranmak mecburiyetindedirler. Aksi halde mânen mesul olurlar. Vakıf malında yapılan haksız tasarrufun dünyada helâlleşme mercii bulunmadığından, âhirete taşınan bir vebal yüklenilmiş olur.
Adaletli devlet başkanı, halkının derdine çözüm arar, onları huzur içinde yaşatmaya çalışır ve böylece Allah’ın pek çok kuluna iyiliği ve faydası dokunur. Adaletli yönetim insanların huzur içinde yaşamalarını sağladığı için, Allah Teâlâ âdil yöneticileri sever ve onlardan hoşnut olur.
Dünyada Resûlullah’ın bile sabretmekte zorlandığı çok değişik ve ağır olaylarla karşılaşmak mümkündür. Çâre, sabretmek, sabredebilmektir.
Herhangi bir şekilde insanların önünde bulunan kimseler ve bilhassa idâreciler, amellerine ve gönüllerindeki temâyüllere daha fazla dikkat etmek zorundadırlar. Çünkü onların en küçük bir zaaf ve hatâsı, katlanarak büyümekte ve toplumu çepeçevre kuşatan bir girdap hâline gelmektedir.
âdil: 1. Adâlete uygun hareket eden, hakkı teslim eden, adâlet sahibi olan. 2. Hakka, adâlete uygun. adl: Adâlet. adlî umûr: Adâletle alâkalı işler.
İslâm her hususta adâlete riâyeti emretmiştir. İnsanlar adâleti hâkim kıldıklarında, Allâh’ın râzı olduğu huzurlu ve rûhânî bir kulluk hayâtı yaşarlar. Böylece dünya ve âhiretin bütün hayırlarını kazanarak ebedî saâdete nâil olurlar.