Kırgızistan’da Hüdayi Yolunun Gönül ve Hizmet İzleri
Hüdayi yolunun Kırgızistan’daki gönül hizmetleri, hayır pazarı ve manevi atmosferiyle gönüllere dokunan bir hizmet hikâyesi.
“Hüdayi Yolu” denilince Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri'nin fırtınalı bir günde Üsküdar ile Sarayburnu arasında gittiği, sonrasında da kayıkçıların kullandığı yol akla gelir. Günümüz Hüdayi Yollarının sadece denizde değil, karada da oluştuğu görülür. Dünyanın doğusundan batısına her kıtada bu oluşum devam etmektedir. Hüdayi yolunu sadece Üsküdar’da, Boğaz’ın birkaç kilometrelik yerinde zannetmekle hata etmişiz.
BİŞKEK KIZ KUR’AN KURSU’NDA GÖNÜLLERE DOKUNAN HAYIR PAZARI
Hüdayi yolu; fırtına çıktığında kullanılan bir yoldur. Darda kalana yol olur, yâr olur, yâren olur. Hüdayi’nin gölgesi yorgun gönülleri anne şefkatiyle sarıp sarmalar, merhametle teskin eder.
“Bir toplumun abat olması kadının terbiyesiyle mümkündür” diyen güzel insanlar, 2001 yılında Atayurt Kırgızistan’dan genç kızları eğitim için Hüdayi kursuna götürmüştür.
Hüdayi yolu üzerine kurulmuş hizmet mekanlarına gelenlerin gönülleri dinlenir ve demlenir. Gönülleri dinlendiren ve demlendiren bu hizmetlerden biri Ulu Türkistan’a uzanan hizmet mekanında yaşandı. Bişkek Kız Kur'an Kursu, Kırgızistan’da gelenek halini alan 16. Hayır Pazarı'nı gerçekleştirdi.
Bu hayır pazarının gelenek halini alması; yediden yetmişe değil, bebeklerden 90 yaşını aşmış çınarlara kadar herkese hitap etmesindendir. Sabah erkenden gelen halkın akşama kadar oturup “Nefes alıyoruz, dinleniyoruz.” demeleriyle bu faaliyet tam bir halk hizmetine dönüşmüştür. Bahar ve güz gelince “Hayır pazarı, ne zaman?” soruları başlar. Vakit geldiğinde herkes bir katkıda bulunmak için çabalar.
Geçen kermeste haşlanmış beş yumurta, bu kermeste ise 5. sınıf çocuğunun kendi elleriyle yapıp getirdiği pankekler belki de kermesin bereketi olmuştur. Yaygın eğitim öğrencileri de elleri boş gelmeyerek kimisi kurut (süzülmüş, kurutulmuş tuzlu yoğurt), kimisi kavrulmuş helva, kimisi de hazırladığı şerbetleri getirmiştir.
Çalışan hanımların çocukları, annelerinin kermes hazırlığını görünce heyecanlanır; kermes saatini bıktırana kadar sorarak gün sayarlar. Hoca hanımlar; çocuklarını, beylerini ve ağabeylerini de hizmete dahil eder. Biri yük taşırken diğeri pazar işinde gönüllü olur. Bu, çocuğuyla büyüğüyle emek verilen ulu bir hizmettir.
Gelenler, “Bu hayır pazarı başka oluyor; anlatamadığımız bir huzur kaplıyor içimizi.” diyerek gitmek istemezler. Hissettikleri bu huzur, muhabbetin mekâna sinmiş huzurudur. Bu mekânda ruhlar da gıdalanır.
Bir öğrenci: “Bu kursu hayır pazarı etkinliği ile tanıdım. Hoca hanımların ve öğrencilerin koşuşturmalarına, bize yaptıkları güler yüzlü hizmetlerine hayran kalıp 'Ben de bu kursta okumalıyım, ne güzel bir mekân!' diyerek karar verdim” demiştir.
Emeksiz yemek olmaz; zahmetsiz rahmet olmaz, demişler. Gülün güzelliğini görmek için fidan dikmek, meyveyi tatmak için tohum ekmek gerekir. Hizmetlerde başarı, önce Allah’ın yardımı sonra dökülen terler neticesindedir.
SESSİZCE AKAN BİR NEHİR GİBİ: HÜDAYİ HİZMETLERİNİN BEREKETİ
İmam Maverdi: “Büyük değeri olan şeyler ucuza mal olmaz. Bulduğumuz şeyin değeri, ararken sarf ettiğimiz emek kadardır” der.
“Yorgunluk kadar sağlıklı ve belki de yorgunluk kadar etkili bir uyku ilacı hemen hemen yok gibidir.” Kermesin sonunda hizmet edenlerin yorgunluktan adım atacak halleri olmadığı halde yüzlerinde tebessüm olması, kalplere yerleşen hizmet huzurunun yansımasıdır.
Hüdayi hizmetleri sessiz, gürültüsüz akan nehir gibidir. Sükunetle ve nezaketle akıp kendine yol oluşturur. Geçtiği yerleri yıkıp dökmeden yeşertir. İhya eder, inşa eder.
Kaynak: Hatice Şahin, Altınoluk Dergisi, Sayı: 485









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!