Malazgirt Nerededir?

Malazgirt Meydan Savaşı’nın yapıldığı yer; Malazgirt nerededir? Malazgirt’in tarihi, coğrafyası ve önemi hakkında bilgi... Malazgirt’e nasıl giderim?

Haber: Murat Karadeniz

Malazgirt; ovası, kalesi ve tarihi Malazgirt Meydan Muharebesi ile tanınmış bir ilçedir.

Malazgirt İlçesi Muş iline bağlı bir ilçe olup, yüz ölçümü 1534 km²’dir. Malazgirt ilçesi Doğu Anadolu Bölgesi’nde Van gölünün kuzeyinde Muş ilinin merkeze en uzak ve en büyük ilçesidir. Malazgirt, Ahlat arasındaki uzaklık 34 km’dir ve ilçenin Ahlat ile tarihi, ticari ve kültürel ilişkileri gelişmiştir.

MALAZGİRT TARİHİ

Malazgirt isminin Van gölü havzasında milattan önceki dönemlerde kurulan Urartuların “Menuas” adlı kralından geldiği düşünülmektedir. Bu hükümdara ait bir kitabede, Kral Menuas’ın bugünkü Malazgirt civarında Menuas’ın kenti (Menuahina) adında bir şehir kurduğunun zikredilmesi bu düşünceyi güçlendirmektedir. Burası Ermeni kaynaklarında Manavazekert, Rumlarda Manazkert, Araplarda ise Manazcird olarak geçer. Türkler burayı fethettikten sonra bölge Malazgirt olarak anıldı.

Malazgirt ve çevresi tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yaptı. İslam tarihinde sırasıyla Abbasiler, Büyük Selçuklu Devleti, Ahlatşahlar, Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollar, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Timur Devleti, Eyyubiler, Osmanlı Devleti, Safeviler, daha sonra tekrar Osmanlı Devleti Malazgirt’e hakim oldu.

Özellikle 1071 Malazgirt Savaşı sonrası ve Selçuklu dönemi ilçe tarihi açısından önemlidir.

MALAZGİRT OVASININ TARİHİ YÖNÜ

Abbasi Halifesinin Fatımilere karşı 1070’te yardım talep etmesi üzerine Sultan Alparslan, ordusuyla Fatımilerin üzerine yürüdü. Alparslan’ın Mısır’a yöneleceği haberi üzerine Bizans ordusu, yaklaşık üç yıldır hazırlıklarını yaptığı doğu seferini başlattı.

Bizans ordusunun taarruzunu öğrenen Sultan Alparslan, geri dönerek Suriye hattına doğru ilerleyişe geçti. Rey şehrinde konuşlanacağı duyumunu yayan Sultan Alparslan, Rey yerine Muş’a doğru hareket etti. Bizans ordusu Rey şehrine doğru ilerlerken, Sultan Alparslan Malazgirt ovasında karargahını kurdu.

Sultan Alparslan, mahiyetindeki din alimlerinin de tavsiyesiyle muharebeyi cuma günü yapmaya karar verdi. Ordusuyla birlikte 26 Ağustos Cuma günü namaz kılıp dua eden Sultan Alparslan, namazın ardından Romen Diyojen komutasındaki Bizans ordusunun üzerine yürüdü.

Büyük Selçuklu Devleti’nin “Turan” taktiğinin en başarılı örneğini uyguladığı savaşın ardından, Romen Diyojen daha fazla dayanamayıp yenilgiyi kabul etti ve bazı askerleriyle yaralı olarak esir alındı.

26 Ağustos 1071 cuma günü Malazgirt ovasında yapılan meydan savaşında Büyük Selçuklu Devletinin kazandığı büyük zafer Türklere Anadolu kapılarını açarak dünya tarihinine tesir etti. Türkler ayak bastığı her yere İslamiyet’i de taşıdı.

Malazgirt’te Tarihi Yerler

Selçuklu dönemine ait tarihi şehitler mezarlığı, Malazgirt kalesi, Hatun köprüsü, Kız köprüsü, Bostan kalesi, Tıkızlı kalesi, Zincirli kalesi görülmeye değer yerlerdir. İlçe tarihi İpekyolu üzerindedir. Ayrıca ilçede Konakkuran, Bostankale ve Adalar höyüğü bulunmaktadır.

Malazgirt Kalesi

İlçenin sembolü olan Malazgirt kalesi İslam tarihinde birçok savaşa sahne oldu. Nihayetinde Selçuklular tarafından fethedildi. Günümüzde mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

Malazgirt Zafer Anıtı

Muş ili Malazgirt ilçe sınırında bulunan Malazgirt Zafer Anıtı, 1985-1989 yılları arasında Kültür Turizm Bakanlığı tarafından inşa edildi. Malazgirt Zafer Anıtı, yaklaşık 42 m yüksekliğinde iki sütundan oluşmaktadır. Sütunlar Anadolu kapısını temsil eder, boşluklar ise Türklerin Anadolu’ya geçişini simgeler. Her 26 Ağustos günü ilçede Malazgirt zaferi kutlamaları yapılmaktadır.

MALAZGİRT NEREDE? - MALAZGİRT’E NASIL GİDERİM? - HARİTA

SULTAN ALPARSLAN KİMDİR?

Sultan Alparslan Kimdir?

MALAZGİRT SAVAŞI’NIN NEDENLERİ, SONUÇLARI VE ÖNEMİ

Malazgirt Savaşı’nın Nedenleri, Sonuçları ve Önemi

AHLAT NEREDEDİR?

Ahlat Nerededir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.