Kabe Örtüsü Nedir?

Kabe'ye ilk örtüyü kim örttü? Kabe'ye içten ve dıştan örtü örtme geleneği ilk ne zaman ve kim tarafından yapıldı? İslami dönemde Kabe örtüsü kimler tarafından yaptırılırdı? Kabe'nin örtüsü niçin siyahtır? Kabe'nin örtüsünün üstünde ne yazıyor? Kısaca Kabe örtüsü hakkında bilgiler...

Kâbe'nin dört duvarı üstüne içten ve dıştan örtü asılması eski bir gelenek olup bu uygulamanın ilk defa ne zaman yapıldığı hususunda farklı rivayetler vardır;

  • Bu konuda Hz. İsmâil -aleyhisselâm-,
  • Yemen tübba'larından Ebû Kerb veya Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in büyük dedesi Adnân’ın adları zikredilmektedir.

Dıştan dam korkuluğunun kenarlarında bulunan demir halkalarla çatıya, şâzervân üzerindeki bakır halkalarla tabana tutturulan kisvenin altınoluk, Hacerülesved, Rüknülyemânî'nin aşağı kısmı ve kapı hizalarına gelen yerleri kesiktir. Kapıya ise çok güzel bir şekilde işlenmiş diğerinden bağımsız bir kisve örtülür.

Câhiliye döneminde kumaşın yanı sıra bazen deriden de mâmul olan örtüyü kabileler veya şahıslar yaptırabiliyor, ancak bu görev genellikle Mekkeliler'in ortak girişimiyle yerine getiriliyordu. Kâbe’ye örtülen kisveler eskiyinceye kadar indirilmeyip yerinde bırakılır, yeni gelen örtü onun üstüne asılırdı. Bu arada hac için Mekke’ye gelenler de beraberlerinde getirdikleri örtüleri Kâbe’ye asabilirlerdi. Böylece Kâbe üzerinde üst üste asılmış pek çok örtü bulunur, bazen bunlar bina için tehlike arz edecek hale gelirdi. Kâbe’nin bakımı, kapısının ve anahtarlarının muhafazası görevi demek olan hicâbe hizmeti Benî Şeybe’ye geçince eski örtüler genellikle parçalara ayrılarak Mekke halkına ve hacılara dağıtılmaya veya satılmaya başlandı.

  • İslami Dönemde Kabe Örtüsü Kimler Tarafından Yaptırılırdı?

İslâmî dönemde Kâbe'nin örtüsü halife, önemli bir hükümdar veya devlet adamı ya da Mekke valisi ta-rafından yaptırılırdı; bu uygulama Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ve dört halife tarafından da gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde Câhiliye'de de olduğu gibi her yıl kisvenin değiştirilmesi âdeti yoktu; ancak değiştirme işi âşûrâ gününde gerçekleştirilirdi.

Kâbe hizmetleri ve örtüsü için hâzineden tahsisat ayırma Hz. Ömer -radıyallâhu anh-’la birlikte başladı. Emevîler döneminde hicâbe görevini sürdüren Şeybe b. Osman, Muâviye b. Ebû Süfyân'a bir mektup yazarak Kâbe'nin üzerindeki örtülerin miktarının arttığını, önlem alınmazsa mâbedin zarar görebileceğini bildirdi. Bunun üzerine Muâviye Hz. Ömer -radıyallâhu anh- zamanından itibaren Mısır'da yaptırılan beyaz keten (kabâtî) örtünün yanında kırmızı ipek (hibre) örtüyü Mekke'ye gönderdi. Önceleri Dımaşk’ta, daha sonraları ise Horasan’da yapılan ve her yıl değiştirilen kisvenin 10 Muharrem âşûrâ günü kırmızı, 27 Ramazan’da beyaz olanının asılması âdet oldu. Abdülmelik b. Mervân zamanından itibaren ipek örtüler önce Medine'ye gelir, Mescid-i Nebevide bir gün sergilendikten sonra Mekke'ye gönderilirdi.

  • Kabe Örtüsü Neden Siyah?

Abbâsîler döneminde 206 (821) yılında âşûrâ günü asılan kırmızı örtünün ramazan ayına varmadan eskiyip yıpranması üzerine beyaz renkli ipekten üçüncü bir örtünün hazırlanması âdet oldu. Bu yıldan itibaren Kâbe’nin örtüsü yılda üç defa değiştirilmeye başlandı. Bunlardan kırmızı ipek örtü arefe günü, kabâtî örtü receb ayı başında, beyaz ipek örtü de ramazanın 27. günü asılıyordu. Abbâsî Halifesi NâsırLidînillâh tarafından 579’da (1183-84) gönderilen örtü yeşil renkli olup üzerindeki yazılar kırmızıdır (İbn Fehd, II, 551; III, 14); hilâfetinin sonuna doğru ise örtünün rengi siyaha, yazısı sarıya çevrilmiştir. Böylece örtünün rengi artık siyaha dönüşmüş ve bu uygulama zamanımıza kadar devam etmiştir.

Abbâsîler'den sonra Yemen'de hüküm süren Resûlîler birkaç yıl Kâbe örtüsünü göndermişler, daha sonra bu görev Memlûk sultanları tarafından üstlenilmiştir. İlk dönemlerde Hz. Ömer -radıyallâhu anh-'dan itibaren olduğu gibi örtünün masrafları beytülmâlden karşılanıyordu. Daha sonra Ebü'l-Fidâ el-Melikü’sSâlih İsmâil, Kalyûbiye kasabasına bağlı üç köyü satın alarak Kâbe örtüsü yapımına vakfetti. Her yıl hazırlanan Kâbe örtüsü devlet erkânı ve halkın katılımıyla düzenlenen görkemli törenlerden sonra, Haremeyn şehirlerinde yaşayan yoksullara dağıtılmak için yollanan para keselerinin ve çeşitli hediyelerin de konulduğu "mahmil" adı verilen bir mahfe veya sandık içerisinde emîr-i haccın sorumluluğunda Mekke'ye gönderilirdi.

  • Osmanlı Döneminde Kabe Örtüsü Nasıl Değiştirilirdi?

1517 yılında Hicaz Osmanlı hâkimiyetine girdi ve Yavuz Sultan Selim eskiden olduğu gibi Kâbe örtülerinin Mısır'dan gönderilmesini istedi. Kânûnî Sultan Süleyman zamanından itibaren Kâbe'nin dış örtüsü Mısır'da, iç örtüsünün kumaşı da Mısır’da dokunarak İstanbul'da hazırlanmaya başladı. III. Ahmed döneminden itibaren kumaşların tamamının İstanbul'da dokunması âdet oldu. İç örtü son olarak 1861’de tahta çıkışı münasebetiyle Sultan Abdülaziz tarafından gönderildi ve 1943'e kadar kullanıldı. I. Dünya Savaşı sırasında Mekke Emîri Şerîf Hüseyin, Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanınca her iki örtü de Mısır’dan gönderilmeye başlandı. Suudi Arabistan hükümeti 1962'de Mısır’dan gönderilen örtüyü Cidde'den geri çevirdi ve bu tarihten itibaren Kâbe’nin örtülerini Mekke'de kurduğu özel Kâbe örtüsü fabrikasında hazırlatmaya başladı.

Günümüzdeki Kâbe örtüleri 14 m. uzunluğunda ve 0,95 m. genişliğinde kırk sekiz parçadan meydana gelir; tamamı 638,4 m2'dir. Yukarı kısımdaki Kâbe’nin dört tarafını çevreleyen ve birbirine eklenmiş on altı parçadan oluşan yazı kuşağına hizâm denilir; uzunluğu 45 m., genişliği 0, 95 metredir.

  • Kabe'nin Örtüsünün Üstünde Ne Yazıyor?

Bu kuşağın altında, yine on altı parçadan meydana gelmiş, ancak birbirine eklenmeden aralarına, içlerinde âyet ve esmâ-i hüsnâ yazılı daireler konmuş ikinci bir kuşak vardır. Örtünün kendisi de kitâbeli olarak dokunmuştur. Birbiri içine giren üçgenler arasında lafza-i celâl, kelime-i tevhid ve "sübhânallâhi ve bihamdihî sübhânallâhi'l-azîm” ibaresi yazılıdır. Örtünün üzerindeki yazılarda altın ve gümüş teller kullanılmıştır. Abbâsîler döneminden itibaren devam eden bu yazı geleneğinde, örtünün hangi halife veya sultan tarafından nerede ve ne zaman yaptırıldığına dair kayıtlar da bulunmaktadır.

BENZER YAZILAR

KABE İLE İLGİLİ BİLMENİZ GEREKEN 13 ŞEY

Kabe İle İlgili Bilmeniz Gereken 13 Şey

KABE’­NİN TARİHİ VE BÖLÜMLERİ

Kabe’­nin Tarihi ve Bölümleri

KABE TARİHİ

Kabe Tarihi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.