Suda Yaşayıp Eti Yenen ve Yenmeyen Hayvanlar

Suda yaşayan hayvanlardan eti yenen ve yenmeyenler hangileridir? Hem suda hem karada yaşayan hayvanlar yenir mi? Suda yaşayan hayvanlardan eti yenen ve yenmeyenler.

Kur’an-ı Kerîm’de deniz avının ve denizden elde edilen yiyeceğin helâl olduğu bildirilmiş,[1] Hz. Peygamber de denizle ilgili olarak sorulan bir soruya, “Onun suyu temiz, ölüsü helâldir.” şeklinde cevap vermiştir.[2] Deniz ürünleri konusunda da âyet ve hadislerde açıklık bulunmayan yerde asıl olan mübahlıktır.

Buna göre balık çeşidine girmek şartıyla sürekli suda yaşayan ve karada yaşaması mümkün olmayan hayvanların hepsi helâldir. Bunlarda boğazlama işlemine de gerek yoktur. Ancak Hanefîlere göre kendiliğinden ölmüş ve su yüzüne çıkmış olan balıklar yenmez. Hanefîler bu konuda Kur’an’daki “meyte (ölmüş hayvan eti)” sözcüğünün mutlak anlamına dayanmışlardır.[3] Çünkü ne zaman öldüğü belli olmayınca insan sağlığı için böyle bir balık risk taşır. Fakat suyun çok sıcak veya çok soğuk olmasından, buzlar arasına sıkışmaktan, su içine hapsedilmekten ve suyun çekilmesinden ötürü ölen balıklar kendiliğinden ölmüş sayılmaz, yenebilir. Ancak ölümünün üzerinden zaman geçmiş olur ve etinde bozulma belirtileri görülürse yenmez.

SUDA YAŞAYAN HAYVANLARDAN ETİ YENEN VE YENMEYENLER

Kalkan balığı, sazan balığı, yunus balığı, yılan balığı gibi, balık adını taşıyan ve balığa benzeyen her su ürünü hayvanın eti yenir. Bunun dışında kalan su hayvanları tiksinti veren hayvanlardan sayılır ve “habâis” kapsamına girer. Bu yüzden yenilmesi caiz olmaz. Mesela; yengeç, midye, istiridye, ıstakoz, salyangoz, su kaplumbağası bunlar arasındadır. Yine; deniz aygırı, deniz aslanı gibi balık suretinde olmayan hayvanların etleri de yenilmez.

“DENİZİN SUYU TEMİZ, ÖLÜSÜ HELALDİR” HADİSİ

Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre, sadece suda yaşayan her türlü hayvan –kendiliğinden ölmüş olsa bile-yenebilir, helâldir. Dayandıkları delil; “denizin suyu temiz, ölüsü helâldir.” [4] hadisidir.

Şâfilere göre yalnız suda yaşayıp karada yaşaması mümkün olmayan canlılar balık suretinde olmasa da helâldir.

MEZHEPLERE GÖRE HEM SUDA HEM KARADA YAŞAYAN HAYVANLAR YENİR Mİ?

Hem karada hem suda yaşayan kurbağa, yengeç, kamlumbağa, yılan ve timsah gibi hayvanların eti konusunda üç görüş vardır.

a) Hanefî ve Şâfiler’e göre bunları yemek helâl değildir.

b) Mâlikîler’e göre bu tür hayvanlar yenebilir, helâldir.

c) Hanbelîler’e göre timsah, kurbağa ve kaplumbağanın yenmesi helâl değil, diğerleri yenebilir. Ancak bunlardan akıcı kanı olan kaplumbağa ve su aygırı gibi hayvanlar için boğazlama işlemi gerekir. Yengecin akıcı kanı olmamakla birlikte, mezhepte yaygın görüşe göre, herhangi bir yerinin kesilerek boğazlama işlemi yapılması gerekir.[5]

Dipnotlar:

[1] Mâide, 5/96; Fâtır, 35/12. [2] Ebû Dâvud, Tahâre, 41; Tirmizî, Tahâre, 52. [3] bk. Mâide, 5/32 [4] Ebû Dâvud, Tahâre, 41; Tirmizî, Tahâre, 52. [5] Komisyon, İlmihal, II, 42.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

İSLAM’DA HELAL VE HARAMLAR

İslam’da Helal ve Haramlar

ETİ YENEN VE YENMEYEN HAYVANLAR

Eti Yenen ve Yenmeyen Hayvanlar

ETİ YENİLMESİ CAİZ OLAN VE OLMAYAN SU HAYVANLARI

Eti Yenilmesi Caiz Olan ve Olmayan Su Hayvanları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.