Ulu Hakan Sultan II. Abdülhamît mesnedsiz şekilde neden "kızıl sultan" lâkabıyla anılmıştır? Yoksa Filistin’e yerleşip, orada ikâmet etmeleri mukâbilinde Osmanlı Devleti’nin dış borçlarını ödemeyi Sultan II. Abdülhamît’e arz eden meşhur siyonistlerin, o gün padişahtan istediklerini alamamaları sakın bu karalama kampanyasında etkili olmuş olmasın!..
“Ermeni meselesi” nedir, ne zaman ortaya çıktı? Ermeni meselesinin sorumlusu kimdir?
II. Abdülhamît Han, Osmanlı'nın içerisindeki karışıklığa rağmen halkın huzuru ve ülkenin selâmetini sağlayabilmek için bugünkü modern devletlere bile örnek olabilecek derecede mükemmel bir «istihbârat teşkilatı» kurmuştu. Bu teşkilata rağmen devletin içindeki hainleri temizlemesi hiç kolay olmadı. Nelerle mi karşılaştı? İşte II. Abdülhamit Han'ın yaşadıkları...
Eski takvimimize göre 1293 yılına denk geldiği için “93 Harbi” denilen bu savaşta da böyle oldu. Ruslar, beleşten bir zafer kazanarak tâ Tuna ötelerinden İstanbul’un Yeşilköy’üne kadar geldiler. Yeşilköy’ün o zamanki adı Ayastefanos olduğu için Rus kumandanı Grandük Nikola’nın kılıcına dayanarak dikte ettirdiği sulh şartları “Ayastefanos Muâhedesi” adıyla tarihe geçmiştir.
Sultan Abdülhamîd Han tahta yeni geçtiği ve henüz devletin dizginlerini tam mânâsıyla eline alamadığı için Mithat Paşa ve avanesi, kolay bir zafer elde edebileceklerini umarak Sultan Abdülhamîd Hân’ı dinlemeyip Rusya’ya harp îlân ettiler. 93 Harbi böyle bir durumda neden çıktı?
Osmanlı'nın son döneminde askerî hazırlıklar dolayısıyla devletin borcunun artmış olmasını dillerine dolayarak Sultan Abdülazîz’i müsriflikle itham edenler vardır. Fakat bu doğru değildir. Zira Sultan Abdülazîz, askerî yatırımların pek çoğunu başta saray mensupları olmak üzere tebaanın teberrûları ile karşılamıştır.
Abdülazîz Hân’ın tahta çıktığı devre, Batılılarca âdeta büyülenmiş ve onların siyâsî emellerine tâbî bir hâle gelmiş bulunan ve kendilerine Jön Türk (yeni Türk) denilen insanlar elinde devletin içten çökertilme faâliyetinin had safhaya ulaştığı bir devredir.
Sultan Abdülazîz Han, her Medîne-i Münevvere postası geldiğinde abdest tâzeler, mektupları: «–Bunlarda Medîne-i Münevvere’nin tozu var!» diye öpüp alnına götürür, ondan sonra başkâtibe uzatır ve: «–Aç, oku!» derdi.
Ordu ve donanmasını göz kamaştıracak bir seviyeye getiren, iç karışıklıkları mâhirâne bir şekilde bertaraf eden ve böylece devleti, eski itibarlı mevkiine doğru yükseltmeye başlayan Sultan Abdülazîz, artık bütün dünyanın alâkasını celbetmişti. Bundan dolayı Sultan, Fransa ve İngiltere’ye dâvet edildi.
Sultan Abdülazîz Han, tahta çıktığında Osmanlı Devleti’nin durumu son derece karışık idi. Mâlî sıkıntı son haddindeydi. Karadağ’da çıkan isyan, Sırplar’la savaşa yol açabilecek durumda idi. Avrupa devletleri bu hâli fırsat bilerek, aracılık tekliflerini artırıyorlardı. Zira Sultân’ın Tanzîmat’tan vazgeçmesinden endişe duyuyorlardı.