En Büyük Eğitim Yuvası: Aile

Çocuklar için en önemli eğitim, aile yuvasında edineceği millî kültür, millî anlayış ve görgüdür. Bu bakımdan çocuklarımız üniversiteye dahi devam etseler, onları asla başı boş bırakmamalı, yanlış hareketler yapmalarına engel olmaya çalışmalıdır.

Çocuklar, ana-baba elinde birer emanettir. Çocukların saf ve temiz kalbleri bir cevherdir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa ne ekilirse onun meyvesi alınır. Tahrim Süresinde mealen: "Kendinizi, evlerinizde ve emirlerinizde olanları ateşten koruyunuz!" (Ayet, 6) buyurulmuştur. Anne-babanın, evlatlarını cehennem ateşinden koruması, dünya ateşinden korumasından daha önemlidir. Cehennem ateşinden korumak da imanı, farzları, haramları öğretmekle, ibadete alıştırmakla ve dinsiz, ahlaksız arkadaşlardan korumakla olur. Bütün kötülüklerin başı, kötü arkadaştır.

Evladına, Allahü Teala'yı ve peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi öğretmeyen, sevdirmeyen, ana ve babalar onun hem dünya hem de ahiret katili sayılır. Evladına dinini öğretmeyen ana-baba, dünyanın en merhametsiz insanlarıdır. Çocuk üşümesin, uykusuz kalmasın diye onu namaza kaldırmamak cinayetlerin en büyüğü sayılır. Bu iyilik değil ona karşı en büyük kötülüktür. Bundan daha büyük bir budalalık tahayyül edilemez.

Doktor hastasına merhamet ettiği için, icabında onu bıçağın altına yatırır ve ameliyat yapar. Bu doktorun gayesi bu ameliyatla onu sıhhatine kavuşturmak ve rahat ettirmektir. Ana-baba merhametli iseler, evlatlarını seviyorlarsa evvela dinlerini öğretirler, sonra da dünya ile alakalı ilimleri. Dinlerini öğretmeyi ihmal edip dünyada yalnız para kazanılacak bilgileri öğretirlerse merhametsizlerin en merhametsizleri oldukları meydana çıkar. Kaldı ki evladına karşı merhametli olmak demek, kendisine de merhamet etmek demektir. Çünkü ana ve baba da çocuklarına dinini öğretmedikleri için yanacaklardır. Yani çocuğuna İslamiyeti öğreten, kendisi de cehennemden korunmuş olacaktır.

Dini terbiye vermeden evlat yetiştirmek, sobada yakmak için ağaç yetiştirmek gibidir. Allahü Teala'nın verdiği her ni'metin şükrünün yapılması lazımdır. Şükrü yapılmazsa elden gider. Evlat nimeti, Cenab-ı Hakk'ın verdiği güzel nimetlerdendir. Eğer çocuk İslam itikadı ve İslam terbiyesi ile yetiştirilmezse, nimetin şükrü yapılmamış olur. Ayrıca emanete hiyanet edilmiş olur. Allahü Teala, hepimizi küfran-ı nimetten ve emanete hıyanet etmekten muhafaza buyursun.

Çocuk terbiyesine üç yaşında başlanmalı, "daha ufakdır, anlamaz" gibi düşünce ve sözler bırakılmalıdır. Nebata filiz halinde iken, eğip, bükmek, şekil vermek kolay olur. Büyüdüğünde sertleşir, eğilmez, bükülmez olur. Yani İslamî terbiyesi ihmal edildiği için, iş zorlaşmış olur. Anne-baba anlayışlı olursa çocuklarının ruhî gelişmeleri hususunda gayretleri boşa gitmez.

Bilhassa o ciğerpareleri yanında, ister yemekte, ister herhangi bir yerde daima Allahü Teala'nın büyüklüğünden, gene kainatın yaratıcısı olduğundan, teneffüs ettiğimiz havadan, güneşten hülasa bütün istifade ettiğimiz yemekler, içmekler, giyimler daha nice nice nimetlerinden bahsetmeli. Sebeb-i Necatımız Resulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Allahü Teala'nın Resulü olduğunu, O gelmemiş olsaydı, Allahü Teala ve dinimiz hakkında en ufak bir bilgimiz olamayacağını, bu bakımdan O Resulü, efendimizi ve Allahü Teala ve Tekaddes hazretlerini can u gönülden, her şeyden fazla sevmemiz icab ettiğini sık sık tekrar etmelidir.

Allah'ını, peygamberini seven bir gönülden, iyilikten başka bir şey beklenemez. Rasulü ekrem efendimizin, İslamiyet'i yaymak için yaptığı gazalarını, fedakarlıklarını ve nihayeti olmayan o güzel ahlakını anlatmalı. Rasulü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri bir hadis-i şeriflerinde: "Ey ümmetim! Sizin hepiniz çobansınız. Ailenin her ferdi öbürlerine karşı bir takım vazifelerin ifasıyla mükelleftir. Bu vazifelerden dolayı Cenab-ı Hakk'a karşı sorumludur, buyurmuşlardır. Devamla: " Zevc (erkek) çobandır, aile halkının nafakasından ve terbiye-i diniye ve ahlakıyesinden sorumludur. Ve zevce (kadın) dahi kendisine emanet olarak verdiği, aile yuvasının hüsnü muhafazasından ve keza evladının dini terbiyesinden mes'uldür, buyurularak, ana-babaların Allahü Teala'nın bir emaneti olarak verilen çocuklarına karşı sorumlulukları beyan edilmiştir.

Sâdık Dânâ, Altınoluk Dergisi, 1993 - Mart, Sayı: 085, Sayfa: 028

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.