Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin ilmî hüviyeti sâyesinde ulemâdan da birçok mürîdi vardı. Şeyhülislâm Hoca Sâdeddin Efendi, oğlu Es’ad Efendi gibi zâtlar, on
Rivâyete göre, Şam’da yaşayan Kenânîler, özellikle de Belka Kabilesi kâfirdi ve Allah tanımazlıkta o kadar çok ileri gitmişlerdi ki, Cenab-ı Hakkın işareti ile
Vaktiyle bir fırıncı vardı. Hiç görmediği hâlde, Hak dostu Şiblî Hazretlerini hem çok seviyor hem de onu görmeyi çok arzuluyordu. Bu iştiyakla bir hayli ömür sü
İstanbul’da çok şiddetli bir tâun hastalığı zuhûr etmişti. Her gün binlerce kişi bu hastalıktan ölüp gitmekteydi. Elinden bir şey gelmeyen ahâlî, çaresiz bir hâ
Kalp ve onun mânevî varlığının adı olan gönlün, insanın saâdet ve selâmetini temindeki yüksek ehemmiyeti dolayısıyladır ki, başkası tarafı
Bir kimse Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nin kimyâ ilmine vâkıf olduğunu duyarak Hazret-i Pîr’e geldi ve ona bu ilmi sordu...
Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin en büyük kerâmetleri, cihan sultanlarını bu şekilde yönlendirebilmesi olmuştur. Bununla birlikte onun, erbâbının gönül hissiyâ
Araştırmacı-Yazar Fahri Sarrafoğlu, Osmanlı’da türbedarlığın ne zaman başladığını, Osmanlı türbedarlık teşkîlâtı ve vazîfelerini anlatıyor.
Peygamber Efendimiz kendinden çok ümmetini düşünürdü. Ashâbı doymadan kendisi ve âilesi doymazdı. Elinde ne varsa muhtaçlara verir, evinde günlerce ocak yanmaz,
İhsân, Allâh’a, O’nu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir.