Cenâb-ı Hakk’ın şu emr-i ilâhîsi, insanlar arasındaki huzursuzluğun en büyük kaynağına şifâ bahşetmektedir: “Mallarınızı aranızda bâtıl sebeplerle yemeyin! İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile haksız yere yemek için, onları hâkimlere rüşvet olarak vermeyin!” (el-Bakara, 188)
Diyanet işleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğünün hazırladığı cuma hutbesinin konusu "Adalet ve ihsan yuvası: Aile".
Ebu Hâzim Hazretleri buyurur: “Dünyanın tamamını iki şeyde buldum: Birincisi benim rızkım, ikincisi başkasının rızkı… Benim rızkım olan, şayet ben bir rüzgâra binsem ve ondan kaçsam da sonunda yine bana ulaşır. Başkasının rızkını elde etmek içinse rüzgâr üzerine binsem ve peşinden gitsem de aslâ onu elde edemem.”
Osmanlı alimi Molla Fenârî'nin vazifesini ihmal etmesinden ötürü kendisine kestiği cezanın ibretlik hikâyesi.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) zulmün hâkim olduğu câhiliyye insanına hakkı, hukuku, adalet ile hükmetmeyi öğretti. Bunu en iyi şekilde yaşadı ve örnek oldu. Son ana kadar "Hakkı olanın hakkını verin." buyurdu. Peki kimlerin üzerimizde hakkı var?
Evlatlar arasında adaleti gözetmekle ilgili Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) uyarısı...
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Ankara Ahmet Hamdi Akseki Camii’nde Türkiye Diyanet Vakfı’nın “Yurtiçi Akademi Programları” kapsamında ‘2018 Sömestr Kampı’na katılan üniversiteli öğrencilerle sabah namazında bir araya geldi.
Dışlanan her insan, muhalif ya da düşman safına destek veren bir konuma itilmiş demektir. Bunun yerine herkesi bir şekilde daire içinde tutabilmek, dirayetli bir liderlik ister.
Cenâb-ı Hak buyuruyor: “Aranızda mallarınızı bâtıl sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile haksız yere yemek için, mallarınızı hâkimlere rüşvet olarak vermeyin.” (Bakara, 188)
“Akıl göz, vahiy ışıktır.” Gözünü yuman kendini karanlıkta bırakır. Müslüman ne gözden ne ışıktan geçebilir. Bu zor şartlarda şeytanlaşmış düşmanlar içinde yaşamak zorundaysak, “mankurtlaşmış zombiler üzerimize salınacaksa gözümüzü de, gönlümüzü de dört açmak zorundayız demektir.