Sahabiler Müslümanlar İçin Kusursuz Bir Örnek midir?

Sahabiler Müslümanlar için kusursuz bir örnek midir? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Sahâbe-i kiram efendilerimiz bizim için büyük birer örnektir. Ancak “kusursuz bir örnek midirler?” sorusuna gelince; kusursuzluk yalnızca peygamberlere mahsustur. İsmet sıfatı, yani günah işlemekten korunmuş olma, sadece peygamberlere ait bir özelliktir. Bu sebeple peygamberler hakkında “şöyle günah işledi, böyle hata yaptı” denmez. Fakat peygamberler dışındaki insanlar, makamı ne kadar yüksek olursa olsun, günah işleme potansiyeline sahiptir.

Nitekim Hz. Peygamber aleyhissalâtü vesselâm efendimizden sonra ümmetin en faziletlisi olan Hz. Ebû Bekir radıyallahu anh da bir insandır. Efendimizin mağara arkadaşı, “ikinin ikincisi” olan bu büyük şahsiyet de insan olarak hata edebilir. Bunun örneğini Kur’an-ı Kerîm’de görüyoruz. Bazı ayetlerin tefsirinde, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer efendilerimizin Peygamberimizin yanında seslerini biraz yükselttikleri için uyarıldıkları belirtilmiştir. Yüce Allah şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin; yoksa farkında olmadan amelleriniz boşa gider.” (Hucurât 2)

Demek ki Hz. Ebû Bekir de olsa, Hz. Ömer de olsa bir insan olarak günah işleme ihtimali vardır. Kur’an’ın ikazına muhatap olmaları da bunun delilidir.

Sahabe efendilerimiz arasında da zaman zaman günah işleyenler olmuştur. Ancak biz sahabeyi, Hz. Peygamber’in hadisleri gereği, ümmetin en hayırlısı olarak kabul ederiz. Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“En hayırlı nesil benim içinde bulunduğum nesildir.” (Buhârî, Fedâilü Ashâbi’n-Nebî 1; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 210)

Onlar bireysel olarak günah işlemiş olsalar bile günah üzerinde ısrar etmemiş, hemen tövbe etmiş, pişman olmuşlardır. Ayrıca Kur’an-ı Kerîm’de Yüce Allah muhacir ve ensarı övmüş, özgün ifadeyle:

“İslam’a ilk giren muhacirler ve ensar ile onlara güzelce uyanlardan Allah razı olmuştur; onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.” (Tevbe 100)

Madem ki Allah onların razı olduğunu bildirmiştir, o hâlde bizim söyleyebileceğimiz tek ifade “radıyallahu anh” demektir. Çünkü Allah’ın razı olduğu bir kimse bizim için numûne-i imtisal, yani yoluna uyulacak, izinden gidilecek bir şahsiyettir.

Nitekim mezhep imamımız İmam-ı A‘zam Ebû Hanîfe Hazretleri gibi büyük bir müçtehit bile, sahabe arasında bir konuda ihtilaf varsa, “Ben on birincisi olurum” dememiş; sahabeden birinin görüşünü tercih edeceğini ifade etmiştir. Bu, sahabenin otoritesinin büyüklüğünü gösterir.

Her Müslüman kendi meşrebine, mizacına göre sahabe içinden bir önder kabul etmiştir. Hanefî mezhebi Kûfe’de doğduğu için; Kûfe’yi Hz. Ali efendimizin kurması, Abdullah bin Mes‘ûd ve Abdullah bin Ömer radıyallahu anhümânın oraya gelmesi sebebiyle onların görüşleri bu bölgede yayılmış ve mezhep bu çizgide şekillenmiştir.

Bütün sahabe efendilerimiz başımızın tacıdır. Kendi aralarında bazı ihtilaflar ve görüş farklılıkları olmuşsa da bunları kendi dönemlerinde çözmüşlerdir. Bizim 1400 yıl sonra bu meselelerde hakemlik yapmaya kalkmamız doğru olmaz; bu bizim adımıza bir talihsizlik olur.

Âlimlerimizin sıralamasıyla sahabe-i kiram efendilerimizi severiz: önce Hz. Ebû Bekir, ardından Hz. Ömer, sonra Hz. Osman ve Hz. Ali radıyallahu anhum. Aşere-i mübeşşere, Bedir ehli, Uhud ehli gibi fazilet sınıfları da bu sevginin derecelerini gösterir.

Sonuç olarak, sahabe efendilerimize sevgimizi canlı tutmak boynumuzun borcudur. Çünkü dini biz onlardan öğrendik. Bugün Müslümanlığı bu hâlde yaşayabiliyorsak, onların fedakârlıkları sayesindedir.

İslam ve İhsan

SAHABELERİN HAYATI

Sahabelerin Hayatı

ASHAB-I KİRAM'IN PEYGAMBER SEVGİSİ

Ashab-ı Kiram'ın Peygamber Sevgisi

PEYGAMBERİMİZİN ANNESİ, BABASI VE AİLESİ'NİN İSİMLERİ

Peygamberimizin Annesi, Babası ve Ailesi'nin İsimleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle