Müslümanın Yeme İçme Adabı

Müslümanın yeme içme adabı nasıl olmalıdır? Nelere dikkat etmelidir? İşte yeme ve içmede dikkat etmemiz gereken hususlar...

İnsan, bu dünyaya üç temel ihtiyaçla gelir. Bunlar gıdâ, ilim ve terbiye ihtiyacıdır.

Birinci ihtiyaç; gıdâ ihtiyacı…Cenâb-ı Hak Samed'dir, hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin O'na muhtaç olduğu bir Rab'dir. Muhtacı da muhtacının ihtiyacını da yaratan O'dur.

Bir evlat, doğumundan evvel annesinin kanıyla sonra sütüyle daha sonra onun mutfağında Cenâb-ı Hakk 'ın çeşit çeşit nimetleriyle beslenir. Anne, insanlığın maddî-manevî gelişiminden sorumluğu olduğu bir kuldur. İnsanlığın mürebbisidir.

İnsanın ömrü varsa rızkı da vardır, rızkı bittiyse ömrü de bitmiştir. Bütün mahlûkâtın rızkı Allâh’a âittir. Îman, Cenâb-ı Hakk'a rızık konusunda güveni gerektirir. Âyet-i kerîmelerde buyurulur:

“Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca AIlâh’ın üzerinedir.” (Hûd, 6)

“...Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir. Ve onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a tevekkül ederse Allah, ona yeter.” (Talak, 2-3)

“Nice canlı var ki, rızkını yanında taşımıyor. Size de, onlara da rızık veren Allah’tır. O, her şeyi işitir ve bilir.” (el-Ankebût, 60)

Hazret-i Ömer’den rivâyet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Eğer siz Allah’a gereği gibi güvenseydiniz, (Allah), kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırırdı. Kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları halde akşam dolu kursaklarla dönerler.” (Tirmizî, Zühd 33)

Hâlbuki insanoğlunun durumu hadîs-i şerîfte şöyle ifade edilir;

İnsanoğlunun bir vadi dolusu malı olsa, ikinci bir vadi dolusu mal daha ister. İki vadi dolusu malı olsa, üçüncüsünü ister. İnsanoğlunun gözünü ancak toprak doyurur.” (Buhâri, Rikâk, 10; Tîrmizî, Zühd, 27)

Rezzâk olan Cenâb-ı Hak hep lütuf, ikram halindedir. Bu cihan, bütün mahlûkâta ilâhî bir sofra, ilâhî bir mutfak. Üstelik her cins mahlûkâta her an ayrı ayrı sofralar kurulmaktadır. Yani rızık nîmeti de çok hassas bir ilâhî tanzim ve taksime göre lûtfedilmektedir.

Bizler de yediğimiz her lokmada bu ilâhî ikramları hatırlamalı, yemeğe besmeleyle başlayıp hamd, şükür ve dua ile bitirmeliyiz.

HELAL-HARAM HASSASİYETİ

Bir gıda 3 şekilde haram olur.

  1. Bizatihi haram; içki, hınzır eti vb.
  2. Kazancın haram olması; hırsızlık, faiz vb.
  3. Kul hakkı sebebiyle haram olması; yetimlerin malını haksızlıkla yemek, göz hakkı, izinsiz alınan şeyler, aç gözlülük vb…

Cenâb-ı Hak buyurur; “Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler hiç şüphesiz karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. Zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.” (Nisâ sûresi, 10)

Toplu yemek yenilen yerlerde başkalarının hakkına dikkat etmeden aç gözlülük yapmak veya insanlara gösterip paylaşmamak uygun bir davranış değildir. Vitrine edilmiş gıdalarda yine göz hakkına dikkat edilmesi gerekir.

 

İSRAF ETMEMEK

Haramlardan sakınırken, helâl nîmetleri kullanırken “israf” etmekten de sakınmalıyız. Zîra israf, haramdır. Âyet-i kerîmede buyrulur;

“Yiyiniz içiniz; fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A'râf sûresi,31)

İsraf, nimetin Allah rızası dışında kullanılmasıdır. Yemek öncesi, esnası ve sonrasında israfa dikkat edilmelidir.

Yemek öncesinde; aç karnına alışveriş yapmaktan, gereksiz malzeme almaktan kaçınılmalıdır.

Yemek esnasında; ölçülü davranıp tıka basa yememek gerekir. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyuruyor ki:

“Hiç bir insan midesinden daha tehlikeli bir kap doldurmamıştır. Hâlbuki kişiye, kendisini ayakta tutacak bir kaç lokma yeter. Şayet bir kimsenin mutlaka çok yemesi gerekiyorsa, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefesine ayırsın!” (Tirmizî, Zühd, 47)

Fahr-i Cihân Efendimiz’in tıka basa doldurulan mideyi tehlikeli bir kaba benzetmesi, beden ve ruh sağlığı ile yeme-içme arasında yakın bir münâsebet bulunduğunu göstermektedir.

İskenderiye Mukavkısı, Rasûlullah’a pek çok hediyelerle birlikte bir de doktor göndermişti. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- doktora:

“–Ev halkının yanına dönebilirsin. Çünkü biz acıkmadıkça yemeyen bir kavmiz. Yediğimiz zaman da doyuncaya kadar yemeyiz.” buyurdu. (Halebî, III, 299)

Müslüman yemek için yaşamaz, yaşamak için yer. Yemekten maksat, kulluk enerjisidir. Doyduktan sonra yemenin haram olduğunu söyleyen âlimler vardır.

Karnı doyduktan sonra yemek yenilmesine, şüphesiz ki Allah Teâla buğz eder. (Kenzü'l-irfan 1001 Hadis, s. 141/421)

Yemek sonrasında; kalan yiyeceklerin israf edilmeden saklanması ve tüketilmesi gerekir.

 

YEMEK YEME ÂDÂBI

  1. Yemek öncesi ve sonrası elleri yıkamak

Rasûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur; “Yemeğin bereketi, yemekten önce ve sonra elleri yıkamaktadır.” (Tirmizî, Et‘ime, 39)

“Elinde yemek bulaşığı kaldığı hâlde yıkamadan uyuyan kimse, herhangi bir zarara uğrarsa kendisinden başka kimseyi suçlamasın!” (Ebû Dâvûd, Et‘ime, 53)

  1. Elleri silkelememek; ıslak ellerle ortak kullanılan yiyeceklere ekmek vb. dokunmamak
  2. Oturma düzenine dikkat etmek

Büyüklere öncelik verilmeli, geçiş yerlerine oturulmamalıdır. Ayrıca sofrada ikramda bulunacak kişi (ev sahibi, evin genci vs.) servisi rahat yapabileceği şekilde oturmaya özen göstermelidir.

  1. Yemeğe euzü-besmele ile başlamak, unutulduğunda yapılması gereken duayı yapmak

Hz. Âişe -radıyallâhu anhâ-şöyle anlatır;

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir defâsında ashâbından altı kişi ile birlikte yemek yiyordu. Bir bedevî gelerek yemeği iki lokmada yiyip bitirdi. Rasûl-i Kibriyâ Efendimiz:

“–Eğer bu kimse “bismillâh” deseydi yemek hepinize yeterdi. Öyleyse biriniz yemek yediği vakit “bismillâh” desin. Yemeğin başında bunu söylemeyi unutursa: بِسْمِ اللّٰهِ فِى أَوَّلِهِ وَآخِرِهِ “Başında da sonunda da bismillah” desin!” buyurdu. (İbn-i Mâce, Et‘ime, 7)

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur; “Kişi evine girerken ve yemek yerken besmele çekerse, şeytan askerlerine, “Burada ne geceleyebilir ne de yemek yiyebilirsiniz.” der. Eğer o kimse eve girerken besmele çekmezse, şeytan onlara, “Geceyi geçirecek bir yer buldunuz.” der. O şahıs yemek yerken besmele çekmezse şeytan yine askerlerine, “Hem barınacak yer hem de yiyecek yemek buldunuz.” der.” (Müslim, Eşribe, 103)

  1. Yemeği sağ elle ve önünden yemek

Ömer İbni Ebû Seleme -radıyallâhu anh-naklediyor:

“Ben Rasûlullah’ın himâyesinde yetişen bir çocuktum. Yemek yerken, elim yemek tabağının her yanına giderdi. Bunun üzerine Rasûlullah, bana şöyle buyurdu:

“Oğlum, besmele çek! Sağ elinle ye! Hep önünden ye!” (Buhâri, Et`ıme 2, 3)

Seleme İbni Ekva’dan -radıyallâhu anh-şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Adamın biri Rasûlullah’ın yanında sol eliyle yemek yedi. Rasûl-i Ekrem ona:

– “Sağ elinle ye!” buyurdu. Adam:

– Yapamıyorum, diye cevap verdi. Rasûlullah, o adama:

– “Yapamaz ol!” diye beddua etti. Seleme’nin dediğine göre adam kibrinden dolayı böyle söylemişti. Rasûlullah’ın bedduası üzerine elini ağzına götüremez oldu. (Müslim, Eşribe 107)

Yine hadîs-i şerîfte buyrulur;

“Sizden kimse sakın sol eliyle yiyip içmesin. Çünkü şeytan soluyla yer içer.” (Müslim, Eşribe 106)

  1. Yemeği toplu olarak yemek

Aile bireyleri ile birlikte toplu olarak yenen yemek muhabbet, alâka ve iletişime vesile olur.

Vahşi bin Harb -radıyallâhu anh-‘ın haber verdiğine göre bir kısım sahâbîler:

-Ya Rasûlallah! Yemek yiyoruz fakat doymuyoruz, dediler. Rasûl-i Ekrem onlara:

“–Heralde ayrı ayrı yiyorsunuz!” deyince:

- Evet, öyle yapıyoruz, dediler. Allah Rasûlü de:

“–Birlikte yiyiniz ve besmele çekiniz ki yemeğiniz bereketlensin.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Et'ime, 14)

  1. Yemekte açgözlü ve aceleci olmamak, diğergâmlık hassasiyeti içinde olmak

Yemek yerken, açgözlülük sayılabilecek hafif hareket ve davranışlardan kaçınmak gerekir.

Cebele bin Sühaym der ki: “İbn-i Zübeyr ile birlikte savaştığımız sene kıtlık oldu. Bize erzak olarak hurma dağıtıldı. Hurmayı yerken Abdullah bin Ömer yanımızdan geçer ve bize şöyle derdi; “Hurmayı çifter çifter yemeyiniz. Çünkü Hz. Peygamber bize hurmayı böyle yemeyi yasakladı. Fakat birinize arkadaşı izin verirse, çifter çifter yiyebilir.” (Buhâri, Et‘ime, 44)

Bu meyanda, lokmayı iyice çiğneyip yutmadan, öbürünü almamak da yemek âdâbındandır.

Hazret-i Huzeyfe -radıyallâhu anh- şöyle anlatır; Yermuk Muhârebesi’nde idik. Çarpışmanın şiddeti geçmiş, ok ve mızrak darbeleri ile yaralanan Müslümanlar, düştükleri sıcak kumların üzerinde can vermeye başlamışlardı. Bu arada ben de bin bir güçlükle kendimi toparlayarak, amcamın oğlunu aramaya başladım. Son anlarını yaşayan yaralıların arasında biraz dolaştıktan sonra, nihâyet aradığımı buldum. Fakat ne çâre, bir kan gölü içinde yatan amcamın oğlu, göz işâretleriyle dahî zor konuşabiliyordu. Daha evvel hazırladığım su kırbasını göstererek:

“–Su istiyor musun?” dedim.

Belli ki istiyordu, çünkü dudakları harâretten âdeta kavrulmuştu. Fakat cevap verecek mecâli yoktu. Sanki göz işâreti ile de muzdarip hâlini îmâ ediyordu.

Ben kırbanın ağzını açtım, suyu kendisine doğru uzatırken biraz ötedeki yaralıların arasından İkrime’nin sesi duyuldu:

“–Su! Su!.. Ne olur bir tek damla olsun su!..”

Amcamın oğlu Hâris, bu feryâdı duyar duymaz, kendisinden vazgeçerek kaş ve göz işâretiyle suyu hemen İkrime’ye götürmemi istedi.

Kızgın kumların üzerinde yatan şehidlerin aralarından koşa koşa İkrime’ye yetiştim ve hemen kırbamı kendisine uzattım. İkrime, tam elini kırbaya uzatırken Iyaş’ın iniltisi duyuldu:

“–Ne olur bir damla su verin! Allâh rızâsı için bir damla su!..”

Bu feryâdı duyan İkrime, elini hemen geri çekerek suyu Iyaş’a götürmemi işâret etti. Hâris gibi o da içmedi.

Ben kırbayı alarak şehidlerin arasında dolaşa dolaşa Iyaş’a yetiştiğim zaman kendisinin son sözlerini işitiyordum. Diyordu ki:

“–İlâhî! Îmân dâvâsı uğruna canımızı fedâ etmekten asla çekinmedik. Artık bizden şehâdet rütbesini esirgeme. Hatâlarımızı affeyle!”

Belli ki, Iyaş artık şehâdet şerbetini içiyordu. Benim getirdiğim suyu gördü, fakat vakit kalmamıştı… Başladığı kelime-i şehâdeti ancak bitirebildi.

Derhal geri döndüm, koşa koşa İkrime’nin yanına geldim; kırbayı uzatırken bir de ne göreyim; İkrime de şehid olmuş!

Bâri amcamın oğlu Hâris’e yetişeyim dedim.

Koşa koşa ona gittim. Ne çâre ki, o da ateş gibi kumların üzerinde kavrula kavrula rûhunu teslîm eylemişti… Ne yazık ki kırba, dolu olarak üç şehidin ortasında kaldı. Huzeyfe -radıyallâhu anh- o andaki hâlet-i rûhiyesini şöyle anlatır:

“–Hayâtımda birçok hâdiseyle karşılaştım. Fakat hiçbiri beni bu kadar duygulandırıp heyecanlandırmadı. Aralarında akrabalık gibi bir bağ bulunmadığı hâlde, bunların birbirlerine karşı bu derecedeki diğergâm, fedâkâr ve şefkatli hâlleri, (yâni son nefeslerini de hayatlarındaki gibi fazîlet içerisinde vermeleri ve “ancak müslüman olarak ölünüz” âyet-i kerîmesinin şuuru ile hayâta vedâ edebilmeleri) gıpta ile seyredip hayran olduğum büyük bir îmân celâdeti olarak hâfızamda derin izler bıraktı…”

Sahâbeden Ebû Hüreyre bir gün çok acıkmış, yiyecek bir şey bulamadığı için de karnına taş bağlamıştı. Bu vaziyetteyken Hazret-i Ebûbekir’e rastladı ve belki kendisini doyurur ümîdiyle ona bir âyet sordu. Hazret-i Ebûbekir ise suâli cevapladıktan sonra geçip gitti. Daha sonra Hazret-i Ömer çıkageldi. O da aynı şekilde davrandı. Zîra o an ikisinin de imkânı bulunmuyordu.

Derken Efendimiz, Ebû Hüreyre’yi gördü ve kalbinden geçeni sîmâsından anlayıp onu evine davet etti. Efendimiz’in evine bir kap içinde biraz süt getirilmişti. Ebû Hüreyre sütü görünce sevindiyse de Peygamber Efendimiz, Ebû Hüreyre’ye, Suffe ehlini çağırmasını emretti. Ancak, Allah Rasûlü’nün Suffe ehlini dâvet etmesi, Ebû Hüreyre’nin pek hoşuna gitmedi. Zîra süt, Suffe ehline bile yetmezdi ki artıp kendisine de kalsın. Fakat Allah Rasûlü’nün emrine itaat etmemek olmaz düşüncesiyle hemen gidip Suffe ehlini dâvet etti.

Efendimiz, Ebû Hüreyre’ye sütü teker teker bütün Suffe ehline ikram etmesini emretti. Kabı alan her sahâbî kanıncaya kadar içip kabı geri verdi. Bütün Suffe ehli içtikten sonra Ebû Hüreyre kabı Rasûlullah Efendimiz’e uzattı. Efendimiz eline aldığı kabı Ebû Hüreyre’ye vererek:

“–Otur da iç!” buyurdu. O da oturup kanıncaya kadar içti. Kabı ne zaman Efendimiz’e verecek olsa Efendimiz tekrar tekrar:

“–Otur ve iç!” buyurdu. Sonunda Ebû Hüreyre:

“–Hayır, Sen’i hak peygamber olarak gönderen Allâh’a yemin ederim ki, artık içecek yerim kalmadı.” dedi.

Nihâyet Efendimiz kabı aldı, Allâh’a hamdetti, besmele çekti ve kalan sütü içti.” (Buhâri, Rikâk, 17)

  1. Nimeti küçük görmemek, beğenmediğini söz, fiil ve mimiklerle ifade etmemek

Nimeti beğenmemek aslında 4 hususta nankörlüktür:

  1. Nimeti yaratan Cenâb-ı Hakk'a
  2. Onu yetiştiren insana
  3. Onu getiren kişiye
  4. Yemeği pişirene

Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in hiçbir zaman yemekte kusur aramadığını, isteği varsa yediğini, canı çekmiyorsa yemediğini bildirmektedir. (Buhâri, Menâkıb, 23)

Ebû Eyyûb el-Ensârî ve âilesi, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i misâfir ettikleri günlerde yemek pişirir ve kendisine ikrâm ederlerdi. Bir keresinde soğanlı veya sarımsaklı bir yemek göndermişler, fakat Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yememişti. Ebû Eyyûb -radıyallâhu anh-, yemekte Efendimiz’in parmak izlerini göremeyince, endişe ile yanına giderek:

“–Yâ Rasûlallâh! O yemek haram mıdır?” diye sordu.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Değildir! Fakat kokusundan hoşlanmadım. Çünkü ben meleklerle konuşuyorum.” buyurdu.

Bunun üzerine Ebû Eyyûb -radıyallâhu anh-:

“–Sizin hoşlanmadığınız şeyden ben de hoşlanmam!” dedi.

Ancak Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Siz onu yiyiniz!” buyurdu.

Bundan sonra Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e bir daha o sebzeden yemek yapmadılar. Bu hâl, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in, insanları ve melekleri hiçbir şekilde rahatsız etmeme husûsundaki incelik, nezâket ve hassâsiyetini en güzel şekilde ifade etmektedir.

Nitekim Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Kim sarımsak ya da soğan yerse, bizden uzak dursun!” Diğer bir rivâyette; “Mescidimize yaklaşmasın!” buyurmuştur. (Buhâri, Ezân, 160)

  1. Yemekte insanları rahatsız edecek konu ve davranışlardan uzak durmak

Rahatsız edici konular; kan, irin vb.

Davranışlar;

  • Ağızda yemek varken konuşmak
  • Yemek esnasında baş ve ayağı kaşımak
  • Ağzı şapırdatmak
  • Sesli burun silmek
  • Yemek esnasında geğirmek
  • Yemeğe üflemek vb.
  1. Yemekte hoş olmayan bir durumla karşılaşıldığında (saç, çer-çöp vb.) kimseyi rahatsız etmeden onu bertaraf etmek
  2. Yemek esnasında telefon, televizyon vb. başka şeylerle meşgul olmamak
  3. Yaslanarak veya ayak ayaküstüne atarak yemek yememek

Vehb bin Abdullah’tan -radıyallâhu anh- rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Ben bir yere dayanarak yemek yemem.” buyurmuştur. (Buhâri, Et‘ime, 13)

Abdullah bin Büsr -radıyallâhu anh- anlatıyor; Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e bir miktar koyun eti ikram etmiştim. Efendimiz onu yemek üzere diz çökerek oturdu. Orada bulunan bir bedevî:

– Bu ne biçim oturuştur, diyerek hayretini ifade etti. Bunun üzerine Fahr-i Kâinât Efendimiz:

“–Şüphesiz Allah beni mütevâzi ve kerem sâhibi bir kul olarak yarattı; kibirli ve inatçı biri yapmadı.” diye cevap verdi. (İbn-i Mâce, Et‘ime, 6)

Böyle bir hareket nimete saygı olduğu gibi, ondan daha mühimi de nimetin sâhibine ta’zîmdir.

  1. Yemek tabağını sünnetlemek

Yemek bittikten sonra kabı iyice temizlemek de İslâmî bir edeptir. Hz. Enes’ten -radıyallâhu anh- rivayet edildiğine göre Rasûlullah, yemek yediği zaman üç parmağını da yalardı ve bu konuda şöyle buyururdu:

“Birinizin lokması yere düştüğü zaman, bulaşan şeyi temizleyip lokmayı yesin. Onu şeytana bırakmasın.” Sözlerine devamla tabağın sıyrılmasını da emrederek: “Bereketin, yemeğin neresinde bulunduğunu bilemezsiniz.” derdi. (Müslim, Eşribe, 136)

  1. Yemek fotoğraflarını internet ortamında paylaşmamak

Böyle fotoğraf paylaşımları, kişiyi bir yandan gurur ve kibre sevk ederek günaha düşürürken, muhataplarının da nazar ve hasedini celbetmekte, ayrıca onlardan mahrum olanların gözlerinin takılı kalmasına böylelikle kul hakkına sebep olmaktadır.

  1. Altın ve gümüş kaplardan yiyip içmemek

İslâm, altın ve gümüş kaplar içerisinde yemek yemeyi haram kılmıştır. Huzeyfe -radıyallâhu anh-’den nakledildiğine göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Saf ipek elbise giymeyiniz. Altın ve gümüş kaptan bir şey içmeyiniz. Bu tür tabaklardan yemek de yemeyiniz! (Buhâri, Et‘ime, 29)

SÂLİHA HANIMIN YEMEK PİŞİRME ÂDÂBI

  1. Abdestli olmak
  2. Yemeği besmele ile hazırlamak
  3. Sevgi ve muhabbetle yapmak
  4. Elde olan imkânları değerIendirmek
  5. İsraf etmemek
  6. Güler yüzle, nimete ve yiyene değer verecek şekilde sunum yapmak
  7. Kalan yemekleri en güzel şekilde muhafaza etmek ve çöpleri ayrıştırarak (cam, plastik vb.) değerlendirilmesine katkı sağlamak
  8. Dışarıda açık kap bırakmamak

Gece olduğunda yemek kaplarının üzerlerinin örtülmesi tavsiye edilmiştir. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hadîs-i şerîflerinde bu mevzu ile ilgili şöyle buyurur:

“Karanlık çöktüğü zaman çocuklarınızı dışarı salmayın. Çünkü şeytanlar bu esnâda her tarafa yayılırlar. Yatsı vaktinden bir müddet geçince, onları serbest bırakabilirsiniz. Kapını kapa Allah’ın ismini zikret! Kandilini söndür Allah’ın ismini zikret! Su kabının ağzını kapa Allah’ın ismini zikret! Yemek kabının ağzını kapa Allah’ın ismini zikret! (Kapatacak bir şey bulamadığın takdirde) herhangi bir şeyi üzerine uzatıp koymak sûretiyle de olsa (bunu yap)! Zîra şeytan kapalı kapıyı açamaz. Kandilleri söndürün, zira fare fitili çekip ev halkını yakabilir.” (Buhâri, Bed’ü’l-halk, 11)

Diğer bir hadiste de şöyle buyrulur:“Sene içinde bilinmeyen bir gece vardır. O gecede vebâ hastalığı indirilir. Hastalık bu gece açık bir yemek kabına veya su kabına rastlarsa oraya muhakkak girer.” (Müslim, Eşribe, 99)

  1. Misâfir kabulüne ve ikramına hazır bulunmak
  2. Komşularına ikramda bulunmak

Ebû Zer -radıyallâhu anh- şöyle der:

“Dostum Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bana şöyle vasiyet etti:

“Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy. Sonra da komşularını gözden geçir ve gerekli gördüklerine güzel bir şekilde ikrâm et!” (Müslim, Birr, 143)

Ayrıca yemek kokusuyla komşuları rahatsız etmemek, böyle bir durum olduğunda ikramda bulunmak da komşuluk hakkı açısından önemlidir.

DIŞARDA YEMEK YEME ÂDÂBI

İslâm kültüründe lokanta, kafe vb. yerlerde yemek yenilmesi uygun değildir. Ancak herhangi bir sebeple buralarda yemek yenilecekse dikkat edilmesi gerekenler şunlardır;

  1. Gidilecek mekânlarda helal gıda hassasiyetinin olmasına dikkat etmek
  2. Mahremiyet sınırlarına dikkat etmek
  3. Ses, konuşma ve gülme kontrolünü sağlamak
  4. Herkesin gördüğü, alamadığı gıdalardan almamaya gayret etmek
  5. Yemeği yiyecek kadar almak, israf etmemek
  6. Çatal ve bıçak kullanımı konusunda batı kültüründen uzak durmak
  7. Cami ve mescitlerde yemek yememek, zaruret durumunda yenilecekse de temiz bırakmak
  8. Sokakta dondurma yeme ve sakız çiğneme konusunda hassas davranmak
  9. Mesire yerlerinde yemek kokusuna dikkat etmek, gerektiğinde ikram etmek
  10. Mesire yerlerini temiz bırakmak

İÇME ÂDÂBI

  1. Sağ elle besmele çekerek içmek

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-şöyle buyurur;

“Sizden kimse sakın sol eliyle yiyip içmesin. Çünkü şeytan soluyla yer içer.” (Müslim, Eşribe 106)

  1. Bardağın içine bakmak

Su, mümkün olduğu kadar içi görülebilecek bir kaptan içilmelidir. Rasûlullah Efendimiz içerisinde zararlı maddeler bulunabileceği endişesiyle, büyük su kabından ağızla su içmeyi yasaklamıştır. (Buhâri, Eşribe, 23)

  1. İkram etmek ve buna sağ taraftan başlamak

Peygamber Efendimiz’e -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir içecek getirilmişti. Ondan bir miktar içti. Bu esnada sağında bir çocuk, sol tarafında ise ashâbın büyüklerinden yaşlı kimseler oturuyordu.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sağındaki çocuğa ka'bına erilmez bir incelik ve nezâketle:

“Müsaade edersen bu içeceği evvela büyüklerine vereyim? buyurdu. O akıllı çocuk da herkesi şaşırtan ve âleme ibret olmaya seza şu büyük cevabı verdi:

“Ey Allah'ın Rasûlü! Senden bana ikram olunan nasibimi hiç kimseye vermem! Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz mübarek ellerindeki içeceği o çocuğa verdiler. (Buhâri, Eşribe 19)

Enes -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

“Bir gün Efendimize içine su katılmış süt getirildi. O sırada Peygamber Efendimiz 'in sağında bir bedevi, solunda da Hz. Ebûbekir -radıyallâhu anh- oturuyordu. Sütten içtikten sonra onu bedeviye verdi ve “Herkes sağındakine versin.” buyurdu. (Buhâri, Eşribe 14)

  1. Üç nefeste, yudumda içmek

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- suyu ve diğer meşrûbâtı üç nefeste içer (Buhâri, Eşribe, 26) ve bu husûsta da şöyle buyururdu:

“Deve gibi bir nefeste içmeyin. İki veya üç nefeste için. Bir şey içeceğiniz zaman besmele çekin; içtikten sonra da “elhamdülillah” deyin!” (Tirmizî, Eşribe, 13)

Suyu üç nefeste içmenin faydaları başka bir hadîs-i şerîfte şöyle açıklamıştır:

“Üç nefeste içen kimse suya iyice kanar, böylece susuzluğu teskin edilmiş olur. Suyu üç nefeste içmek sağlığa daha uygundur.” (Müslim, Tahâret, 65; Eşribe, 121)

  1. Bardağa Üflememek

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur;

Biriniz su içerken kabın içine solumasın. Tekrar yudumlamak isteyince kabı ağzından uzaklaştırıp (nefes alsın) sonra dilerse yeniden içsin.” (Hâkim, Müstedrek, Eşribe)

  1. Suyu mümkün mertebe oturarak içmek ve sonunda “Elhamdülillah” demek

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ayakta su içmekle beraber oturarak su içmeyi daha uygun görürdü.

Enes -radıyallâhu anh-’ın rivayetine göre Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir kimsenin ayakta su içmesini yasaklamıştır.

Râvi Katâde şöyle dedi:

– Biz Enes’e, ya ayakta yemek nasıldır? diye sorduk. Enes:

– Ayakta yemek daha beter (veya kötüdür), dedi. (Müslim, Eşribe 113)

Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- “Ayakta su içmeyi yasaklamıştır” ifadesi, Müslim’in bir başka rivayetinde “Ayakta su içmekten men etmiştir” (zecere) şeklinde geçmektedir. (Müslim, Eşribe 112, 114)

İbni Abbas -radıyallâhu anh- şöyle der:

Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e zemzem ikram ettim. Onu ayakta içti. (Buhâri, Hac 76)

Enes İbni Mâlik radıyallâhu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ, yemek yedikten veya bir şey içtikten sonra kendisine hamdeden kuldan hoşnut olur.” (Müslim, Zikir 89)

  1. İnsanlara su ve benzeri içecek dağıtan kimsenin en son içmesi

Ebû Katâde’den rivayet edildiğine göre Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-

“–Halka su dağıtan kimse, suyu en son içer.” buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 311)

ZEMZEM İÇME ÂDÂBI

Zemzem şifadır. “Zemzem ne niyetle içilirse o yararı sağlar” (İbn Mâce, Menasik, 78) hadîs-i şerîfi gereği maddi ve manevî tüm dertlere şifâ olması niyetiyle içilebilir. Zemzem içerken ayakta kıbleye dönülür, besmele çekilir ve sağ elle üç nefeste içilir. Sonra “elhamdülillah” diyerek Cenâb-ı Hakk’a şükredilir.

Kaynak: Âdâb-ı Muâşeret, Zehra Yolcu - Elif Telkeş, Erkam Yayınları

TEMİZLİK ADABI NEDİR?

Temizlik Adabı Nedir?

SELAMLAŞMA VE MUSAFAHA ADABI NASIL OLMALIDIR?

Selamlaşma ve Musafaha Adabı Nasıl Olmalıdır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.