Cenâb-I Hak İle Kalben Beraber Olunan Zamanların Kıymeti

Asıl kıymet, Cenâb-ı Hak ile kalben beraber olabilmektir. Zira Kadir Gecesi’nde, Kâbe’de yahut Medine’de Efendimiz’in (s.a.v) huzurunda bulunsak bile, kalp Rabbinden gafilse o anların ne değeri kalır?

İbn-i Atâullah el-İskenderî Hazretleri buyurur:

“(Ey Allâhʼım!) Ânım seninle mâmur olmadıkça, Kadir Gecesiʼnde bulunmamın bile bir kadr u kıymeti kalmaz.

Âşık, aşka düştüğünde, onun nezdinde sevginin belli bir vakti olur mu?!”

Cenâb-ı Hak ile kalben beraber olunan bütün zamanlar, son derece kıymetlidir. Bunun zıddına, Kadir Gecesi kadar kıymetli bir zamanda bile, şâyet kalp Allahʼtan gâfil ise, o mânevî hazinenin kırıntısı dahî nasîb olmayabilir. Tıpkı bereketli Nisan yağmurlarının, taşlık bir araziye yağarak hiçbir fayda vermeden akıp gitmesi gibi…

Bunun içindir ki Abdullah Dehlevî Hazretleri şu îkazda bulunur:

“Zikirsiz, teveccühsüz ve Allah Teâlâ’ya muhtaç olduğunu düşünmeden, bir an bile geçirmemek gerekir. İnsanlar arasında iken dahî kalben zikirde ve Rabbine karşı uyanık bulunmak îcâb eder. Zira Hakk’ın feyzi nâgâh (ansızın) gelir, lâkin âgâh (uyanık) kalbe gelir![1]

Dolayısıyla Hak dostu ârif kullar, sadece mübârek gün ve geceler gibi belli vakitlerde değil, her zaman ve her yerde Cenâb-ı Hakʼla kalben beraberlik hâlinde yaşamayı düstur edinmişlerdir.

Nitekim Hazret-i Mevlânâ da:

“Hacca gidenler, orada Beytullâhʼın sahibini arasınlar. Oʼnu bulduktan sonra Kâbeʼyi her yerde bulabilirler.” buyurmuştur.

Yani mühim olan, her zaman ve mekânda Allâhʼa yönelmek, dâimâ Oʼnun rızâ ve muhabbetinin arayışı içinde bulunmaktır.

İşte böyle bir gönül için;

‒Her mekân, sanki Kâbe gibi ilâhî feyizlerin tecellîgâhı olabilir.

‒Hayır duâsını aldığı bir mazlum, belki bir hacc-ı ekber sevabı kazandırabilir.

‒İhyâ ettiği her gece, Kadir Gecesi gibi son derece bereketli ve muazzam bir mânevî kazanç vaktine dönüşebilir.

Mâlum olduğu üzere Kadir Gecesi ile alâkalı bir incelik de, Cenâb-ı Hak tarafından onun geceler arasına gizlenmiş olmasıdır. O mübârek gecenin ne zaman olduğu -bazı işaretler dışında- mahfuzdur. Ehlûllah, onun bazen Ramazan dışındaki aylarda dahî gelebildiğini ifade etmişlerdir.

Nitekim sahâbeden Abdullah ibn-i Mesʼûd -radıyallâhu anh-:

“Kim bütün seneyi ihyâ ederse, Kadir Gecesiʼnin de fazîletine ermiş olur.” buyurmuştur. (Müslim, Sıyâm, 220)

Bu büyük sahâbîye uyan İmâm-ı Âzam Hazretleri ile Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri de Kadir Gecesiʼnin sene içinde deverân ettiği ve mutlak sûrette Ramazanʼa mahsus olmadığı kanaatindedirler.[2] Bu ise Kadir Gecesi arayışını, bütün bir seneye yaymanın lüzumuna işaret etmektedir.

Nitekim Mevlânâ Hazretleri de bu hakikati ifade sadedinde şöyle buyurmuştur:

“Cenâb-ı Hakk’ın rızâsı, geceler arasında gizlenmiş «Kadir Gecesi» gibidir. Böyle olması da rûhun her geceyi denemesi, her geceyi ibadetle geçirmesi içindir.

Ey genç! Bütün geceler Kadir Gecesi değildir ama, her gecenin Kadir Gecesi olma ihtimali de yok değil!..”

Dolayısıyla, Ramazân-ı Şerîfʼte nasıl ki kulluk gayretlerimizi artırıyorsak, bu gayreti mümkün mertebe bütün ömrümüze de teşmil etmeye çalışmalıyız. “Her geceyi Kadir, her gördüğünü Hızır” bilmek şuuruyla, ömrümüzün her ânını Rabbimizʼin rızâ ve muhabbetinin arayışı içinde değerlendirmeliyiz.

Şunu unutmayalım ki Müslümanlık, sırf Ramazân-ı Şerîfʼe, bayramlara, kandillere, velhâsıl belli zamanlara mahsus bir merâsim değil, ömürlük bir takvâ hayatıdır. Dolayısıyla Ramazân-ı Şerîfʼten sonra da ibadet hayatımız ve İslâmî hassâsiyetlerimiz hususunda rehâvete kapılmayalım. O mübârek ayda kazandığımız güzel hasletleri terk etmeyelim, kulluk gayretlerimizden fire vermeyelim.

Zira hadîs-i şerîfte buyruluyor:

“Amellerin Allah Teâlâ’ya en sevimli olanı, az da olsa devamlı yapılanıdır.” (Müslim, Müsâfirîn, 218)

Şunu da unutmayalım ki Ramazân-ı Şerîfʼten alınan dersleri, bilhassa ferdî ve içtimâî ibadetlere yoğunlaşma heyecanını, haram ve şüphelilerden sakınma hassâsiyetini, en çok da şefkat, merhamet, nezâket ve zarâfeti, senenin diğer aylarında da ne kadar muhafaza edebiliyorsak, Ramazanʼımız Allah katında o nisbette makbul olmuş demektir. Zira ibadetlerimizin kabûlünün delili, onların alâmeti olan güzel ahlâkın, hâl ve davranışlarımızdaki tezâhürleridir.

Diğer taraftan, Ramazân-ı Şerîfʼte yaptığımız ibadet, tâat, hayır ve hasenât; tıpkı duâlarımız gibi, Cenâb-ı Hakk’ın kabûlüne muhtaçtır. Bu sebeple Hak dostu âlim ve ârifler; sadece Ramazân-ı Şerîfʼi idrâk etmeyi yeterli görmemiş, ardından, o mübârek aydan lâyıkıyla istifade edenlerden olabilmek için de Cenâb-ı Hakkʼa ilticâ etmişlerdir.

Nitekim Muallâ bin Fadl -rahmetullâhi aleyh- şöyle der:

“Selef-i sâlihîn (geçmişteki sâlih zâtlar), Cenâb-ı Hakk’a, altı ay boyunca kendilerini Ramazan’a ulaştırması için duâ ederlerdi. Geri kalan aylarda da idrâk ettikleri Ramazan’ı kabul buyurması için duâ ederlerdi.” (Kıvâmu’s-Sünne, et-Terğîb ve’t-Terhîb, II, 354)

Yani Hak dostları nezdinde Ramazân-ı Şerîf, âdeta senenin kalbi ve nabzı gibidir. Onlar, sene boyunca Ramazan rûhâniyetini muhafaza ederek bir sonraki Ramazan’a aynı gönül feyziyle ulaşabilmeyi, böylece âdeta Ramazan merkezli bir ömür sürmeyi düstur edinmişlerdir.

Esasen bütün hayat, son nefese hazırlık mâhiyetindedir. Bizler de ömrümüzü mümkün mertebe Ramazân-ı Şerîfʼin feyz ve rûhâniyeti içinde geçirmeye gayret edelim ki son nefesimiz -inşâallah- ebedî bir bayram sabahı olsun…

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2026 – Nisan, Sayı: 482

İslam ve İhsan

HAYATIN İÇİNDE ALLAH İLE BERABER OLMAK

Hayatın İçinde Allah İle Beraber Olmak

ALLAH İLE BERABER OLMANIN SIRRI

Allah İle Beraber Olmanın Sırrı

ALLAH İLE OLMAK: GÖNLÜN HAK'LA BERABERLİĞİ

Allah ile Olmak: Gönlün Hak'la Beraberliği

ALLAH İLE BERABERLİK ŞUURU

Allah ile Beraberlik Şuuru

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle