Cenâb-ı Hakk’ı Sevmenin Yolu, Efendimiz’i Sevmekten Geçiyor

Cenâb-ı Hakk’ı sevmenin yolu, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i sevmekten geçiyor. Peki nasıl sevmeliyiz? Bunu bilenler nasıl sevdi?

Cenâb-ı Hakk’ı sevmenin yolu, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i sevmekten geçiyor.

Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, duâlarında Allah Teâlâ’nın muhabbetini talep ederek, Dâvûd -aleyhisselâm-’ın şu niyâzını tekrâr ederdi:

“Allâh’ım! Sen’den muhabbetini, Sen’i sevenlerin muhabbetini ve Sen’in sevgine ulaştıracak (sâlih) amelleri talep ediyorum.” (Tirmizî, Deavât, 72/3490)

 Rasûlullâh’ı sevmek, Rabbimiz’i sevmenin mecrasıdır, buyurdunuz Efendim.

"Eğer Allâh’ı Seviyorsanız..."

Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede şöyle buyuruyor:

(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana tâbî olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Âl-i İmrân, 31)

Rabbimiz O’na; «Habîbim» buyuruyor. 

O’nu Miraç’la şereflendiriyor. 

Ahlâkı hakkında;

(Ey Rasûlüm) Şüphesiz ki Sen yüce (muhteşem) bir ahlâk üzeresin…” (el-Kalem, 4) buyuruyor.

Şifâ-i Şerîf’ten Kıymetli Bir Hadise

 Rasûlullah Efendimiz’in Rabbimiz’in nezdinde çok ayrı bir yeri var.

Tahayyül bile edemiyoruz. Bir hadise nakledeyim, Şifâ-i Şerîf’te var;

Bir gün İmâm Mâlik Hazretleri mihraptayken, devrin halîfesi Ebû Câfer Mansur mescide geliyor. Bazı suâller soruyor. Aralarında ilmî bir müzâkere başlıyor. Ancak Ebû Câfer Mansur, konuşmanın seyrine kapılıp sesini yükseltince İmâm Mâlik Hazretleri:

“–Ey Halîfe! Burada sesini alçalt! Zira Allâh’ın ihtârı senden daha fazîletli insanlar üzerine indi...” diye îkâz ediyor.

Mâlum, âyet-i kerîmede şöyle buyruluyor:

“Ey îmân edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.” (el-Hucurât, 2)

Şâhid olduğu bu yüksek edeb karşısında Halîfe enteresan bir şey soruyor:

“–Ey İmâm! Duâ ederken kıbleye mi, yoksa Rasûlullâh’ın kabr-i şerîfine[1] mi döneyim?”

Biliyorsunuz, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e dönerek duâ etmeyi Vehhabîler kabul etmezler.

İmâm Mâlik Hazretleri şöyle buyuruyor:

“−Yüzünü niye O’ndan çevireceksin ki?! O, senin ve ceddin Hazret-i Âdem’in kıyâmete kadar Allâh’a vesîlesidir. Bilâkis sen, Peygamber Efendimiz’e yönel ve O’nun şefaatini iste ki, Allah Teâlâ da O’nu sana şefaatçi kılsın!..”  (Bkz. Kâdı İyâz, Şifâ-i Şerîf, Beyrut 1404, c. II, s. 596)

Osmanlı paşalarından meşhur Medîne müdâfii Fahreddin Paşa, Rasûlullâh’ın rûhâniyeti rencide olur endişesiyle Ravza’nın tâmirinde vazîfe alan ustalara, herhangi bir çivi çakmak îcâb ettiği takdirde mutlaka tahta çekiç kullanılması ve çekiç ile çivi arasına da keçe konularak sükûnetin ihlâl edilmemesini emretmiştir.

Osmanlı’da Rasûlullah’a Ayrı Bir Muhabbet Var

 Osmanlı’da Rasûlullah’a ayrı bir muhabbet var, değil mi Efendim?

Osmanlı tarihi Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e muhabbet ve edebin mümtaz örnekleriyle doludur. 

[1] Rasûlullâh (s.a.v.) bir hadîs-i şerîflerinde:

“–Günlerinizin en fazîletlisi cuma günüdür... Bu sebeple o gün bana çokça salât ü selâm getiriniz, zira sizin salât ü selâmlarınız bana arz olunur.” buyurmuştu.

Bunun üzerine ashâb-ı kirâm:

“–Yâ Rasûlâllah! Vefât ettiğin ve Sen’den hiçbir eser kalmadığı zaman salât ü selâmlarımız Sana nasıl arz olunur?” diye sorunca Peygamber r:

“–Allah Teâlâ peygamberlerin bedenlerini çürütmeyi, toprağa haram kılmıştır.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât 201/1047, Vitir 26)

Bu dirilik hâli şehidlerde de tecellî etmektedir. Nitekim âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

“Sakın Allah yolunda öldürülenleri (şehidleri) ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allâh’ın lûtuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir hâlde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar...” (Âl-i İmrân, 169)

Muhakkak ki peygamberlerdeki dirilik, şehidlerdeki diriliğe kıyasla çok daha zirvededir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mülakatlar - Rahmet Peygamberi (s.a.v) ve Biz, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

EBEDÎ SAÂDET EFENDİMİZ'LE MÜMKÜN

Ebedî Saâdet Efendimiz'le Mümkün

MUHABBET TEZKİYEDEN NASIL GEÇECEK?

Muhabbet Tezkiyeden Nasıl Geçecek?

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İ SEVMENİN FAZİLETİ NEDİR?

Peygamber Efendimiz'i Sevmenin Fazileti Nedir?

ALLAH'IN PEYGAMBERİMİZE OLAN SEVGİSİ

Allah'ın Peygamberimize Olan Sevgisi

SAHABENİN PEYGAMBER SEVGİSİNE ÖRNEKLER

Sahabenin Peygamber Sevgisine Örnekler

PEYGAMBER SEVGİSİ İLE İLGİLİ HADİSLER

Peygamber Sevgisi İle İlgili Hadisler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.