Geçimsizlik Neden Olur, Nasıl Çözülür?

Geçimsizlik neden olur? İnsanın geçim sıkıntısı nasıl geçer? İnsanların geçim ilişkileri...

Çoğu zaman söze şöyle başlarız ‘’evet bir problem yaşıyoruz ama suç bende mi, karşı tarafta mı? Anlatayım da siz karar verin’’ Oysaki hiç kendinizi yormayın ortada yaşanan ve yaşanmaya devam eden bir problem varsa suç sizdedir.

‘’Nasıl hemen karar veriyorsunuz? Peşin fikirlisiniz’’ dediğinizi duyar gibi oluyorum ama benim hükmüm peşin fikirlilikten gelmiyor Hazret-i Peygamber reçetesinden geliyor;

“Mümin başkalarıyla iyi geçinir, kendisiyle ile iyi geçinilir. İyi geçinmeyen ve kendisiyle iyi geçinilmeyen kimsede hayır yoktur.”

Biz dünyaya kim haklı kim haksız onu tespit etmeye gelmedik. Biz dünyaya geçinmeye geldik. Geçinemiyorsak, mutabakatı sağlayamamışsak kimin haklı olduğu önemli değil, biz ‘’kendisinde hayır olmayanlardan’’ olmuşuz demektir.

GEÇİMSİZLİK NEDEN OLUR?

İnsanları geçimsizliğe, ihtilafa düşüren şeyleri bir düşünelim ya mal-menfaat, ya mevki-makam bölüşmesi, ya nefsi tatmin için intikam veya rövanş alma duygusudur. Bu da çoğu zaman kardeşler ve akrabalar arasında bazen de komşu, mesai arkadaşı, hem şehri gibi temas halinde olduğumuz insanlar arasında olur. Genelde de bu guruplarla problem yaşamayan kimse yoktur.

Elbette her huzursuzluğun özel bir dosyası, tarafları, haklı-haksız olanları olabilir ama biz bu kapıyı açarsak hem çok zaman kaybeder hem bitiremeyeceğimiz kadar dosyalarlar karşımıza çıkar. Öyleyse biz köklü ve kitle çözüm formüllerine bakalım. İşte size problem hafriyatçısı iki motor:

“Kamil mü’min olmak istiyorsanız; size yapılmasını istediğiniz şeyi siz de başkasına yapın, size yapılmasını istemediğiniz şeyi siz de başkasına yapmayın” buyuruyor Efendimiz.

Hem aile hem ülke hem dünyada ne kadar kaide, kural, yasa, anayasa varsa rafa kaldırın. Efendimizin bu hadisini yürürlüğe koyun ve herkes buna uysun. Aileye de, ülkeye de, dünyaya da huzur gelir, barış gelir, tat gelir. Huzursuzluklar, geçimsizlikler, çatışmalar meydana gelmez. Dolayısıyla halletmek için enerji sarf etmek mecburiyetinde de kalmayız. Bunun tıptaki adına “Koruyucu Hekimlik” deniliyor. Hastalık meydana geldikten sonra tedavisine çalışma yerine hastalığın oluşmasını önlemek maksadıyla… Onun için kökten çözüm dedik.

İkinci geçimsizlik hafriyat motoru Hazret-i Mevlana’dan: Mallar sizin değil neyi bölüşemiyorsunuz, canlar sizin değil ne diye dövüşüyorsunuz.”

MAL DA ALLAH’IN, CAN DA ALLAH’IN

Hakikaten kökten çözüm… Bırakalım gayr-ı Müslümlerin ne yapacağını da Müslümanlar olarak “Mal da Allah’ın, can da Allah’ın” şuuruna erebilsek, kavga olur mu ki halline uğraşalım, bölüşmede kavga olur mu ki metre ve terazi ile koşup çözmek için gayret sarf edelim… Mal da Allah’ın, can da Allah’ın. O zaman kavga da ne oluyor? Çekişme de kim oluyor? Kin, nefret, öç alma, intikam ve rövanş alma duygusu da kim oluyorlar ki bizi birbirimize düşürebilsin.

Mal da Allah’ın, can da Allah’ın inancına bir kişinin kendi inanması var, bir de ‘’bunu bana bir anlatsana’’ diyeni ikna etme görevi var. O da çok basit, meseleyi anlatmayı da şu iki örnek kökten çözüyor:

1- Aylardan ramazan, günlerden bir gün sahurda kalktınız yemeğinizi yediniz orucunuza niyet ettiniz, oldu öğle, ikindi canınız bir lokma bir şey yemek veya bir yudum su içmek istedi hem de biraz şiddetlice, buzdolabınız yiyeceklerle dolu, musluğunuzdan da içilecek özellikte su harıl harıl akıyor, bir lokmasını yiyebilir, bir yudumunu içebilir misiniz? Elbette hayır, hani mal sizindi, sahibinden yasaklama gelince bir lokması ile bir yudumuna gücümüz yetmiyorsa mal bizim değil, yasaklama yetkisine sahip olanındır.

2- Hac veya Umre için niyet edip ihrama girdiniz ‘’benim zannettiğiniz’’ vücudunuzdan bir kıl koparabilir misiniz, bir tırnak kesebilir misiniz, bir uzvunuza güzel koku sürebilir misiniz? Hani vücut (can) sizindi? Bir tek kılını koparmaya, bir tırnağını kesmeye gücümüz yetmiyorsa can da (vücutta) sizin değil, yasağı koyma yetkisine sahip olanındır…

Öyleyse bir daha düşünelim bizim olmayan şeyler için niye birbirimizi kırıyor, niye kalp incitiyor, niye hâkime veya hakeme gidip onları da rahatsız ediyoruz ki…

’Şarkı bizde şeytan yeter gazelin’’

Bize yapılmasını istediğimiz şeyi biz de başkasına yapalım, bize yapılmasını istemediğimiz şeyi biz de başkasına yapmayalım, malın da canın da bizim olmadığını kabul edelim.

Dünya cennetin şubesi olsun, insanlar güzel güzel geçinsin, fani dünya nimetlerini zehir etmekten kurtulup üç günlük dünyada huzurla yaşayalım.

SORU; Bu iş kolay mı?

CEVAP;

Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez

Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada

Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.

Kayalıklı boğazlarda yön arayan bir gemi

Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez

Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne? Topyekûn

Aklı yele salıverip, çıldırmadan geçilmez.

Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhava

Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.

Geçitlerin, kilitlerin yalnız onda çaresi…

İşte, işte o eteğe (sav) sarılmadan geçilmez.. (Necip Fazıl Kısakürek)

Şimdi sen söyle, geçmeyi ve geçinmeyi  istiyor musun?

Dipnot:* İstanbul Merkez Vaizi

Kaynak: Mustafa Akgül, Altınoluk Dergisi, Sayı: 396

 

İslam ve İhsan

EVLİLİĞİ NELER YIPRATIR?

Evliliği Neler Yıpratır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.