Hz. Ali’nin (r.a.) Kabri Nerededir?

Dördüncü İslam halifesi, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) damadı ve amcası Ebu Talib’in oğlu Hz. Ali (r.a.) ne zaman ve nasıl şehit oldu? Hz. Ali’nin (r.a.) kabri gerçekten de iddia edildiği yerde mi? Hz. Ali’nin (r.a.) kabri nerededir?

Hz. Ali (r.a.) Kûfe’de 661 yılında sabah namazına giderken bir Hâricî fedaisi Abdurrahman bin Mülcem tarafından yaralandı. Bu yaranın tesiriyle iki gün sonra 26 veya 28 Ocak 661’de şehit oldu.

HZ. ALİ’NİN (R.A.) MEZARI NEREDEDİR?

Hz. Ali’nin vefatından sonra cenazesinin nereye defnedildiği kesin olarak bilinmemektedir.

Rivayetlere göre Hz. Ali’nin naaşı bugün Necef diye bilinen Kûfe şehrinde şehrindeki emirlik binasında veya Rahbetü’l-Küfe’de defnedildi. Şiî alimlere göre Hz. Ali Necef şehrinde medfundur. Kabir orada ziyaret edilmektedir. Bazı muhakkiklere göre de Necef şehrindeki kabir Mugire bin Şube’nin (r.a.) kabridir. Bu kabrin Hz. Ali’ye nisbeti hicretten 300 sene sonra oldu.

Bir riyavete göre Abbasiler döneminde Abbasi komutanlarından Ebu Müslim Horasani, Hz. Ali’nin Irak’ın bugünkü Necef kentinde bulunan naaşını, oradan gizlice alıp İslam İmparatorluğu’nun en doğu sınırı olan bugünkü Afganistan’a getirdi. Horasanî’nin amacı naaşı İslam düşmanlarının şerrinden korumaktı. Hz. Ali’nin naaşı Afganistan Türkistan’ının tam kalbinde yer alan Belh şehrinde defnedildi. Büyük Selçuklular döneminde Sultan Sencer Hz. Ali’nin kabrinin Türkistan’da olduğunu öğrenince mezarı korumaya aldırdı. Mezarın çevresini temizletti ve bir türbe inşa ettirdi. İnsanlar akın akın mezarı ziyarete geldiler ve mezarın çevresinde yerleşmeye başladılar. Böyle Hz. Ali’nin türbesinin etrafında bir şehir kuruldu. Ve şehre “kutsal mezar” anlamına gelen “Mezar-ı Şerif” denildi.

Zayıf bir rivayete göre onu Medine’ye götürülmek üzere bir sandık içine koyarak deveye yüklediler. Tay kabilesinin toprağına varınca kabile mensupları deveyi gasp edip kestiler. Hz. Ali’yi de orada defnettiler. Kabrini gizli tutmalarının amacı onu Haricilerden korumak idi. Çünkü belli bir yerde defnetseydiler Hariciler kabrini kazıp cesedini çıkaracaklardı.

HZ. ALİ (R.A.) KİMDİR?

Hz. Ali (r.a.) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.