Peygamberimizin Engellilere Yaklaşımı Nasıldı?

Gönüller Sultanı Peygamber Efendimiz (s.a.s) engellilere nasıl yaklaşırdı? Peygamber Efendimizin (s.a.s) engellilere dönük sosyal hizmet uygulamaları nelerdir?

Gönüller Sultanı Peygamber Efendimiz (s.a.s) engellilere değer vermiş, iş imkânı sağlamış, yardım etmiş, başarılı olmaları yönünde teşvîk etmiş, onların eğitimleri ve tedâvîleriyle ilgilenmiştir. Engelli sahâbîler, Peygamber Efendimiz yanında önemli olduklarını hissetmişler ve mutlu olmuşlardır.

Peygamberimiz’in en önemli özelliklerinden birisi güçsüzlerle ilgilenmektir. İlk vahiy gelince vefakâr eşine korktuğunu söyleyince, Hz. Hatice r.anhâ Hz. Peygamber’e hitaben: “Hayır, Allâh seni aslâ utandırmaz! Çünkü sen akraba ilişkilerini sürdürür, âcîz olanlarla ilgilenirsin. Fakîri gözetir, misâfiri ağırlar ve mazlûm hak sâhibine yardım edersin!” diyerek tesellî etmiştir.[1]

Hz. Hatîce vâlidemiz, Peygamberimizi “güçsüzü yüklenen” (tahmîlü’l-kelle) kimse olarak tanıtmıştır. “el-kell”, kendi işini yapamayan, zayıf ve güçsüz olması hasebiyle insânlara muhtâç, âciz olan kimse diye târif edilmektedir.[2] Burada sözü edilen “güçsüzler” tâbirinin içerisine engelliler, evveliyetle girmektedir. Bu; Rasûlüllâh’ın daha peygamberlik öncesinde zayıf, güçsüz ve âcizlere arka çıktığı, onların sıkıntılarını ve ihtiyâçlarını giderme çabası içinde olduğunun beyânıdır.[3]

İlk Müslümanların çoğunluğunun zayıf ve güçsüz kabûl edilen kişilerden olması, Allâh Rasûlü’nün toplumda ikinci sınıfa itilenlere nasıl kol kanat gerdiğinin de bir göstergesidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN  (S.A.S) ENGELLİLERE DÖNÜK SOSYAL HİZMET UYGULAMALARI

Peygamber Efendimizin engellilere dönük sosyal hizmet uygulamalarını değişik açılardan ele almak ve değerlendirmek mümkündür:

  • Peygamberimiz (s.a.s) Toplumda Horlanan Özürlülere Sevgiyle Yaklaşmıştır:

Peygamberimiz Efendimiz, engellilere değer vermiş, pedâgojik yöntemler kullanarak, özürlülerin toplumsal rehâbilitasyon sürecini hızlandırmıştır. Görme özürlü bir sahâbîden söz ederken, ona “basîr” (basîretli, iyi gören) demiştir: Câbir b. Abdullâh’ın anlattığına göre bir gün Peygamber Efendimiz “Haydi, Vakıf Oğullarındaki şu ‘iyi gören’ (basîr) adama götürün beni!” buyurdu. Kasdettiği şahıs âmâ idi.”[4]

Efendimiz (s.a.s), engellilere iltifâtlarda ve ikrâmda bulunmuş, toplum içinde hiçbir sosyal statüye sâhip olmayan ve horlanan engelli sahâbîlere sevgiyle yaklaşmış, şakalaşmış, onlara şefkât ve ilgi göstermiş, ashâbından da aynı şeyi yapmalarını beklemiştir.[5]

Bedenî kusûrları olan ve çölde yaşayan Zâhir (r.a.), Peygamber’in isteği üzerine çölde bulunan güzel meyve ve çiçeklerden getirip Medîne pazarında satar, Peygamberimiz de ondan alış-veriş yaparak, ihtiyâçlarının giderilmesine destek olurdu.

İnsanların kendilerine acıyarak bakmalarından râhatsız olan engellilerin, toplumdan tecrîd edilmemeleri, yeteneklerine uygun alanlarda istihdâm edilerek üretici bireyler olmalarını te’mîn edilmeleri, onların kişiliklerini gerçekleştirmelerine de yardımcı olmaktadır. Peygamberimiz de bunu en güzel şekilde yapmıştır.[6]

  • Peygamberimiz (s.a.s) Özürlülerin Cemâatten Ayrılmamalarını Sağlamıştır:

Allâh Rasûlü Hz. Muhammed (s.a.s), engelli sahâbîlere özel ilgi ve şefkât göstermiş ve onların değişik sosyal hizmetlerde aktif olmasını sağlayarak toplumun faydalı bir unsuru hâline getirmiştir. Görme özürlü insânların cemâat içinde bulunmalarını teşvîk etmiştir. Abdullâh ibn Ümmi Mektûm, görme özürlü oluşu yanında evinin mescide uzaklığını ve kendisini mescide götürecek kimsesinin bulunmayışını da mâzeret göstererek, namazı evinde kılabilmek için Peygamberimizden müsâade istemiştir. Peygamber Efendimiz, “Sen namaz için ezân okunduğunu işitiyor musun?” diye sormuş, O (r.a) da “Evet” cevâbını verince, Peygamber Efendimiz (s.a.s), “O hâlde dâvete icâbet et, cemâate gel”[7] buyurmuş ve kendisine bir refâkatçı tâyin etmiştir.

Abdullâh ibn Ümmi Mektûm, engelli sahâbîler arasında sembol bir isim durumundadır. O’nun toplum içerisinde aktif olarak bulunması, kendisinden sonra gelen benzeri kimselere olumlu örnek teşkil etmiştir.[8] İslâm’da engellilerin vekîl bırakılmaları, imâmlık yapmaları, savaşa iştirâk etmeleri, farz namazlara katılmaları, korunma amacıyla köpek beslemeleri gibi konular Abdullâh ibn Ümmi Mektûm vesîlesiyle açıklık kazanmıştır.[9]

  • Peygamberimiz (s.a.s) Özürlülere Dînî ve İdârî Görevler Vermiştir:

Gönüller Sultanı Efendimiz, engellileri, kâbiliyetlerine göre değişik işlerde istihdâm etmiştir. Görme engelli bir sahâbi olan İtbân b. Mâlik’in mahallesinde halkına imâmlık yapmasına müsâade etmiştir.”[10]

Asr-ı Saâdet’te engelli ve istihdâm birlikteliğinde âdeta somutlaşan isim meşhûr âmâ sahâbî Abdullâh b. Ümmi Mektûm’dur. Bu seçkin sahâbînin Allâh Rasûlü tarafından, Kur’ân öğretmek üzere Mus’ab b. Umeyr ile birlikte Medîne’ye gönderilmesi, Rasûlüllâh’ın eğitimci olarak engelli sahâbîlere de vazîfe verdiğini, onlara değer verdiğini göstermektedir. Sözkonusu sahâbînin Allâh Rasûlü’nün üç müezzininden biri olması engellilerin istihdâmı konusunda önemli örneklerdendir. Aynı sahâbî, Hz. Peygamber’in yokluğunda Mescid-i Nebevî’nin mihrâbında defâlarca sahâbe-i kirâma namaz kıldırma şerefine nâil olmuş, burada hatîplik yapmış ve insânlara sohbetler etmiştir.[11]

Abdurrahman bin Avf (r.a) ortopedik engelli bir sahâbedir. Bir ayağından engellidir. Tebûk Seferi sırasında namaz vakti gelince bakıyorlar ki Allâh’ın Rasûlü (s.a.s) o an orada değil. Cemâatle namaz kılmak istiyorlar. Cennet’le de müjdelenen değerli sahâbî Abdurrahman bin Avf (r.a) imâm oluyor. Namazı kıldırmaya başlıyor. O anda Muhammed (s.a.s) geliyor. Abdurrahman bin Avf geri çekilmek istiyor. Bir işâretle Peygamberimiz Efendimiz onu durduruyor ve O’na tâbî olarak namazını kılıyor. Allâh Rasûlü (s.a.s)’nün arkasında namaz kıldığı iki sahâbe vardır. Bunlardan birinci ortopedik engelli Abdurrahman Bin Avf (r.a), bir diğeri de vefâtı öncesinde yerine vekîl tâyin ettiği Hz. Ebûbekir (r.a)’dir.[12]

  • Peygamberimiz (s.a.s) Özürlülere Kamuda Önemli Görevler Vermiştir:

Peygamberimiz Efendimiz (s.a.s) engellilere değer vermiş ve bizlere bu konuda da örnek ve rehber olmuştur. Peygamberimizin, özürlülere değer verdiğinin en güzel örneği, onları kamu alanında önemli görevlere getirmesidir. Bir insânı sevindirmenin ve onurlandırmanın en güzel yolu, memnûn olacağı bir görev/iş verilmesidir. Özellikle bu, engellilerde daha bir önem kazanmaktadır.[13]

Allâh Rasûlü (s.a.s), gözleri görmeyen Abdullâh b. Ümmi Mektûm (r.a)’a, kalbîndeki müstesnâ bir yeri vermiş ve kamu görevlerinin en üst kademesine getirmiştir. Medîne dışına çıktığında O’nu, yerine vekîl olarak bırakmıştır.[14] Vekâleten de olsa bir nevî Medîne Vâliliğine getirilen Abdullâh b. Ümmi Mektûm’a bu görev, onüç defâ verilmiştir.[15]

Peygamberimiz, ömrünü insâna onur, haysiyet, hürriyet ve saygınlığını kazandırmaya adamıştır. O, yaşlıyı, düşkünü, fakîri, yoksulu gözetmiş; yetîmin, öksüzün, kimsesizin hâmîsi olmuştur. Birçok seçkin sahâbe olmasına rağmen kölesi Zeyd (r.a)’i ordusuna kumandan yapmıştır. O (s.a.s), Abdullâh b. Mesud gibi kısa boylu birisini yanından ayırmamış, ona özel iltifâtlarda bulunmuş ve O’nu vahiy kâtipliği görevine getirmiştir.[16]

Ortopedik engeli bulunan Muâz b. Cebel’i (ö.17/638) ayağından sakat olduğu hâlde Yemen gibi stratejik bir bölgeye vâli tâyin etmiştir. Çünkü Efendimiz bunları yaparken insânların fizîksel özelliklerine bakmamış tam tersine ehliyet ve liyâkate bakmıştır. O akla, bilgiye, çalışkanlığa ve tecrübeye önem ve öncelik vermiştir. Her zamân fazîlet ve liyâkat esâslı görevlendirmelerde bulunmuştur.[17]

Peygamberimiz, engellilere pozitif ayrımcılık uygulayan ilk kişidir. İdârî görev üstlenme noktasında Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi nitelikli adaylar arasında Rasûlüllâh (s.a.s), pozitif ayrımcılık yaparak, Hz. Muâz’ı (r.a) Yemen Vâlisi olarak tâyin etmiştir.[18]

  • Peygamberimiz (s.a.s) Özürlüleri, Yapabilecekleri İşlere Yönlendirmiştir:

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’in toplumun tüm katmanlarıyla olan ilişkisi incelendiğinde onun ilişkilerinin insânî değerlere dayandığı müşâhede edilmektedir.

O (s.a.s), engellileri toplumdan dışlamamış, değişik görevler vererek topluma kazandırmıştır. Onlara insânca muâmele edilmesi gerektiğini bildirmiş, kendi durumlarına sabrettikleri takdîrde âhirette ecir alacaklarını ifâde etmiştir.[19]

Rasûlullâh (s.a.s) engellilerle ilgilenmiş; onları bir dilenci kitlesi ve sürekli insânlara muhtâç bir tabaka olarak görmemiş, buna izin de vermemiştir. Onların ticâret yapmasını kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir.

Özürlülere alternatif iş imkânları sunmuştur. Asr-ı Saâdet’e baktığımız zamân engellilerin imâmlıktan berberliğe, sancaktarlıktan vâliliğe kadar çok farklı iş kollarında görev aldıklarını görmekteyiz.

Efendimiz (s.a.s) görme ya da fizîkî bir engeli bulunan sahâbîlerle hep içli dışlı olmuş, onlarla yakından ilgilenmiş ve yapabilecekleri vazîfeler için zemin hazırlamıştır. Bununla birlikte, engellileri güç yetiremeyecekleri işlerden de muâf tutmuştur. Zâten Kur’ân-ı Kerîm’de, sorumluluğun kişinin gücü ile orantılı olduğu, kişilere güçlerinin üstünde sorumluluk yüklenmeyeceğini ifâde eden genel hükümlü âyetler[20] yanında, engellilerin mâzeretleri sebebiyle bir kısım yükümlülüklerden muâf tutulacaklarını konu edinen âyetler[21] de mevcûttur. Peygamberimizin uygulamaları da bu doğrultuda şekillenmiştir.[22] Örneğin; Ensârdan Seleme oğullarının başkanı Amr bin Cemuh, yürürken topallıyordu. Bedir Savaşına katılmak istedi; ancak Hz. Peygamber (s.a.s), onu savaştan muâf tuttu. Daha sonra Uhud Savaşına katılmak istedi; oğulları, ona engel olmak istediler. Bunun üzerine Amr, oğullarına; “Siz beni Bedir Seferinde Cennet’i kazanmaktan alıkoymuştunuz” diyerek, onları Rasûlullâh’a şikâyet etti. Peygamberimiz, O’na, mâzereti olduğunu, bu sebeple savaşla yükümlü bulunmadığını bildirdi. Ancak Amr’ın ısrârı üzerine izin verdi. Oğullarına da “Artık babanızı savaştan men etmeyiniz. Umulur ki Allâh O’na şehâdet nasîb eder.” diyerek savaşa gidip gitmemekte babalarını serbest bırakmalarını söyledi. Savaşa katılan Amr (r.a), şehîd düştü. Rahmet Peygamberi (a.s), savaş esnâsında gördüğünde O’na şöyle demiştir: “Ben sanki Seni, Cennet’te bu ayağın iyileşmiş bir vaziyette yürürken görüyor gibiyim.”[23]

  • Peygamberimiz (s.a.s) Özürlüleri Koruyucu Tedbîrler Almıştır:

Münkız bin Amr isminde bir sahâbî, bir savaşta başından ve dilinden darbe almıştı. Bundan dolayı belirli düzeyde hem zihnî becerîlerini hem de konuşma kâbiliyetini yitirmiş oldu. Kendisi, buna rağmen ticâret yapıyordu. Ancak ticârî faâliyetlerinde aldatılmaya müsâitti. Bunun üzerine Peygamberimiz, onun lehine olabilecek bâzı ticârî kuralları şöyle bildirdi:

“Sen alışveriş ettiğin zamân ‘İslâm Dîni’nde aldatmak yoktur’, de. Sonra sen, satın aldığın her malı geri vermek husûsunda üç güne kadar muhayyersin. Bu üç günlük süre içinde rızân olursa malı tut ve arzûlamazsan malı sâhibine geri ver”.[24]

  • Peygamberimiz (s.a.s) Özürlülere İyilikte Bulunulmasını Teşvîk Etmiştir:

Peygamber Efendimiz, özürlülere ve muhtâç insânlara yapılacak her türlü yardımı, görme engelli bir kimseye yol göstermeyi, sağıra ve dilsize laf anlatmayı sadaka olarak telâkkî etmiştir.  Görme engelli insânlara yardımda bulunmanın gerekliliğini şöyle ifâde etmiştir:

“Gözleri görmeyen birine yol göstermek sadakadır.”[25]

Bineğine binmeye çalışan bir engelliye yardımcı olmak da Allâh Rasûlü tarafından sadaka olarak değerlendirilmiştir:

“Yükünü yüklemeye veyâ aracına/bineğine binmeye çalışan bir özürlüye yardımcı olmak da bir sadakadır.”[26]

Peygamberimiz, dermân arayan kişiye yardım etmeye, muhtâç kimseyi doktora götürmeye, işitme engelli birine karşı onun derdini ve sorununu anlayıp çözüme kavuşturuncaya kadar çaba sarf edilmesi gerekliliğine vurgu yapmıştır.[27]

“Doğan her gün için sadaka verilmesi” gereğinden söz ettiğinde Peygamber Efendimize ashâbdan birisi “Herhangi bir mal varlığımız yoksa sadakayı nasıl verelim?” diye sorunca o şöyle cevâp vermiştir:

“Âmâya rehberlik etmen, sağır ve dilsize anlayacakları bir şekilde hitâp etmen, muhtâç bir kimseyi ihtiyâcını tedârik etmesi için gerekli yere götürmen, dermân arayan dertlinin imdâdına koşman, koluna girip güçsüze yardım etmen, konuşmakta güçlük çekenin merâmını ifâde etmen, bütün bunlar sadaka çeşitlerindendir…”[28]

  • Peygamberimiz (s.a.s) Özürlülerin Evlenmelerine Yardımcı Olmuştur:

O (s.a.s) var olan imkân ve haklardan engellileri yararlandırmıştır. Onlara iyilikte bulunulmasını teşvîk etmiş, evlenmelerine yardımcı olmuştur.

Fizîkî olarak insânların hoşlanmayacağı bir sûrete sâhip olan insânlar genelde toplum nezdinde değersiz görülür. Çoğu zamân bu insânlar psikolojik bir baskı altında herkes tarafından kendilerinin basite alındığını düşünürler. Toplum içerisinde değersiz görülen, önemsenmeyen çelimsiz bir sahâbî Allâh Rasûlü’nün yanına gelir ve toplumun kendisine olan bakışını şöyle özetler: “Gerçi siz beni, belki değersiz görüyorsunuz.” Bu söz üzerine Hz. Peygamber, şu sözü söyler: “Hayır, sen Allâh katında kesinlikle değersiz değilsin.” Çünkü bütün dünyâ farklı düşünse de önemli olan, insânın Allâh katındaki değeridir.

Cüleybib (r.a), boyu oldukça kısa, yüzü bir hayli çirkin ve fakîr bir sahâbîydi. Kimse ona kızını vermek istemezdi. Evlenemeyen Cüleybib, Peygamberimizin yanına gelmiş ve herkesin arasında “Ey Allâh’ın Rasûlü, zinâ etmem için bana izin ver!” demiştir. Bu sözü işiten ve paniğe kapılan sahâbîler hemen azarlamak için harekete geçtiler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s), “Onu kendi hâline bırakın” dedikten sonra gencin kendi yanına gelmesini söyledi. Onun psikolojik sorununu bilen Peygamberimiz (s.a.s) gence şu soruyu yöneltti: “Ey Cüleybib, sen o işi annenin başkasıyla yapmasını ister misin?” Genç, bu soru karşısında “Hayır, vallâhi ey Allâh’ın Rasûlü! İnsanlardan hiçbir kimse o işi annelerine istemez”, diyerek tepkisini dile getirdi. Peygamberimiz aynı soruyu bu sefer kız kardeşi ve teyzesi gibi diğer yakın akrabaları için sordu ve Cüleybib, hep aynı cevâbı verdi. Böylece aklî (mantıkî) ve mânevî rehâbilitasyon sürecinden geçip iknâ olan ve niyetinden tümüyle vazgeçen Hz. Cüleybib, toplum içinde en iffetli insânlarından biri hâline geldi. Peygamberimiz (s.a.s), Hz. Cüleybib’in göğsüne elini uzattı ve şu duâyı okudu: “Allâh’ım! Günâhını mağfiret eyle, kalbîni temizle, ırz ve nâmûsunu koru…”.

Peygamberimiz engelli bu genci unutmadı, kısa bir zamân sonra Medîne’li soylu bir âileden birinin evlenme çağındaki kızı ile de onu evlendirdi. Her ne kadar kızın âilesi gencin sosyo-ekonomik statüsünden ve özürlü olmasından dolayı tereddüt geçirmiş ise de kızları, “Allâh Rasûlü, beni kime uygun gördüyse siz de uygun görün. Zîrâ o benim aleyhime olacak bir şeyi yapmaz” diyerek Ahzab Sûresi’nin 36.âyetini hatırlattı: “Allâh ile peygamberi bir iş hakkında hüküm verdikten sonra, mü’min olan bir erkekle mü’min olan bir kadına, artık o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allâh ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” Kızlarının bu uyarısı üzerine anne ve baba, kızlarının Hz. Cüleybib’le evlenmesine izin verdiler.[29] Bu habere sevinen Rasûlü Ekrem Efendimiz, peygamber tavsiyesini her şeyin üstünde tutan o anlayışlı kız için şöyle der: “Allâh’ım! Ona her türlü hayrı bol bol ver, hayâtını da zor kılma!” Söz konusu kızla evlenen Cüleybîb (r.a)’in, eşine karşı son derece nâzik ve son derce cömert olduğu kaynaklarda bildirilmiştir.[30]

Dipnotlar:

[1] Buhârî, “Bed’ul-Vahy” 3, I. 3; Müslim, “Îmân” 252, I. 139-142.

[2] Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, I. 12.

[3] Karagöz, İsmail, Âyet ve Hadisler Işığında Engelliler, s. 71.

[4] Beyhakî, Sünen, X. 199-200, 337.

[5] https://www.timeturk.com/tr/2012/11/17/peygamber-efendimiz-engellilere-nasil-davranirdi.html

[6] Sancaklı, Saffet, Hz. Peygamberimizin Engellilere Bakışı ve Örnekliği, Diyânet Aylık Dergi, Sayı 257, Mayıs 2012.

[7] Müslim, “Mesâcid” 255; Ebû Dâvûd, “Salât” 46.

[8] İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-ğâbe, 4/264.

[9] Yiğit, Yaşar; Diyânet Dergisi, Sayı: 132, Sayfa 40-43.

[10] Ahmed b. Hanbel, 1982, 449-450.

[11] Aydınlı, Abdullah; “İbni Ümmü Mektûm”, DİA., XX, 434-435.

[12] http://www.sonpeygamber.info/engelli-sahabeler

[13] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l Gâbe, IV, 263- 264.

[14] Yiğit, Yaşar; Diyânet Dergisi, Sayı: 132, Sayfa 40-43.

[15] Aydınlı, Abdullah; “İbni Ümmü Mektûm”, DİA., XX, 434-435.

[16] İbnü’l-Esîr, Usdu’l-Gâbe,IV. 264; Nesâî, es-Sünenü'l-Kebîr, V. 181 (8605).

[17] Ebû Dâvûd, “Akdiye” 11; Tirmizî, “Ahkâm” 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 230, 236.

[18] Seyyar, Ali; Yıldızlar Engel Tanımaz, Bedensel Özürlü Sahabelerin Hayâtı; s.92-100.

[19] Sancaklı, Saffet, Hz. Peygamberimizin Engellilere Bakışı ve Örnekliği, Diyânet Aylık Dergi, Sayı 257, Mayıs 2012.

[20] Bakara: 2/286; En’âm: 6/152; A'raf: 7/42.

[21] Fetih: 48/17; Nûr: 24/61.

[22] Yiğit, Yaşar; Diyânet Dergisi, Sayı: 132, Sayfa 40-43.

[23] Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 299; İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-ğâbe, 4/208.

[24] İbni Mâce, “Kitâbu’l-âhkâm” 24 (2355)

[25] Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 169; Yiğit, Yaşar; Diyânet Dergisi, Sayı: 132, Sayfa 40-43.

[26] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1982, 350.

[27] http://www.nurnet.org/peygamber-efendimiz-sav-engellilere-nasil-davranirdi/

[28] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/168-169.

[29] İbni Abdilber, el-İstîâb, 131-132; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, II, 419.

[30] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 256; Taberânî, 162-163, 183.

Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022

İslam ve İhsan

İSLÂM’IN ENGELLİLERE VERDİĞİ DEĞER

İslâm’ın Engellilere Verdiği Değer

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle