Namazda Mekruh Olan Şeyler

Namazın mekruhları nelerdir? Maddeler halinde namazın mekruhları.

Namazın içinde namazla bağdaşmayan davranışlar, bu aykırılık veya eksikliğin derecesine göre namazın mekruhları ve namazı bozan şeyler olmak üzere ikiye ayrılır.

Namazda yapılması hoş karşılanmayan davranışlara “namazın mekruhları” denir. Bunlar tahrimen ve tenzihen olmak üzere ikiye ayrılır. Namazdaki bir vâcibi terk etmek tahrimen mekruhtur. Namazın bir sünnetini terk etmek ise tenzihen mekruh olur. Bununla birlikte tenzihen mekruh olanlar da önemleri ve tahrimen mekruh olanlara yakınlıkları bakımından farklıdırlar. Meselâ; bir müekked sünneti terk etmek, bir vâcibi terk etmek derecesine yakın bir keraheti ifade ederken, müstehap veya mendubu terk etmek ise daha iyi olanı (evlâyı) terk etmektir.

NAMAZIN MEKRUHLARI

Namazda mekruh olan şeylerin başlıcaları şunlardır: [1]

1) Namazın vâciplerinden birini bilerek terk etmek. Meselâ; Fâtiha’yı terk etmek veya gizli okunan namazda açıktan okumak, açıktan okunan namazda gizli okumak gibi. Tahrimen mekruh olan böyle bir namaz sahih ise de, yeniden kılınması vâciptir. Çünkü burada eksiklik bir yanılmaya (sehv) dayanmadığı için sehiv secdesi yeterli olmaz.

2) Namazın sünnetlerinden birini bilerek terk etmek. Meselâ; Sübhâneke’yi, rükû veya secdelerdeki tesbihleri terk etmek veya rükûda başı kaldırmak veya fazla eğmek gibi.

3) İkinci rekâtta birinci rekâta göre daha uzun okumak mekruhtur. Hanefîlere göre fazlalığın üç âyet miktarını aşması gerekir. Aksi halde mekruh olmaz.

4) Namaz kılarken bir özür olmaksızın bir yere, direğe, duvar veya bastona dayanmak mekruhtur.

5) Namazda, özürsüz olarak -peş peşe olmamak üzere- bir kaç adım yürümek mekruhtur. Ancak bir yılan veya akrebi öldürmek gibi bir özür sebebiyle bir kaç adım yürümek mekruh olmaz. Namaz dışı davranış, amel-i kesîr (çok iş ve fiilde bulunmak) boyutuna ulaşırsa namaz bozulur. Namazda iken, birisini ölümden veya yaralanmaktan kurtarmak yahut az bile olsa bir malın telefine engel olmak için namazı bozmak caizdir. Bu malın namaz kılana ait olup olmaması sonucu değiştirmez.

6) Bir rekâtta bir sûrenin iki kere okunması veya farzlarda iki rekâtta da Fâtiha’dan sonra aynı sûrenin tekrarlanması mekruhtur. Ancak bu, nâfile namazlarda mekruh olmaz. Namazda Fâtiha’dan sonra sürekli olarak belli bir sûrenin okunması da mekruhtur.

7) Kıraatta, Kur’an-ı Kerim’deki sıraya uyulmaması mekruhtur. Meselâ; birinci rekâtta “İhlâs” sûresini okumak, sonra “Leheb” veya “Kâfirûn” sûresini okumak gibi. Çünkü Rasûlullah (s.a.s)’in okuyuşlarında bu sırayı gözettiği rivâyet edilmiştir.

8) Namazda, eliyle elbise, beden veya sakalı ile oynamak, elini ağzına koymak veya gerek olmaksızın burun deliklerini kapamak gibi namazla bağdaşmayan bir işle meşgul olmak mekruhtur.

Kudâî’nin Yahya İbn Ebî Kesîr’den rivâyet ettiği bir hadiste şöyle buyurulur: “Allah sizin için üç şeyi kerih görmüştür: Namazda boş şeylerle meşgul olmak, oruçta çirkin ve müstehcen sözler söylemek, kabristanda gülmek.” [2]

Buna göre, yüzündeki teri silmek veya esnemek gibi normal bir fiili yapmak mekruh sayılmazken,  parmakları çıtlatmak, namaz kılınan yerdeki çakıl taşları ile oynamak boş işle uğraşmak sayılır. Ancak secde edilecek yerdeki çakıl taşlarını bir kereye mahsus olmak üzere düzeltmek caiz görülmüştür.[3]

Namaz sırasında çocuğu omuzlara almak mekruhtur. Hz. Peygamber (s.a.s)’in her rekâtta Umâme (r.a)’yi omuzlarına alıp, yere indirdiğini bildiren uygulamanın şu hadisle neshedildiği nakledilmiştir: “Şüphesiz namazda, namazın kendine mahsus bir meşguliyeti vardır.” [4]

9) Namazda elleri, kıyam, rükû ve secdede, özürsüz olarak, sünnetle belirlenen uzuvlar üzerine koymamak mekruhtur.

10) Namazda bit, pire, karınca gibi haşereleri tutmaya çalışmak veya öldürmek mekruhtur. Ancak bunların ısırmasından acı duyan kimsenin, bunları namazda tutup atmasında bir sakınca bulunmaz.

11) Erkeklerin secde ederken kollarını tam olarak yere döşemeleri mekruhtur.

12) Namaz içinde bir özür bulunmaksızın bağdaş kurmak veya dizleri dikip oturmak mekruhtur.

13) Namazda gerinmek veya esnemek mekruhtur. Çünkü gerinmek bir gaflet ve tembellik eseridir. Esnemek de karnın aşırı tok olmasından ve rehavetten kaynaklanır. Peygamberler esnemekten korunmuşlardır. Eğer namazda esneme hali ağır basarsa, imkân ölçüsünde bunu yenmeye çalışmalıdır. Çünkü Allah Elçisi şöyle buyurmuştur: “Esnemek şeytandandır. Sizden birinde esneme hâli olunca, gücünün yettiği ölçüde onu yenmeye çalışsın.” [5]

Esneme durumunda ağzı kapatmaya güç yetmezse, namaz içinde sağ elin arkasiyle, namaz dışında ise sol elin arkasiyle ağız kapatılmalıdır.

14) Namazda, gerekmediği halde, kendi isteği ile öksürmek mekruhtur. Öksürüğü mümkün olduğu kadar gidermek edebe daha uygundur.

15) Verilen bir selâmı,  namaz içinde el veya baş işaretiyle almak mekruhtur.

16) Namazda, dişlerin arasında kalan nohut tanesinden küçük bir yemek parçasını yutmak mekruhtur. Nohut tanesinden büyük olursa namaz bozulur.

17) Yemek sofrası hazır olduğu halde namaza başlamak mekruhtur. Ancak vaktin çıkmasından korkulması durumu bunun dışındadır. Yemeğe karşı istekli olup olmama, hükmü değiştirmez. Hadiste şöyle buyurulmuştur: “Yemeği hazır olanın kılacağı namaz tam değildir.” [6]

18) Namazda gözleri yummak veya gözleri göğe doğru çevirmek, sağa sola bakınmak veya başını bir tarafa çevirip bakıvermek mekruhtur.

Namaz kılan kimsenin gözü, kendisini meşgul edecek şekilde bir şeye takılırsa, o takdirde huşûu sağlamak için kapatılabilir. Gözlerin kapatılmasında secde yerine bakma sünneti terkedilmiş olur. Enes (r.a), Allah Elçisi’nin şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Namazda, gözlerini göğe doğru diken topluluklar ne yaptığını sanıyor? Onlar ya buna son verirler ya da Allah onların gözlerinin ışığını alır.” [7] Çünkü gözlerin sürekli olarak gökyüzüne çevrilmesi, Cenâb-ı Hakk’ın gökte bulunduğu inancına yol açabilir.

Namazda sağa-sola bakınmak da huşûa engeldir ve boş işle uğraşmaktır. Diğer yandan gözler, namazda görülmemesi gereken birşeyi görmemek veya daha çok huşû yapmak için yumulabilir. Bir ihtiyaç sırasında göz ucuyla bakmakta da bir sakınca bulunmaz.

19) Parmakları birbirine geçirmek, parmak çıtlatmak veya elleri böğürleri üzerine koymak mekruhtur. Bu hareketler namaz kılanı huşûdan ayırır. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri mescitte bulunduğu zaman parmaklarını birbirine geçirmesin. Çünkü böyle bir hareket şeytandandır. Sizden biri mescitte olduğu sürece, dışarı çıkıncaya kadar namazdadır.” [8] Ebû Hureyre’nin naklettiği bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Hz. Peygamber namazda parmak çıtlatmayı yasaklamıştır.” [9]

20) İmamdan önce rükû veya secdeye gitmek ve ondan önce rükûdan veya secdeden başını kaldırmak mekruhtur. Ancak, imama uyan kimse imamdan önce rükûa veya secdeye gidip, yine ondan önce başını kaldırırsa namazı bozulur. Eğer bu kimse imam selâm vermeden önce bu rükûu veya secdeyi iâde ederse, namazı tamam olur.

21) Kıyam, rükû ve secde aralarındaki tekbir ve zikirleri kendi yerinden sonraya bırakmak mekruhtur. Kıyamdan rükûa vardıktan sonra “Allahuekber” demek ve rükûdan kıyama tam olarak döndükten sonra “semi allahü limen hamideh” demek gibi. Bu durumda tekbir ve zikirler kendi yerinden sonraya kalmış olur.

22) Yanmakta olan bir ateşe doğru namaz kılmak mekruhtur. Çünkü bu şekilde namaz kılmak mecûsîlere benzemektir. Yanmakta olan ocak, soba ve ateş dolu mangal da “yanan ateş” hükmündedir. Muma, kandile, lambaya karşı namaz kılmak ise mekruh olmaz. Kalorifer peteği ve elektrikli ısınma araçları da bu niteliktedir. Ancak doğrudan tüpgaz, petrol gazı veya doğal gaz yakan ısınma araçları ise ateş ocağı hükmünde olmalıdır.

Diğer yandan asılı duran mushaf-ı şerife veya bir kılıca karşı namaz kılmakta ise bir sakınca yoktur. Çünkü hiç bir kimse tarafından bunlara tapıldığı nakledilmemiştir.

23) Arada bir perde olmaksızın, bir insanın yüzüne karşı namaz kılmak mekruhtur. Fakat bir insanın arkasına karşı namaz kılmakta bir sakınca yoktur. Ancak bu kimsenin konuşmasından dolayı şaşırma ihtimalinin bulunması durumu müstesnadır.

24) Geniş vakitte küçük veya büyük abdestin sıkışık olması veya yelini sıkışık halde tutarak namaza başlamak mekruhtur. Hadiste şöyle buyurulmuştur: “Yemek hazır iken, bir de küçük veya büyük abdestin sıkıştırdığı kimselerin namazı tam değildir.” [10]

Namaz sırasında, küçük veya büyük abdestte daralma olur ve kalbi meşgul etmeye başlarsa, vakit müsait ise, namaz bırakılarak, sıkıntı giderildikten sonra abdest alınıp, yeniden namaza başlamalıdır ki, namaz gönül huzuru ile kılınmış olabilsin. Aksi halde namaz sahih olmakla birlikte sevabı eksik olur.

25) Elbise, beden veya namaz kılınacak yerde, namazın sıhhatine engel olmayacak derecede necasetin bulunması mekruhtur.

26) Tek ayak üzerinde durmak veya bir ayağı yerden kesmek ve diğerine dayanmak mekruhtur. Ancak bu bir özür sebebiyle yapılırsa mekruh olmaz.

27) Namazda özürsüz olarak elbiseyi giymeden, omuzlar üzerine alarak etrafını salıvermek mekruhtur.

28) Başka elbise varken, namazda kirli ev ve iş elbisesi giymek mekruhtur. Çünkü Allah Teâlâ; “Her mescide çıkışta süslerinizi takının” [11] buyurmuştur. Âyet-i kerimede namaz kılmaya giderken iyi ve güzel elbiselerin giyilmesi ve Yüce Allah’ın huzuruna bu şekilde çıkılması istenmiştir.

29) Bir özürden dolayı olmadıkça yalnız bir parça elbise ile, meselâ; yalnız bir gömlek ile namaz kılmak mekruhtur. Yine erkeklerin sıcak iklimde bedenin göbekten üst kısmına hiç bir şey giymeksizin namaz kılmaları mekruhtur.

30) Erkeklerin bir özür bulunmadıkça ipekli elbise giyerek namaz kılmaları mekruhtur.

31) Elbiseyi, topraktan veya dizlerinin yıpranmasından yahut ütüsünün bozulmasından korumak için, rükûa veya secdeye varırken yavaşça yukarıya çekmek mekruhtur.

32) Namazda başının kenarlarına mendil, kaşkol veya bir bez sararak tepesini açık bırakmak mekruhtur.

33) Namazda tembellik veya önem vermeme sebebiyle başı açık bulundurmak mekruhtur. Bir özürden dolayı baş açık kalabilir.

Diğer yandan alçak gönüllülük ve huşû maksadıyla başın açık bulundurulması caiz görülmüştür. Çünkü namaz tevazu ve münacat halidir. Namaz kılanın gurur, kibir, gösteriş ve ucuptan uzak bir gönül huzûru içinde bulunması gerekir. Bu yüzden namazda kalbi meşgul edecek, huşû ve hudûdan ayıracak giysilerden sakınmak daha uygundur.

Hz. Peygamber (s.as)’in namazlarını başı örtülü olarak kıldığı rivâyet edilmiştir. Hadis-i şerifte: “Beni namaz kılarken gördüğünüz gibi namaz kılınız” buyurulmuştur. Bu bir âdet ve alışkanlıktan çok Hz. Peygamber’in fiilî sünnetine uyma ve başkalarına benzemekten korunma meselesidir. İhramda başların açık olması başka bir esasa dayanır. O, mahşer halinden bir örnektir. Namaz, ihram haline kıyas edilemez. Çünkü ibadetlerde kıyas cereyan etmez.

Bu duruma göre, namazda başı secdeye engel teşkil etmeyecek uygun bir serpuşla örtmek daha faziletlidir. Hatta secdede baştan düşen serpuşu fazla hareket yapmadan giymek mümkün olursa, bunun namaz içinde başa iadesi daha faziletli sayılmıştır.

Bu konudaki kerahat ve fazilet erkeklerle ilgilidir. Kadınların namazda başlarını örtmeleri tesettürün bir gereğidir. Başın açık olması kadınlarda namazı bozar.

34) Üzerinde insan veya hayvan resimleri bulunan elbise ile namaz kılmak veya böyle bir kumaş üzerine secde etmek mekruhtur. Ancak böyle bir elbisenin üzerine ceket, pardesü veya cübbe gibi bir şey giyilirse, onunla namaz kılınmasında bir sakınca bulunmaz.

Bilindiği gibi eski devirlerde bir çok kavimler tevhîd akîdesinden uzaklaşıp şirke düşmüş, tasavvur ettikleri veya canlı mabudlarının resim ve heykellerini yaparak onlara tapınmış, ta’zim etmiş mabedlerini onlarla doldurmuşlardır.

Günümüzde bilim ve teknikte ileri gitmiş pek çok toplumlar hâlâ kendilerini bu şekilde puta tapmaktan kurtaramamışlardır. Aslında bu durum inanca olan ihtiyacın bir sonucudur. Bu milletlerin gerçek tevhid dinini tanıdıkları takdirde kendi inançlarının anlamsız olduğunu anlayacaklarında şüphe yoktur.

Ebû Talha (r.a) Rasûlullah (s.a.s)’ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Melekler, içinde köpek veya resim ve heykel bulunan bir eve girmez.” [12] Enes (r.a)’in şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Hz. Âişe’nin ince bir örtüsü vardı ki, bu örtüyü evinin bir tarafına asmıştı. Hz. Peygamber ona: Bu örtüyü yok et, çünkü bunun üzerindeki resimler namazda gözüme takılıyor” [13] diye buyurdu.

35) Namaz kılanın başı üstünde, ön, sağ veya sol yanlarındaki duvar veya tavan üzerine yapılmış kabartmalı yahut resim halinde canlı tasvirinin bulunması mekruhtur. Bunların arka tarafta bulunmasının keraheti daha azdır.

Namaz kılanın ayakları altında veya oturduğu yerde bulunan veya karşıdan bakılınca uzuvları farkedilemeyecek kadar küçük olan bir suretin bulunması namaz bakımından kerahet doğurmaz.

Kimlik kartı, nüfus cüzdanı, pasaport, sürücü ehliyeti gibi belgeler üzerindeki resimlerle, kağıt paraların üstünde resmedilmiş bulunan sûretler bu belge ve paralar cüzdan veya çanta yahut ceplerde kapalı bulundukları için ne namaz içinde ve ne de namaz dışında bir sakınca doğurmaz. Diğer yandan resmi belgelere yapıştırılan bu gibi resimlerin amacı, insanları birbirinden ayırmak, yanlışlık ve haksızlıkları gidermek, bir takım hakları korumak ve en önemlisi de güvenliği sağlamaktır.

Canlı olmayan eşya ve varlıklara ait resim veya kabartmalı tasvirlerde her hangi bir sakınca söz konusu değildir.

Canlılara ait resim ve heykellerin putperestliğe yol açması Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklanır. Nûh (a.s)’un kavmi ile ilgili olarak şöyle buyurulur: “Sakın ilahlarınızı bırakmayın “Ved”, “Suvâ”, “Yegus”, “Yeûk” ve “Nesr” gibi putlarınızdan vaz geçmeyin, dediler. Böylece bir çok insanı sapıttılar. (Ey Rabb’im!) Sen bu zalimlerin sapıklıklarını daha da arttır.” [14]

Abdullah İbn Abbas ve Muhammed İbn Kays (r. anhüm)’dan şöyle dedikleri nakledilmiştir: Âyette adı geçen put isimleri Nuh kavminin bazı salih kimselerinin adlarıydı. Bu kimseler öldükten sonra, şeytan onların birer heykelinin dikilmesini öğütleyerek; “Siz onların yaptıklarını bu heykeller aracılığı ile hatırlar ve yaparsınız” der. Şeytanın bu yanıltmasına kanan insanlar, o salih kimselerin heykellerini yaparak dikerler. Önceleri güzel amelleri hatırlamada birer araç olan heykeller, bir kaç nesil geçtikten sonra nitelik değiştirir ve kendilerine tapınılan birer put halini alırlar. İşte İslâm’dan önceki Arap toplumu bu putları yeni ilâvelerle devir almış ve onlara tapınırken İslâm güneşi doğmuştur. [15]

36) Yedi yerde namaz kılmak mekruh sayılmıştır. İbn Ömer (r. anhümâ)’den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Rasûlullah (s.a.s) yedi yerde namaz kılınmasını yasaklamıştır: Çöplüklerde, hayvan kesilen yerlerde, kabristanda, yol kenarlarında, hamamda, deve ağıllarında ve Beytullah’ın üstünde.” [16]

Çöplükler ile mezbaha pisliklere yakındır ve buralarda sürekli olarak pislik bulunma ihtimali vardır. Bir kimse bu gibi yerlerde temiz bir yaygı yayarak üzerinde namaz kılabilir. Hatta Şâfiîler’e göre, altında pislik bulununca, temiz yaygı da yayılsa namaz kılmak mekruh olur.

Kabristanda namaz kılma yasağının sebebi, toprağın altında ölülerin cesetlerinin bulunması ve yahudilere benzeme korkusudur. Hadiste şöyle buyurulmuştur: “Allah Yahudilere lânet etsin. Onlar peygamberlerinin kabirlerini mescit edindiler. Benden sonra kabrimi mescit edinmeyin.” [17]

Hanefîlere göre, kabristanda bir kabre doğru namaz kılmak mekruhtur. Çünkü bu takdirde kabir gözü ve kalbi meşgul edebilir. Eğer kabir arka veya yan tarafta bulunursa kerâhet kalkar. Diğer yandan, genel olarak peygamberlerin kabirlerinin bulunduğu yerlerde namaz kılmak da mekruh değildir.

Hamam içinde namaz kılmak mekruhtur. Çünkü hamam şeytanların sığındığı, avret yerlerinin açılma ihtimalinin bulunduğu ve genelde kirli ve kullanılmış suların döküldüğü yerlerdir.

Deve ağıllarında namaz kılmanın mekruh oluşu, bu hayvanların sidik ve dışkılarının necis sayılması yüzündendir. Ayrıca, namazda hayvanların namaz kılanı rahatsız etme ihtimali de vardır. Bu da huşûa engel olur. Koyun ağıllarında temizliğe dikkat ederek namaz kılmanın caiz olduğu konusunda görüş birliği vardır.

Yol üzerinde veya kenarında namaz kılma ise, insanların önünden geçmesi veya bu yerlerin temiz olmaması yüzünden yasaklanmıştır. [18]

Dipnotlar:

[1] Kâsânî, age, I, 215-220; İbnü’l-Hümâm, I, 290-297; İbn Âbidîn, age, I, 597 vd; Şirâzî, Mühezzeb,I, 88 vd; İbn Kudâme, Muğnî, I, 495; Zühaylî, age, I, 770 vd; Bilmen, age, s. 224 vd. [2] Buhârî, Zekât, 53; Müslim, Akdiye, 12, 13; A. İbn Hanbel, II, 327, 360, IV, 246, 249. Bu hadîs, sahabe atlanarak nakledildiği için “mürsel” dir. [3] İbn Âbidîn, age, I, 600; Şevkânî, age, II, 330. [4] Buhârî, Amel fi’s-Salât, 2, 15, Menâkıbu’l-Ensâr, 37; Müslim, Mesâcid, 34; Ebû Dâvud, Salât, 166. [5] Buhârî, Bedü’l-Halk, 11, Edeb, 127; Müslim, Zühd, 56; Tirmizî, Edeb, 7, Salât, 156. [6] Müslim, Mesâcid, 67. [7] Buhârî, Ezân, 93; Müslim, Salât, 117; Nesâî, Sehv, 9, 40; İbn Mâce, İkâme, 68; Dârimî, Salât, 67. [8] Şevkânî, age, II, 328, 330. [9] Şevkânî, age, II, 330. [10] Müslim, Mesâcid, 67. [11] A’raf, 7/31. [12] Buhârî, Büyu’, 40; Müslim, Libâs, 81, 82; Ebû Dâvud, Tahâret, 89; Tirmizî, Edeb, 44. [13] Buhârî, Salât, 15, Libâs, 93; A. İbn Hanbel, III, 151, 283. [14] Nûh, 71/23-24. [15] İbn Kesir, Muhtasaru Tefsiri İbn Kesir, 7. baskı, Beyrut 1402/1981, III, 554, Sûret yapımı ile ilgili olarak bk. Buhârî, Libâs, 39; Nesâî, Zinet, 112-114; Sindî, Hâşiye Süneni’n-Nesâî, İst. 1931, VIII, 215; Şamil İslâm Ansiklopedisi, “Heykel” ve “Resim” maddeleri. [16] Tirmîzi bu hadis için isnadı kuvvetli değildir, hadiste zayıf ravi vardır, demiştir. bk. Şevkânî, age, II, 138. [17] Buhârî, Salât, 43, Cenâiz, 62, 96, Enbiya, 50; Müslim, Mesâcid, 19; Ebû Dâvud, Cenâiz, 172; Nesâî, Cenâiz, 106. [18] Ayrıntı için bk. Kâsânî, age, I, 115 vd; İbn Kudâme, Muğnî, II, 67-76; Şirâzî, Mühezzeb, ı, 63; Zühaylî, age, I, 788 vd.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

NAMAZIN MEKRUHLARI NELERDİR?

Namazın Mekruhları Nelerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.