Selâm Vermenin Sevabı

İslam’da selamlaşmanın hükmü nedir? Selam vermek ve almak sevap mıdır? Selamlaşmanın önemi ve fazileti.

Mü’minler, her parçası diğerine kenetlenmiş binalar gibi birbirine tutkun olmalıdır. Çünkü onlar birbirini sevmekte, birbirine acımakta ve birbirini korumakta bir vücuda benzerler.

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (Hucurât, 10)

SELAMLAŞMANIN HÜKMÜ

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular: "Bir Müslümanın, din kardeşini üç gün üç geceden fazla terkedip küs durması  helâl değildir: İki Müslüman karşılaşırlar biri bir tarafa öteki öbür tarafa döner. Hâlbuki o ikisinin en iyisi önce selâm verendir." (Buhârî, Edeb 62, İsti'zân 9; Müslim, Birr 23, 25, 26. Ebû Dâvûd, Edeb 47; Tirmizî, Birr  21, 24; İbni Mâce, Mukaddime 7)

Mü’minler, her parçası diğerine kenetlenmiş binalar gibi birbirine tutkun olmalıdır. Çünkü onlar birbirini sevmekte, birbirine acımakta ve birbirini korumakta bir vücuda benzerler.

Şeytan; Müslümanların kendisine tapmalarından ümidini kesmiştir, ama onları birbirlerine düşürmekten ümidini kesmemiştir; bu sebeple Müslümanların arasını açmaya çalışacaktır. Müslümanlar şeytanın oyununa gelmemeli, birbirine darılmamalı, darılsa bile üç günden fazla küs durmamalıdır. Birbiriyle karşılaştıkları zaman biri bir yana, diğeri öte yana dönmelidir; çünkü dargın olanların en hayırlısı, karşısındakine ilk önce selâm verendir.

SELÂMLAŞMANIN SEVABI

Dargın olan iki kişi karşılaştığında biri selâm verir, diğeri de alırsa, selâmı veren de alan da sevap kazanır. Kendisine selâm verilen kimse selâmı almazsa, küs olmanın günahını yüklenmeye devam eder; selâmı veren ise sorumluluktan kurtulur. Küs olanlardan biri selâm verip diğeri almazsa, onun almadığı selâmı melekler alır; selâm almayan kimseyi de şeytan selâmlar; küsler barışmadan ölürlerse, kesinlikle cennete giremezler. Din kardeşine bir yıl küs duran kimse, onun kanını dökmüş gibi günaha girer. Şaban ayının on beşinci gecesinde (Berat kandilinde), Allah Teâlâ bütün kullarını bağışladığı halde, sadece iki grup insanı bağışlamaz; bunlardan biri Allah’tan başkasına Tanrı diye tapanlar, diğeri de dargın olanlardır.

Kaynak: Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir, Peygamberimin Sevdiği Müslüman, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.