Nafile Namazları Camide mi Evde mi Kılmak Daha Faziletlidir?

Nafile namazları camide kılmak mı evde kılmak mı daha faziletli? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetinde görüyoruz ki, farz ve nafile namazların mekânı birbirinden biraz farklı tutulmuştur. Zira camiler, öncelikle farz namazların cemaatle eda edildiği mübarek mekânlardır. Nafile ibadetlerde ise esas olan, kişinin evinde, huzurla ve ihlasla Rabbine yönelmesidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız da oraları kabirlere çevirmeyiniz.” (Buhârî, Salât 52, Teheccüd 37; Müslim, Müsâfirîn 208, 209. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 199, Vitir 11; Tirmizî, Salât 213; Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 1)

Bu hadis bize şunu anlatıyor: Nafile ibadetler, evleri bereketlendirir, manevi bir atmosfer kazandırır. Bu yüzden ideal olan, nafileleri evde kılıp, farz için camiye gitmektir. Ancak günümüzde, özellikle Türkiye’deki birçok camide ezan okunduktan kısa süre sonra farz namaza başlanması, bu uygulamayı her zaman mümkün kılmamaktadır.

Eğer nafile namaz camide kılınacaksa, bu durumda bir hassasiyet gözetmek gerekir. Cemaat safı içinde değil, münferit bir yerde kılmak uygun olur. Böylece hem düzen bozulmaz, hem de yeni gelen biri, kılınan namazı farz sanıp cemaate yanlışlıkla katılmaz. Bu dikkat, hem sünnetin ruhuna uygun bir davranıştır hem de ibadetlerde niyet ve tertip açısından bir inceliktir. Rabbim hepimizi ibadetlerimizi ihlasla ve edeple yerine getiren kullarından eylesin.

İslam ve İhsan

NÂFİLE NAMAZ NASIL KILINIR?

Nâfile Namaz Nasıl Kılınır?

NAFİLE NAMAZLAR VE NAFİLE NAMAZ KILMANIN FAZİLETİ

Nafile Namazlar ve Nafile Namaz Kılmanın Fazileti

NAFİLE NAMAZLAR NELERDİR?

Nafile Namazlar Nelerdir?

NAFİLE NAMAZ HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

Nafile Namaz Hakkında Hadis-i Şerifler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.