Hüdâyî Âsitânesi'nin Tarihçesi: Nerede, Ne Zaman ve Kim Tarafından Yapıldı?

Tarih boyunca hem manevi bir dergâh hem de külliye olarak işlev gören Celvetî Tarîkatının merkezi Hüdâyî Âsitânesi veya Celvetî Âsitânesi, nerede, ne zaman ve kim tarafından inşa edildi; içinde neler bulunuyor?

Celvetî Tarîkatının merkezi Hüdâyî Âsitânesi, bânisi Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri tarafından 1589’da inşa edilmeye başlanmış ve 1595’te tamamlanarak tevhidhâne olarak kullanılmıştır.

HÜDÂYÎ ÂSİTÂNESİ: NEREDE, NE ZAMAN VE KİM TARAFINDAN YAPILDI?

Celvetî Tarîkatının merkezi demek olan Hüdâyî Âsitânesi hâl-i hayâtında bizzât Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri tarafından yaptırılmıştır. Câmiin yerini (998/1589) yılında Mustafa ve Ahmed isimlerinde iki kardeşe âid ev yeri iken bunların vekil-i şer’îleri Ali Bey nâmında bir zâttan 1017 kuruşa satın almış ve aynı yıl inşâsını başlatmıştır.

Naîma, Hüdâyî Câmiî ve hankâhının Rüstem Paşa kerîmesi Âdile Sultân tarafından yaptırıldığını yazıyorsa da diğer kaynaklardan inşâatın bizzât Hüdâyî Hazretleri’nin kendisi tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Zâten kendisinin “pâdişah’ın Ali Paşa zâviyesine şeyhlik teklîfini” kabûl etmeyişi bizzât böyle bir hankâh yaptırmak arzûsundan olsa gerektir. Kendisine âid mülknâmelerin çokluğu onun büyük bir servete nâil ve mâlik olduğunu göstermektedir. Fi’l-vâkı’ inşâatın devâmı esnâsında müridlerinin yardımı –pek tabiî ki- olmuştur.

Zâviye, mescid, imârethâne, türbe, çeşme ve meşrûtalardan meydana gelen külliyenin ilk yapıldığı zamanki şekli hakkında fazla bir bilgiye sâhip değiliz. Ancak önce mescid olarak yaptırdığı kısma daha sonra minber ilâvesiyle (1007/1598) câmie çevirdiğini ve hıtâbet vazîfesinin bizzat kendileri tarafından îfa edildiğini biliyoruz. 

Hüdâyî Âsitânesi meşâyıhından Abdurrahman Nesîb Efendi (1258/1842), Hüdâyî Hazretleri devrinde yapılan ve bil-âhare 1266/1850 yılındaki yangında yanan meşrûta binâları hakkında şu bilgileri vermektedir :

“Hazret-i Pîr Efendimiz şeyhlere meşrûata olan hâneyi nefs-i nefisleri için binâ buyurmuşlardır. Ve küçük şeyhin mutasarrıf bulunduğu hâneyi  kerîme-i muhteremeleri Zeynep Hanım için binâ buyurmuşlardır. Ve ol silsileye meşrûtadır. Mütevelliye hanım ubdesinde olan hâneyi kerîmeleri Rûkıyye Hanım için binâ buyurmuşlardır. Ve Abdi Efendi (ki Abdurrahman Efendi’nin amcasıdır.) hânesini kerimeleri Fâtıma Hanım’a binâ buyurmuşlardır.” Bu îfâdelerden (1266/1850) yangınında yanmış bulunan bu meşrûtaların tamamının Hüdâyî Hazretleri tarafından ve kendi evlâdları için yaptırdığı anlaşılmaktadır.

Ayvansarâyi, bu bilgilerimize şunları da ilâve etmektedir: “Minaresinde çifte müezzin ezân okur, her gece temcid verilir mukâbelesi Cum’a  namazından sonradır. Câmiin avlusunda şadırvanı etrafında fevkânî ve tahtânî mahfiller, zâviye kapısında müteaddid çeşmeler vardır. Zâviye hücreleri etrafındadır. Şeyh dâiresi başka olup müstakıl meşrûata menzilleri vardır. Dergâhta şeyhin evlâddan olma şartı yoktur. Şeyh olanlar kendi fukarâsından olup vakfına nezâreti vardır. Nukûd-ı mevkûfesi çoktur, müstakil kâtipleri ve câbîleri  vardır. Dervişleri dahi umûr-ı vâkıfta müstahdemdirler.”

Meşhûr Türk seyyâhı Evliyâ Çelebi, bildiklerimize yeni bir şey ilâve etmeden burada gece gündüz üçyüz dervişin devâmlı zikr ile meşgul olduğunu; her birinin birer köşede savmeaları bulunduğunu, Cum’a namazından sonra tevhîd-i sultânî yapıldığını” kaydetmektedir.

Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nin böylesine maddî ve manevî zenginlik havâsı içinde bulunan irfân yuvası küllîyesi 1266/1850 yılında Üsküdar çarşısında çıkan bir yangın netîcesinde tamâmen yanarak devrin sultânı Abdülmecid Hân tarafından yeniden yaptırılmıştır.

Hüdâyî Hazretleri’nin yaptırdığı mescid zemînde olduğu hâlde Sultân Abdulmecid tarafından yeniden yaptırılan mescîd ise eski haline göre genişletilmiş ve zemînden yukarı kaldırılmıştır. Câmiin zemînin ön kısmında mihrâp tarafının altında yer alan mezârlar da o zaman bu genişleme esnâsında câmiin içine alınmıştır.

Şeyh Efendi’nin zikr esnâsında oturduğu makâmdan yukarısı – ki bugün minberin sağ yan tarafında kafesli kısımdır- da sonradan ilâve edilmiştir. Bugün câmi olan “tevhîd-hâne” ile yukarı kabristan arasındaki dar sokağın içinde şeyh efendilerin mukâbele günleri makâmlarına girdiği bir kapı vardır. Şeyh Efendi cemâate açık bulundurulan orta kapıdan girip çıkmaz çoğu zaman bu kapıdan işlerdi.

Hüdayi Külliyesi’nin Bugünkü Durumu

Abdulmecid Han tarafından yenilenen külliyenin bugünkü mevcûd hâli aşağı girişte çeşmeler, sağlı sollu meşrûta binâları, açık türbeler, Hüdâyî türbesi, câmi, imârethâne, şeyh meşrûtası ve kütüphâneden ibarettir.

Küllîyenin aşağı girişinde bulunan kapının üstündeki kitâbede şu beyitler okunmaktadır:

Hazret-i Abdu’l-Mecîd Hân’ı ilâ yevmi’l –hısâb

Ömr ü şevketle Hudâ tahtında kılsın kâm-yâb

Pîr Mahmûd Hüdâyî ‘nin uluvv-i himmeti

Âsitânın eyledi mamûre vü zerrîn- kıbâb

Sa’y ile kesb-i safâ kıl kim bu dergâh-ı bülend

Kâbe-i uşşakdır olmuş metâf-ı şeyh u şebâb

Baş keser bu bâba mührünü ferş eyleyup

Kad-ı hamide olmuş ânınçün sipihr-i bî-tınâb

Bendesin envâr-ı Hû ile kılıp rûşen-çerağ

Ol azîz-i celvetî eyler derûnun lem’a-tâb

Cûy-bâr-i feyz ü himmet kim der-i ihsânının

Çeşme-sâr-ı cânibinden  revandır âb-ı nâb

Levh-ı bâb’a yazdı bir matla’Senîh-i kemterin

Kıldı her mısrâda bir târih-ı terkim-u hısâb

Oldu dergâh-ı Hüdâyî bendeye hayru’l-meâb

Sıdk ile gel âsitân-ı kutb-ı âlemdir bu bâb 1272   

Girişin sağında bir, solunda iki çeşme bulunmaktadır. Bunlardan sağdaki çeşmeyi Nevşehirli Dâmad İbrâhim Paşa (1143/1731)’nın dâmadı Mehmed Paşa, 1141/1728 yılında yaptırmıştır.

Soldaki iki çeşmeden birincisinin üzerinde bulunan kitâbesinden 1018/1609 yılında ta’mir gördüğü anlaşılmaktadır. İkinci çeşmede bulunan iki kitâbeden biri çeşmenin 1033/1623 yılında yapıldığını; diğeri ise Sultan Abdülmecid devrinde 1272/1758 yılında ta’mir ve tecdîd edildiğini göstermektedir.

Giriş kapısının sağında ve solunda iki meşrûta menzili bulunmaktadır ki bugün bunlardan biri de müezzin evi olarak kullanılmaktadır.

Soldaki meşrûta ile Hüdâyî Türbesi arasında kalan bugün üstü açık beton mezarlarla dolu olan kısım, evvelce üstü örtülü türbe iken bil-âhare yıkılmış ve bugünkü hale sokulmuştur. Beton sandukalar üzerinde yer alan ve yeni harflerle yazılmış bulunan mermerlerde bu mezarların kimlere âid oldukları gösterilmiştir. Birçoklarının yanlış olduğu anlaşılan bu levhalardan birinde Hüdâyî mürîdânından Halil Paşa (1039/1629) nın burada medfûn olduğu kaydedilmiştir. Halbuki Halil Paşa, Hüdâyî Âsitânesi’nin kıble istikâmetinde, az ileride kendisi için bizzat yaptırdığı türbede medfûndur. Bir kısım mezârların üzerinde ise sâdece Efendi Hazretleri veya Hanımefendi Hazretleri ifâdesi kaydedilmiştir. Müslüman mezarlık ve türbelerinde alışılmamış ve görülmemiş tarzda yapılan bu mezarların hangi anlayışla bu hâle sokulduğunu anlamak mümkün değildir.

Hüdâyî Türbesi

Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nin türbesinin külliye içindeki yeri câminin sol tarafı ve bitişiği üstü açık türbelerin yanıdır. Türbe, Abdulmecid devrindeki yangından sonra câmi ve diğer kısımlarla birlikte yenilenmiştir. Türbe kapısında ta’lik yazı ile:

Bu meşhed mecmâ-i ervah-ı ecsâd-ı Hüdâyîdir

Edeple gir azîzim türbe-i pâk-i Hüdâyîdir

Dilâ tahsîl idem dersem eğer zevk-i ilâhîden

Nasîbin alır elbet giren bâb-ı Hüdâyîden

beyitleri iki satır hâlinde yer almaktadır.

Yine türbe kapısı üzerinde tezhibli bir levhada Necmeddîn Okyay’ın hattıyla dört satır hâlinde şu beyitler yer almaktadır:

Hulûs-ı kalb ile kâmil yüzün sür hâk-i pâyine

Teeddüble niyaz eyle makâm-ı ârifânidir

Cenâb-ı kutb-ı a’zamdır ve bir zât-ı mükerremdir.

Tarîk-i Celvetî pîrî Aziz  Mahmûd Hüdâyîdir       

Türbe kapısından ilk önce türbedârların kaldığı yere gidilir. Burada sağ tarafta bir kuyu vardır. İç kapının üstünde Hüdâyî Hazretleri’nin mürîdânından Atâyî (bk. Muhıb ve Mürîdleri)’nin arapça târih kıt’ası yer almaktadır. (bk. Hz. Hüdâyî’nin Vefâtı) Bunun üzerine Hattât İzzet’e âid “Destûr yâ Hazret-i Pîr” levhası vardır.

Türbenin ahşap kubbesini dört mermer sütun taşımaktadır. Kubbenin iç kısmı ise onüç dilimli “Celvetî tâcı”nı andıracak şekilde işlenmiştir. Türbenin, kıble istikâmetinde üç, kuzey tarafında bir penceresi vardır.

Dört duvarın üst tarafında Hattat Mahmûd Celâleddin’e âid olduğu anlaşılan nefis bir sülüsle Mülk sûresi yer almaktadır.

Hüdâyî Hazretleri’nin sandukası orta yerde yaldızlı demir parmaklık içinde ahşaptan yapılmıştır. Ucuna neftî renkli “Celvetî tâcı” konulmuştur. Sandukanın üstünde Kâ’be örtüleri ve surra bayrağının yanısıra Hüdâyî Hazretleri’nin bir de asâsı asılmıştır.

Türbede Hüdâyî Hazretleri’nin sandukasından başka kıble tarafındaki pencereden i’tibâren:

1009/1600’de ölen kızı Ayşe

1004/1595’de ölen oğlu Mustafa Ebrâr

1004/1595’de ölen oğlu Evliyâ M. Muhtâr

(Vefât târihî belli olmayan) kızı Zeynep

Hüdâyî Hazretleri’nin ayak ucunda ise :

1052/1642’de ölen ve Hüdâyî Hazretleri’nin kızı Rukıyye Hanım’ın kızı Fatıma Zehrâ.

1034/1624’de ölen oğlu Ahmed Sıddîk

1020/1611’de ölen oğlu Abdulvâhıd

1010/1601’de ölen oğlu Ali Murtaza

1034/1624’de ölen kızı Fatıma Zehrâ

1086/1675’de ölen kızı Fatıma Zehrâ

Hüdâyî Hazretleri’nin türbesinde böylece kendisinden başka dört kızı, bir kız torunu ve beş oğlu ebedî istirâhate tevdi edilmiş bulunmaktadır.

Türbede bulunan üç sandık içerisinde Hüdâyî Hazretleri’nin elbisesi, tâcları, hırkası ve sâir şahsî eşyası ve kıymetli evrak saklanmaktadır.

Türbe’de Tâc Ziyâreti

Türbeler ve tekkeler kapanmazdan önce Hüdâyî Hazretleri’nin hususî mahfazasında saklanan târihî tâcı Ramazan ve Kurban bayramlarının arefe günlerinde ikindi namazından sonra ziyârete açılırdı. Şöyleki:

Önde âsitânenin post-nişîni arkada âsitânenin bütün mensupları kıdem sırasına göre dizi hâlinde türbeye inerlerdi. En önde ise yakılmış bir buhurdan götürülürdü. Türbe kapısından içeriye atılan ilk adım ile beraber Şeyh Efendi tarafından “Fâtiha” çekilir, arkasından kelime-i tevhîde başlanır ve tevhîd zikri ziyâret bitinceye kadar devâm ederdi.

Hüdâyî Hazretleri’nin asırlarca önce kendi eliyle sarıp giydiği tâc-ı şerîf kendine mahsûs çekmecesindeki bohçasından çıkarılarak sehpâ üzerine getirilir, tevhidî zikri devâm ederken şeyhin elindeki tâc-ı şerîf ziyâret edilirdi. Ziyâret tamamlanınca tâc, bohçaya konulmaz; türbede Hüdâyî Hazretleri’nin sandukasındaki tâc alınıp yerine eski tâc konurdu. Tevhîd bir müddet daha devâm ettikten sonra “Mülk suresi” okunur ve sonunda Şeyh Efendi tarafından duâ yapılarak türbeden çıkılırdı. Bayramların son günlerinde yine ikindiden sonra aynı şekilde türbede toplânır, bu sefer tâc sandukadan alınarak kendi mahfazına konulurdu. Ve ertesi bayrama kadar da bir daha çıkarılmazdı.

Hüdâyî Câmii

Hüdâyî Külliyesi içinde türbenin hemen üst bitişik kısmında câmi yer almaktadır. Câminin kapısının üstünde Abdulmecid Han’ın tuğrası ve şu kitâbe bulunmaktadır:

Şeh-i ğâzi velâyet- menkabet Abdu’l-Mecid Hân’a

Zâhir olmuş fütûh-ı mülket içre nusret-i aktâb

Resânetle Aziz Mahmûd Efendi dergehin inşâ

Edince kıldı celb-i feyz-ı rûhâniyyet-i aktâb

Duâ-yı şevketiyle Ziver iki cevherin târih

Sezâdır olsa bâb-ı hankâhın zînet-i aktâb

Şeh-i dîn kim Hüdâyî hânkâhın eyledi bünyâd

Muîn olsun umûrunda Hudâyâ himmet-i aktâb

Câmi kapısının sağındaki kapı tevhîdhâne kapısı olup üzerinde iki satır halinde celî sülüs yazı ile şu kitâbe okunmaktadır:

Eğer vâsıl olam dersem dilâ ol sırr-ı maksûda

Gel âdâb ile yüzün sür âsitân-ı Şeyh Mahmûd’a 

Câminin bundan başka sağ tarafta üç kapısı daha vardır. Bu kapılardan birinden câminin altındaki kabristana inilir. İkinci şeyh kapısı, üçüncü de kadınlar mahfiline âid kapıdır.

Câmi ahşap bir kubbe ile örtülüdür. Kadınlar mahfili ile Hünkâr mahfili bugün hâlâ mevcûddur ve oldukları gibi muhâfazasına çalışılmıştır. Hünkâr mahfiline imâret mutfağının üstünden geçilir.

Hüdâyî Âsitânesi 1318/1900 yılında Şeyh Şihâbuddin Efendi (1330/1912)’nin şeyhliği zamanında hazîne-i hassiye’den ta’mir görmüş ve bugün hâlâ mevcûd bulunan üç katlı onsekiz odalı şeyh dâiresi o devrede yaptırılmıştır.

Hüdâyî Hazretleri’nin türbe kapısı önündeki mermerlerin kardan, yağmurdan muhâfazası için yaptırılan büyük câmekân, câmi’deki zînet ve nakışlar yine bu devirde yapılmıştı.

Câminin alışagelmiş an’anenin aksine sol tarafta bulunan minaresine 1328/1910 yılında yıldırım isâbet ederek minâre türbede kuyunun bulunduğu orta sofaya düşmüş, türbedârlar birkaç yıl türbenin iç kısmındaki mermer sütunlar dibinde nöbet tutmuşlardı. Bil-âhare Topal Râuf Paşa’nın Beylerbeyi’nde oturan kızı Prenses Fatma Hanım bugünkü orta sofayı ve câmekânı yaptırıp türbeye yekpâre bir de halı hediye etmişti. 

Külliyenin imâreti câminin kuzeyinde ve hünkar mahfilinin bitişiğinde iki kat halinde olup kapısı hünkâr mahfilinin arkasındadır. Îmâret de diğer kısımlar gibi (1272/1855)’de Sultân Abdulmecid tarafından yaptırılmıştı. İmâret biraralık yüksek tahsîl talebelerinin câmiin altında yurd haline getirdikleri kısma mutfak olmak üzere ihyâ edilmiş, bugün ise vakıfça tevsî edilerek geliştirilmiştir.

İmâretin sağında kabristan arkasında Hüdâyî Hazretleri’nin geniş bir bahçesi vardı. Ortasında kameriyyeyi andıran zârif bir makâm ve etrafında derviş hücreleri bulunmakta idi ki, külliye yanarken bunlar da yanmıştır. Bugün bu geniş bahçenin bir kısmına bir ilkokul yapılmış adına- her nedense –Hüdâyî Hazretleri’nin adı bile verilmemiştir.

Külliye ile beraber Sultân Abdulmecid tarafından câmiin yol-aşırı batı tarafında bir mektep de yaptırılmış ise de bugün sokağa verdiği addan başka bir şeyi kalmamıştır.

Hüdâyî Kütüphânesi

Kütüphâne, câmi ile hankâhın karşısında tek kat hâlinde muntazam kesme taştan yapılmıştır. Kapısının üstünde ta’lik yazıyla yazılmış kitâbenin son târih beyti şöyle sona ermektedir:

Duâ ile dedim târih-i tâmmın Hakkıyâ ben de

Naîm-i huldü mesken eyleye Lutfî Bey’e Subhân

Bu kitâbeden kütüphânenin Sultân Abdülhamid’in mukarriplerinden Lutfi Bey adına yapıldığı anlaşılmaktadır. Kütüphâne iki oda hâlinde olup sağ oda kütüphâne, sol oda ise türbedir. Türbe kısmında başlarında fes bulunan beş ahşap sanduka vardır.

Hüdâyî dergâhının ziyâretçilerinden olup zamanı şeyhlerini mesleklerine bağlılıkları, âdâba riâyet gibi meziyetleri ile takdîr eden Bursalı M. Tahir Bey’in kütüphânenin te’sisinde büyük hizmeti olduğu bilinmektedir. M. Tâhir Bey, bu dergâha olan muhabbeti sebebiyle belki kendi vasiyyeti üzerine câmiin sağ tarafında bulunan kabristana defnedilmiştir.

Bursalı M. Tahir Bey için müstakıl bir eser yazan Muallim Vahyî onun iki aya yakın bir zaman bu kütüphânenin tanzîmi için bizzat amele gibi çalıştığını, gerek bizzat hediye etmiş olduğu, gerek erbâb-ı hayır ve te’lif tarafından hediye edilmesine delâlet eylediği eserlerle bu kütüphânenin te’sîs edildiğini kaydetmektedir.

Hüdâyî kütüphânesinde bulunan kitâplar tekkelerin kapatılmasından sonra Üsküdar Atlamataşı’nda bulunan H. Selimağa kütüphânesine nakledilmiş ve bugün aynı kütüphâne bünyesinde “Hüdâyî  Efendi Eserleri” nâmı altında muhâfaza ile okuyucuya arzedilmektedir.

Câmisi, tekkesi, türbeleri, çeşmeleri, imâreti ve kütüphâsiyle ma’nevî bir hayât zenginliği taşıyan Hüdâyî Âsitânesi bugün Üsküdar’ın bir tepesine adını vermiş bulunmaktadır. Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nin bu âhiret bahçesini andıran küllîyesini ve bil-hâssa türbesini derin bir bağlılıkla ziyâret edenler her devirde pek çok olmuştur. Bugün de aynı duygularla hâlâ ziyâret edilmektedir.

Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

İSTANBUL’DAKİ CELVETÎ TEKKELERİ

İstanbul’daki Celvetî Tekkeleri

AZİZ MAHMUD HÜDAYİ HAZRETLERİ’NİN HAYATI

Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin Hayatı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.