Muhabbet Tezkiyeden Nasıl Geçecek?
Muhabbet nasıl âdeta rafine edilip temiz ve hâlis hâle gelir? Nasıl temizlenir, paklanır ve saf bir hâl alır? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi cevaplıyor.
Tezkiye, bütün duyguların îman süzgecinden geçirilerek arındırılması, âdeta rafine edilip temiz ve hâlis hâle gelmesi safhasıdır.
Muhabbet tezkiyeden nasıl geçecek?
Osman Nûri Topbaş: Yûnus Emre, dergâha alınmadan evvel, Taptuk Emre tarafından herkesin ayak bastığı eşikte bırakılıyor. Yûnus Emre, ilk metafizik çalkantılarını eşikte geçiriyor, benliğini bertaraf etme yolundaki ilk dersi eşikte veriyor. Ondan sonra dergâha kabul ediliyor. Yani o ilk basamakta, nefsi bertaraf etmek gerektiğini anlıyoruz.
Kibir, zemmedilmiş bir vasıftır. Cenâb-ı Hakk’ın kibre tahammülü yok. Cenâb-ı Hakk’ın ihsân ettiğine, «benimdir» demek, ne kadar hodgâmca ve gafilce, hatta cahilce bir davranıştır.
Akılcılar sevgi eksikliği ile maluldürler. Sevgi ile, muhabbetle bakamazsanız kafanız bulanır. Sonra niyetiniz bozulur. Niyet bozukluğu da insanı art niyete götürür. Devamlı «Kur’ân Müslümanlığı»ndan, Kur’ân’a bakmamız gerektiğinden bahsediyorlar. Peki, Kur’ân-ı Kerîm’deki şu âyetleri görmüyorlar mı?
Cenâb-ı Hak -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz için “لَعَمْرُكَ / Ömrüne yemin olsun…” (el-Hicr, 72) buyuruyor.
Asr Sûresi’nin ilk âyetinde وَالْعَصْرِ (el-Asr, 1) buyrulmak sûretiyle O’nun asrına yemin ediliyor.
Beled Sûresi’nin ilk iki âyetinde:
“Bu beldeye yemîn ederim -ki Sen bu beldede oturmaktasın.” (el-Beled, 1-2) buyrularak, beldesine, yaşadığı yere yemin ediliyor.
Yâsîn Sûresi’nde nübüvvetine, peygamberliğine yemin ediliyor:
“Yâsîn. Hikmet dolu Kur’ân hakkı için, Sen şüphesiz peygamberlerdensin. Sırât-ı müstakîm üzerindesin.” (Yâsîn, 1-4)
Cenâb-ı Hak, Efendimiz vasıtasıyla bizlere ulaştırdığı kitabını korumayı da kendi üzerine almıştır.
Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyruluyor:
“Kur’ân’ı kesinlikle Biz indirdik; elbette onu yine Biz koruyacağız.” (el-Hicr, 9)
Yine şöyle buyruluyor:
“Allah ve melekleri, Peygamber’e salât ederler. Ey mü’minler! Siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslîmiyetle selâm verin.” (el-Ahzâb, 56)
Rabbimiz bizlerden, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e tam bir teslîmiyet istiyor.
Namazdayken birisine selam versek namazımız bozulur. Oysa tahiyyatla Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e selam vermek vâcip hükmündedir. Cenâb-ı Hak, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i ne kadar çok seviyor ki, namazda tahiyyat ile selam verdiriyor.
Yine Cenâb-ı Hak O’nun nesebini en hayırlı nesep kılmıştır. Ehl-i beytinden bütün kirleri giderip onları tertemiz eylemiş ve Efendimiz ile birlikte onlara da salevât getirilmesini emir buyurmuştur.
Şûrâ Sûresi’nin 23. âyet-i kerîmesinde akrabalarına sevgi gösterilmesini istemiştir:
“İşte Allâh’ın, îman eden ve sâlih ameller yapan kullarına müjdelediği nimet budur. De ki: «Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum.» Kim bir iyilik işlerse onun sevabını fazlasıyla veririz. Şüphesiz Allah bağışlayan, şükrün karşılığını verendir.” (eş-Şûrâ, 23)
Zuhruf Sûresi’nin 44. âyet-i kerîmesinde kavmini ve aşîretini şereflendirmiştir.
Hanımlarını mü’minlerin anneleri kılmıştır.
Kızı Hazret-i Fâtıma’yı Cennet kadınlarının veya âlemdeki bütün kadınların hanımefendisi eylemiştir.
Hanımı Hazret-i Hatice’yi Cennet’te muhteşem bir köşk ile müjdelemiştir.
Torunları Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendileri, amcası Hazret-i Hamza’yı, şehitlerin efendisi, ashâb-ı kirâmını takvâ ehli kılmış ve onları bütün insanlardan seçerek O’na sahâbe eylemiştir.
Yaşadığı asrı, Âdemoğullarının en hayırlı asrı, «Asr-ı Saâdet» eylemiştir.
Kıble’sini insanlar için inşâ edilen ilk mâbede doğru yapmıştır.
Beldesini harem kıldığı gibi, Medîne’sini de harem kılmıştır.
Minber’ini Cennet’te Havz’ının üzerinde eylemiştir.
Evi ile Minber’i arasını Cennet bahçelerinden bir bahçe eylemiştir.
Uhud’u Cennet dağlarından biri yapmıştır.
Ümmetini merkez ve en hayırlı ümmet kılmış, diğer ümmetlere şâhit yapmıştır.
O’nun şeytanını kendisine boyun eğdirmiştir.[1]
İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh- şöyle der:
“Allah Teâlâ, kendi katında Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den daha kıymetli bir insan yaratmamıştır. Zira Cenâb-ı Hakk’ın, ondan başka birinin hayatına yemin ettiğini işitmedim.” (Ebû Nuaym, Delâilü’n-nübüvve, s. 63, nr. 21; Kâdî Iyâz, Şifâ, I, 105)
Yine Enbiyâ Sûresi’nin 107. âyet-i kerîmesinde:
“(Rasûlüm!) Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (el-Enbiyâ, 107) buyrulmaktadır.
Cenâb-ı Hak, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e az evvel ifade etmeye çalıştığımız bütün eşsiz zirve nimetleri ikrâm ve ihsân ettiyse, O’nu çok seviyor demektir. O hâlde biz de O ilâhî nimetin kıymetini takdir etmeye, O’na ihtirâm göstermeye, O’nu anlamaya, idrâk etmeye, yüceltmeye ve sevmeye koşmalıyız. Hatta ebedî saâdete nâil olabilmek için buna mecbûruz.
[1] Hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmuştur: “Benim şeytanım bana teslim oldu.” (Tirmizî, Radâ, 17; Müsned, III/309)
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mülakatlar - Rahmet Peygamberi (s.a.v) ve Biz, Erkam Yayınları












YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!