Sultan Abdülazîz Han, cesur, hamleci, fikren ve rûhen sağlam bir pâdişahtı. Nitekim kötü bir vaziyette devraldığı devleti, içine düşmüş bulunduğu bâdirelerden kurtarma yolunda büyük gayretlerle işe başladı.
Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin himmeti, 1. Ahmed Han üzerinde ömür boyu devam etmiştir. İşte şu hâdise onlardan biri olarak tarihe geçmiştir.
Cihan nizâmının kıvamı ve ahlâk yapısının devamı, her zaman ve ancak kalbî hayatta derinleşmekle mümkündür. Seviyesi yükselen milletler, mânevî rehberler olan gönül sultanlarına izzet ve hürmet etmişler, onların izlerini takip etmeyi nîmet bilerek saâdet ve huzura ermişlerdir.
1. Ahmed Hân’ın cenâzesinin yıkanması için mürşidi Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri dâvet edildi. Bu davete Hüdâyi Hazretleri şu şekilde cevap verdi...
Bugün "Asrın Projesi" olarak nitelendirilen Marmaray, İstanbul boğazında "Hüdayi Yolu" olarak bilinen deniz yolunun altına inşa edildi. Peki, hem denizcilerin yıllardır kullandığı hem de Marmaray'ın altından geçtiği bu deniz yolunun hikmeti nereden geliyor?
I. Ahmed Han zamanı, devletin toprak genişliği bakımından doruk noktasında olduğu bir devirdir. Dünya kralları, bu devletin ihtişâmı karşısında eğiliyor ve sadrâzamların eliyle tâc giyiyorlardı. Osmanlı'daki hürriyet Batılı yazarların kitaplarına konu oluyordu...
Sultan Ahmed Hân’ın bir sanat hârikası olan şâheser Sultanahmet Câmii'nin temel atma merâsimine devrin en meşhur meşâyıh ve âlimleri dâvet edilmişti. Peki, Sultan 1. Ahmed Han bu eseriyle nasıl bir mertebeye vasıl olmuştu?
I. Ahmed Han, Kânûnî’den sonra devlet işleri ile bizzat ve yakînen meşgûl olan nâdir sultanlardan biri idi. Çocuk yaşta pâdişah olmuş, daha o yaşta bile zekâsı ve rûhî derinliği sâyesinde mükemmel kararlar alıp, devleti yönlendirmiştir. O, dâimâ ilim ve irfan sahipleri ile istişâre ederdi. Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri gibi bir velînin başarılı bir talebesi idi.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e dâsitânî bir muhabbet âbidesi Sultan 1. Ahmed Han (1590-1617) on dördüncü Osmanlı pâdişâhıdır.
Ulu Hâkan Kanuni Sultan Süleyman’ın cenâzesi, dört yüz muhâfızın nezâretinde İstanbul’a getirildi. Süleymâniye Câmii’nin musallâ taşına kondu. Cenâze namazı beş yüz müezzinin, tekbirleri birbirlerine aktarmaları ile kılındı. Cemaatin arka ucu Fâtih Câmii’ne dayanıyordu. Ve cenaze kabre koyulurken Kanuni'nin hayret ettiren vasiyeti ortaya çıktı!..