Hayber Nerededir? Hayber'in Fethi Kısaca

Hayber nerededir? Hayber'in fethi nasıl ve ne zaman gerçekleşti? Hayber'in İslam tarihindeki yeri ve önemi nedir? Hayber'in fethi hakkında kısa bilgiler...

Hicaz’da Medine-Suriye yolu üzerinde eski bir ticaret ve ziraat merkezi olan Hayber, Medine'nin yaklaşık 170 km. kadar kuzeyinde denizden 850-1000 m. yükseklikte yer alan, etrafı volkanik topraklarla çevrili aynı adlı geniş vadide, özellikle yahudilerin oturduğu yedi ayrı müstahkem kaleden oluşmaktaydı. İslâm öncesinde her yıl hac mevsiminden sonra 1030 Muharrem tarihleri arasında burada kurulan meşhur Netâh (Netât) panayırına, başta Mekke ve Yesrib olmak üzere yarımadanın içinden ve dışından çok sayıda insan akın ederdi. İslâm tarihinde Hayber, hicretin 7. (628) yılında Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yönettiği savaştan dolayı meşhur olmuştur.

  • Hayber’in Fethi Nasıl Oldu?

Medine'den çıkarıldıktan sonra Hayber'e yerleşen Benî Nadîr yahudileri, Suriye ve Irak bölgelerinden gelen ticaret yolu Dûmetülcendel’den geçerek Hayber üzerinden Medine’ye ulaştığından kervanlar için bir tehdit oluşturuyordu. Diğer taraftan bunlar Mekkeli müşriklerin yanı sıra bazı Arap kabileleriyle de anlaşarak Medine’ye karşı düşmanlıklarını sürdürüyorlardı. Bu faaliyetleri Hendek Gazvesi öncesinde ve savaş sırasında yakından görülmüştü. Hendek Savaşı'nda oluşan düşman ittifakını Hudeybiye Antlaşması ile ortadan kaldırmaya muvaffak olan Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Hudeybiye’den döner dönmez 1500 kişilik bir kuvvetle Hayber üzerine yürüdü. Yahudiler müslümanları görünce kalelerine çekildiler; yedi müstahkem kalenin bir kısmı savaşla, bir kısmı barış yoluyla ele geçirildi. Bugünkü şehir eski harabe-lerin dışında kurulmuştur.

  • Hayber’in Önem ve Fazileti

Hayber kalelerinden en müstahkem ve büyük olanı Hz. Ali -radıyallâhu anh- tarafından fethedilen Kamûs'tur; bunun alt tarafında Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in konakladığı yerde onun adıyla anılan bir mescid vardır. Burada Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sütre yaparak namaz kıldırdığı, fetihten sonraki dönemlerde de arkasında bayram namazı kılınan bir kaya bulunmaktadır.

Kaynak: Diyanet İşleri Kutsal Topraklar Rehberi

HAYBER’İN FETHİ

Hayber’in Fethi

HAYBER KALESİ VE HZ. ALİ

Hayber Kalesi ve Hz. Ali

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.