Namazın Adabı

Adap nedir? Namazın adabına göre kılınışı.

Âdâb edep kelimesinin çoğulu olup, Hz. Peygamber’in bazen yapıp bazen terk ettiği şeyleri ifade eder. Mendub veya müstehap da denilen bu fiilleri terk etmek kınamayı gerektirmez ise de yapılması daha faziletlidir. Rükû ve secdede tesbihlerin üçten fazla yapılması, sünnet olan okuyuştan fazla kıraatta bulunulması gibi. Edepler, sünnetleri tamamlamak için meşrû kılınmıştır.

NAMAZIN ADABINA GÖRE KILINIŞI

Namazın âdâbı (müstehapları) şunlardır:[1]

1) Namaz kılarken, dış görünüş ve iç dünyası bakımından tevâzu, sükûnet ve huzur içinde bulunmak.

2) Kıyâfete çeki düzen vermek. Abdest alırken kıvrılan gömlek ve paçaların indirilmesi gibi.

3) Erkekler iftitah tekbiri alırken ellerini yenlerinin dışına çıkarmak.

4) Kâmet sırasında “hayye ale’l-felâh” denirken imam ve cemaatin namaz için ayağa kalkması.

5) “Kad kâmeti’s-salâh” denilirken imamın namaza başlaması. Bununla birlikte imamın kâmetin bitmesini beklemesi ve kâmet bittikten sonra namaza başlamasında da bir sakınca bulunmaz. Hatta, Ebû Yusuf’a ve Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre uygun olan da budur.

6) Namazda bulunan erkek ve kadının kıyamda secde yerine, rükûda ayaklarının üzerine, secdede burnun iki kanadına, otururken kucağına ve uyluk üzerlerine, selâm verirken omuz başlarına bakması. Bunu yaparken huşû içinde ve ihsan derecesinde namaz kılma gayreti olmalıdır. Rasûlullah (s.a.s) ihsanı şöyle tarif etmiştir: “Allah’a, sanki O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir.” [2]

7) Namaz sırasında mümkün olduğu ölçüde öksürük, esneme ve geğirmeyi gidermek, buna gücü yetmezse, ağzını kapamak veya sağ elinin arkası ile kapatmak müstehaptır.

Dipnotlar:

[1] Zeylâî, Tebyînü’l-Hakâik, I, 108, vd; Şürünbülâlî, age, s. 44; İbn Âbidîn, age, I, 446; Zühaylî, age, I, 726 vd.

[2] Müslim, İmân, 57; Ebû Dâvud, Sünnet, 16; Tirmizî, İmân, 4; İbn Mâce, Mukaddime, 9.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.