Adak veya Akika Kurbanı Daha Uygun Fiyatlı Olduğu İçin Yurt Dışında Kestirilebilir mi?
Adak veya akika kurbanı daha uygun fiyatlı olduğu için yurt dışında kestirilebilir mi? Sizlerden gelen soruları ve dinî meselelere dair merak edilenleri Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
Aslında bu soruda konuşulması gereken birçok mesele var. Bunlardan bir tanesi kurban ibadetinin nerede yerine getirilmesi gerekir? Yani kurban ibadeti, adı üstünde kurban kesilerek yapılan bir ibadet. Burada aslolan kurban olduğu için kurban olma şartlarını taşıyan herhangi bir hayvanın kesilmesi bu ibadetin yerine gelmesi için yeterli. Bundan dolayı kurban olma şartlarını taşıyan herhangi bir hayvan, herhangi bir yerde kimi adanmış veya akika olarak kestirilmek isteniyorsa onun adına besmele ile kesildiğinde kurban ibadeti yerine gelmiş olur. Burada tabii işte memleketimizde veya bulunduğumuz yerde kurban kesme imkânı olmadığından dolayı yurt dışında kesmek mecburiyetinde kalıyorsak herhangi bir sıkıntı olmaz diye düşünüyorum.
Helal Kesime Karşı Direnç
Biliyorsunuz bazı Avrupa ülkelerinde, bazı dünya ülkelerinde özellikle de helal kesime karşı bir direnç var. Birtakım ülkeler "bizim milletimize tabi olacaksınız" diyorlar. Yani bu yönüyle din ve millet kavramları arasında da belki bir farklılık söz konusu. Yani "biz nasıl yaşarsak bizim gibi yaşayacaksınız, bizim helal hassasiyetimiz yok, sizin de olmayacak" diyerek helal kesime müsaade etmiyorlar. Bazı ülkelerde kaçak yollarla ancak Müslümanlar helal kesime ulaşabiliyor. Eskiden duyardık mesela evlerde, banyolarda, küvetlerde kesmek zorunda kalırlardı. Şimdi o işler de zorlaştı. Hakikaten seküler bir dünya var ve bu dünyada bir bölüm devlet de siyonist güdümünde olan devletler doğrudan İslami değerlere karşı savaş açmış bir halde. Buralarda kurban ibadetini yerine getirmek zor.
İbadetlerde Ekonomik Ölçüler
Ama memleketimiz gibi Müslümanlığın hâlâ hâkim bir değer olarak var olduğu yerlerde daha ucuz diye başka yerlere kurban kestirmek doğru mu? Evet, nihayetinde bir kurban kesildiği için bu kurban ibadeti yerine geliyor. Ama parayı Türkiye'de kazanıp veya işte parayı İstanbul'da kazanıp onu başka yerde harcamak meselesi şu genel anlayışla bir çelişki barındırıyor: Hazreti Peygamber (s.a.v.) efendimiz, özellikle de zekâtla ilgili "Müslümanların zenginlerinden alınır, Müslümanların fakirlerine harcanır" diyor (Buhârî, Zekât, 1; Müslim, Îmân, 29). Evet, Müslümanlar dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar Müslümandırlar. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar onlardan alınan, dünyanın neresinde olursa olsun oradaki fakir Müslümanlara harcanır. Ama öncelikli olarak para nerede kazanılıyorsa; işte İstanbul'da, Üsküdar'da kazanıyorsan parayı, öncelikli olarak kulu komşunun merkezine kendini almak suretiyle insanın etrafına, çevresine doğru soruşturması lazım. Yani Üsküdar'da yok diyelim, o zaman Ümraniye'ye, efendim Kadıköy'e, Beykoz'a bakmak lazım. Buralarda muhtaç olan insanlar var mı? Efendim ete ulaşamayan insanlar var mı? Buna göre bir düzen yapmak lazım. Ama bazen şöyle de olabiliyor; evet, Türkiye'mizde de ete ulaşamayan veya işte yılda ancak 5-6 kilo et tüketebilen veya hiç tüketemeyen öyle insanlar da olabilir. Biz bilmiyoruz, araştırmıyoruz, sormuyoruz diye bunların yok olduğunu iddia edemeyiz. Ama bir yerde de bakıyorsunuz ki hem kurban ibadetini yerine getiriyorsunuz hem de oradaki Müslümanların Müslümanlıklarını daha korumaya yönelik bir eylemin içerisinde oluyorsunuz. Bunun da bir anlamı var.
İbadetlerin Ekonomik Boyutu
Ama kardeşimizin sorduğu; yani daha ucuz olduğu için, işte diyorsun ki "ya Rabbi bana bir iş nasip edersen ben bir adak kurban keseceğim" diyorsun. Allah sana bir iş nasip ediyor. O işten aldığın ücret de yaşadığın ülkenin şartlarına göre bir ücret. Ama kurbanı keserken ben diyorsun "Afrika'nın filan ülkesinde keseyim, orada daha ucuz, oradaki maaşlar da daha düşük." Yani sen iş isterken Afrika'nın filan ülkesindeki standartlara göre istemiyorsun o işi. Dolayısıyla Müslüman ibadetinde özellikle de mali olan ibadetlerde işin ekonomik boyutunu normal iktisadi ölçülere göre değerlendirmemeli. Yani atıyorum bir ekmek alıyorsun filan markette daha ucuz diye oradan alabilirsin. Ama bir ibadet yapıyorsan bu ibadet şurada daha ucuza yapılıyor diye orayı tercih etmek çok doğru değil. Herkes kendi ekonomik koşullarına göre bir düzenleme yapabilir.
Vekâlet ve Sorumluluk
Diğer bir mesele de insan vekâlet verirken özellikle de dini alanda bir vekâlet verirken çok hassas olmalı. Şimdi ben Hasan Bey'den bir şey rica ediyorum. Diyorum ki, "Senin Bulgaristan'da tanıdıkların var. Orada Müslümanların da kurban etine ihtiyaçları vardır. Orada benim adıma bir inek alıp o ineği Allah için kes. Etini de dağıt." Şimdi burada birtakım hususiyetlerin, özelliklerin dikkate alınması lazım. Birincisi bu kurban bir ibadet. Bunu ibadet niyetiyle yapabilecek bir kişi olması lazım. Yani Hasan'a değil de Hans'a göndersem, yani "Hans oradan bir kurban al, bir hayvan al, onu kes" desem, Hans ne kadar kurban ibadetinin inceliklerini bilir, ne kadar hassasiyeti olur? Bunlar önemli meseleler. Onun için insan özellikle de ibadet mahiyeti taşıyan, ibadet ruhu taşıyan meselelerde daha dikkatli olmalı, daha özenli olmalı. Onun için bildiği, gittiği, geldiği, yakından gözlemlediği kimseleri aracı olarak seçmeli. Burada şöyle bir şey yok: "İşte ben filan kuruluşa verdim mi benim üzerimden sorumluluk gider." Gitmez. Benim bir vergi borcum olduğunda işte avukata talimat verdim. Dedim ki "avukat bey benim bir vergi borcum var, benim işte hesabımdan bu borcumu öde." Avukat da ödemeyi unutmuş. Devlet bu vergi borcu üzerine bana mı icra takibi başlatır, avukata mı icra takibi başlatır? Aynen burada olduğu gibi. Yani eğer aradaki aracı vekil bu işi yerine getirmemişse, şartlarına uygun bir halde icra etmemişse bunun muhatabı benim.
Zekât ve Emanet
Zekâtta da durum böyle. Yani ben zekâtımı verdim Ahmet'e, Mehmet'e, fakire, fukaraya dağıt diye. O dağıtmamış, çaldırmış, kendisi harcamış. Ben zekâtımı vermiş sayılmam. Ben ne zaman zekâtımı vermiş sayılırım? Eğer toplayan devletse, yani devlet erkim eğer bir müessese üzerinden toplamışsa ben o müesseseye verdiğimde tamam. Ama öyle değil de ben bireysel olarak parayı kazandığım gibi onu fakire, fukaraya da dağıtmakla mükellefim. Fakire, fukaraya kendim dağıtamıyorum diye birini tutmuşum, ücretli veya ücretsiz. Genelde de bu işler ücretsiz olurlar. Bir de minnet de ederiz. "Hasan Bey, ben sana zekâtımı verdim dağıtman için." E verdin de kardeşim yani zekât senin zekâtın. Gideceği yer belli, fakire, fukaraya gidecek. Ben bundan komisyon almıyorum ki. Ha bir de bana minnet ediyorsun. Aksine teşekkür etmen lazım, "ya bedava bizim adımıza iş görüyorsun" diye teşekkür etmen lazım. Ama öyle de olmuyor. Bu da ayrı bir işin hikâyesi. Dolayısıyla burada aracının elinde kaybolan eğer özel bir aracıysa bakın devlet olur veya devlet adına hizmet gören birtakım büyük müesseseler olur. Bunlara verdin mi artık sorumluluk onlara geçer. Ama öyle değil de bireysel olarak sen kurbanını veriyorsun ve bireysel olarak sen zekâtını veriyorsan son adrese kadar takip etmek durumundasın. O yönden de elhamdülillah milletimiz bilinçlenmiş; fotoğraf istiyor, video istiyor. Dolayısıyla son kullanıcıya ulaşıp ulaşmadığına dair güven duymak istiyor. Burada haklı ama buna rağmen birtakım işgüzarlıklar olabilir mi? Olabilir. Eğer yerine ulaşmazsa burada da o ibadeti yapmakla yükümlü olan kişi sorumlu olur.
İmtihan
Bu yüzden de işte filan kuruluş çok hassastır, filan değildir diye buradan söyleyebilecek bir durumumuz yok. Herkes dinini kime emanet edebiliyorsa... Biliyorsunuz Efendimiz (s.a.v.)'in vefatından sonra halife seçimi söz konusu oldu. Yani Hazreti Peygamber'i bir devlet başkanı olarak kimin temsil edeceği tartışmaya açıldı. Bu noktada sahabe efendilerimizin birçoğu Ebubekir efendimizi önce tercih etti, sonra hepsi Ebubekir efendimiz üzerinde icma etmiş oldu. Burada şöyle bir argümanla öne çıktılar: "Hazreti Peygamber kendi namaz kıldıramadığı zaman Ebubekir'i bize namaz kıldırmak için yerine tayin ettiğine göre ahiretimizi emanet ettiğimiz kişiye dünyamızı da emanet ederiz." Bugün de bu düşünceyle "ahiretimizi emanet ettiğimiz kişiye dünyamızı da emanet ederiz" diye birtakım ağır yükümlülükleri, vazifeleri dindar olan insanlara vermeye çalışıyoruz. Ama başta dindar olan parayı görünce bozulabiliyor. Yani paranın böyle bir bozma gücü var. Suyun kaldırma gücü olduğu gibi Basri hocam, paranın da adamı bozma gücü var. Ümmeti Muhammed'in para ile imtihanı büyük; Allah hepimize yardım eylesin.







YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!